İsrail ile ilişkiler tek boyutlu olamaz

Televizyonlarda, Türkiye'yi ziyarete gelen İsrail Başbakanı Olmert'in, Başbakan Erdoğan ile ortak basın toplantısını seyrediyorum. Erdoğan, ABD'deki Ermeni tasarısına aldırmadan, daha önce Mescid-i Aksâ konusundaki ikazını tekrarlıyor.

Televizyonlarda, Türkiye'yi ziyarete gelen İsrail Başbakanı Olmert'in, Başbakan Erdoğan ile ortak basın toplantısını seyrediyorum. Erdoğan, ABD'deki Ermeni tasarısına aldırmadan, daha önce Mescid-i Aksâ konusundaki ikazını tekrarlıyor. Olmert'in bu kazı ile ilgili getirdiği fotoğraflardan tatmin olmadığını; Olmert'e Türk uzmanlardan kurulu bir ekibin incelemesini teklif ettiğini ve bu teklifinin İsrail Başbakanı tarafından kabul edildiğini söylüyor. Filistin meselesinde de Erdoğan'ın
vekarı ve dik duruşu takdire değer bir tesbittir. Olmert'in de olumlu ve mutedil yaklaşımı dikkat çekiyor. Özellikle, Olmert'in, Türkiye hakkındaki 'bölgenin güçlü merkez ülkesi' tanımlamasını ilgi çekici buluyoruz.
***
Yahudiler, Filistin'den sürüldükten sonra tam ikibin yıl vatansız yaşadılar. Bu uzun tarih devresi içinde, Türkler dışında Yahudilere sahip çıkan olmadı. Her zaman horlandılar ve itilip kakıldılar. L. Oliphant, 1879'da Osmanlı Devleti'ne sunduğu 33 maddelik teklif ile Filistin'de Yahudiler için yer satın almak istedi. Siyonizm'in kurucusu
Dr. T. Herzl de, II. Abdülhamid'e aynı mahiyette bir teklifte bulundu. Fakat bu teklifler, 'Vatan toprağı satılamaz' cevabıyla reddedildi. Osmanlı'nın parçalanmasını tâkiben Yahudiler Filistin'i ele geçirdiler ve ikibin yıllık serüvenden sonra 1948'de 'İsrail Devleti'ni kurdular.
Lâkin, ikibin yıllık vatansızlığın korkusu, siyonizmin 'arz-ı mevûd' (Tevrat'ta vâdedilmiş topraklar) hayali ve Osmanlı'dan sonra bölgenin alt üst olan dengesi, bu toprakları Ortadoğu'nun ve dünyanın çıbanbaşı hâline getirdi.
Nil ile Fırat arasındaki bölge olarak tarif edilen arz-ı mevûd'un batı ucu olan Nil'e, 1967'deki Arap-İsrail savaşı sonunda ulaşan Yahudiler; içiçe oldukları ABD'nin Irak'ı işgali neticesinde, arz-ı mevûd'un doğu ucundaki Fırat'a kadar uzanabildiler.
***
İslâmiyette ırkçılık yasaklanmıştır. Bizim tarihimizde hiç bir dine ve ırka karşı düşmanlık yoktur. İslâmı en iyi anlayan ve uygulayan
Türkler, Batı'nın antisemitizmine ve Ortadoğu ülkelerindeki ideolojik Yahudi düşmanlığına kapılmamışlardır. Bilakis Osmanlı döneminde Yahudiler hep himaye görmüşler; Cumhuriyet döneminde de İsrail ile iyi ilişkiler kurulmasına itina edilmiştir. Her iki halk arasında da tarihten intikal eden iyi münasebetler devam etmektedir.
İsrail ve Türkiye arasında, herhangi bir dost ülkeyle olduğu gibi doğrusal ve tek boyutlu bir diplomasi yürütmek mümkün değildir. Çünkü;
Bir defa, İsrail aysbergin görünen yüzüdür. Dünyadaki yahudi sayısının üçte birinden azı İsrail'de yaşamaktadır. Süper güç ABD'nin yönetiminde, uluslararası sermaye ve medya çevrelerinde İsrail'in büyük ölçüde nüfuzu vardır. Mossad'ın istihbarat teknolojisinin CIA'dan bile daha üstün olduğu bilinmektedir.
İkinci olarak, İsrail'in Ortadoğu'da, özellikle Filistin'deki saldırgan, yayılmacı ve zulümle dolu politikasını tasvip etmek mümkün değildir. Ancak, bu konuda İran, Suriye, Hamas ve Hizbullah bakış tarzı ve tavrı içinde de olunamaz. Türkiye, Osmanlı'nın vârisi ve bölgenin denge unsuru olarak politikasını hassasiyetle ve adaletle uygulamalıdır.
***
Türkiye'nin İsrail konusundaki politikasında şu hususlara dikkat etmesi gerekir:
1. Türkiye, İsrail ile ilişkilerinde fevkalâde dikkatli olmalı, hata yapmamalı ve İsrail'i karşısına almamaya çalışmalıdır (Bu konuda Meşal ile yapılan görüşmenin yanlışlığını örnek olarak gösterebiliriz).
2. Türkiye, ABD ile ilişkilerinde İsrail'i ve Amerika'daki yahudi lobisini değerlendirmelidir.
3. Türkiye, Ortadoğu'da barışın sağlanması için daha aktif bir politika takip etmeli ve hakem rolü oynamalıdır.
4. İsrail'in Kuzey Irak'taki faaliyetleri yakından takip edilerek önlenmeye çalışılmalıdır.
5. Türkiye, İsrail'in Ortadoğu'daki korkusu ve güvenlik paranoyası konusunda, koruyucu bir merkez ülke olduğu teminatını vermelidir.