İşte, yargının iflasının vesikası!

Anayasa Mahkemesi'nin tam 36 sayfalık tekrarlarla dolu ünlü '367 Kararı'nın gerekçesini okuyorum.</br>Her nedense aklıma, bizim Korkut Ağabey'in (Özal) meşhur fıkralarından...

Anayasa Mahkemesi'nin tam 36 sayfalık tekrarlarla dolu ünlü '367 Kararı'nın gerekçesini okuyorum.
Her nedense aklıma, bizim Korkut Ağabey'in (Özal) meşhur fıkralarından biri geliyor. Atıp tutmayı seven bir padişahın çok becerikli bir dalkavuğu varmış. Bir gün padişah, 'Bir ok attım kebap oldu' demiş. Herkes şaşkın etrafına bakınırken dalkavuk atılmış, 'Sultanım oku atınca bir kayaya isabet etti. Meğerse kaya çakmak taşıymış. Çıkan kıvılcımdan kuru otlar tutuştu ve oradan geçmekte olan bir tavşan pişip kebap oldu' diyerek bu zırvayı izah etmeye çalışmış. Padişah bu açıklamadan memnun bir hâlde, 'Bir ok attım zerde oldu' deyince, dalkavuk kavuğunu çıkarıp 'İstifa ediyorum Padişahım' demiş. 'Ben dağın başında kazanı, şekeri, pirinci, safranı nereden bulup da zerde yapayım?..'
Teşbihte hata olmaz. AYM'nin bir hafta öncesinden ilan edilen 9-2'lik kararının gerekçesini okumuş olsaydı, fıkradaki dalkavuk dağ başında
nasıl zerde pişirileceğini öğrenmiş olurdu.
***
Ben ömrümde bu kadar zayıf bir gerekçe görmedim. Olay açıkça ortadadır. 27 Nisan'da Muhtıra verildikten ve 29 Nisan'da Baykal açıkça baskı yaptıktan sonra, AYM toplanıp gerekçesini hiç düşünmeden tamamen siyasî mahiyette bir iptal kararı almıştır (Bu arada, Başkan Tuğcu ile üye Kantarcıoğlu'nun, dava konusu uygulamanın eylemli içtüzük değişikliği olmadığı ve iptal isteminin görevsizlik sebebiyle reddi gerektiği yönündeki karşı oy yazıları da ilgi çekicidir).
Daha sonra, özellikle Meclis Başkanı'nın sıkıştırması neticesinde, bu istimi arkadan gelen alelacayip gerekçe hazırlanmıştır.
Gerekçeyi okuduğunuzda, kaleme alanların nasıl zorlandığı ve hukuktaki temel kavramları dahi yanlış yorumlayıp, Anayasa'daki hükümlere nasıl ters takla attırarak uydurma hükümler kurduklarını görüyorsunuz.
Bir avuç jakoben hukukçunun bilinen görüşlerinin tekrarlandığı gerekçede, bütün varsayımlar 'Özel hüküm-Genel hüküm' ilişkisi üzerinden yürütülmeye çalışılmış. Halbuki, bu olayda söz konusu olan 'Temel hüküm-Yardımcı hüküm' ilişkisidir. 96. maddedeki 'başkaca bir hüküm yoksa' ifadesi, bir yardımcı hükmü işaret ediyor. Açıkça görülüyor ki 102. maddede başkaca bir hüküm yoktur. Hâl böyleyken, AYM'nin 9 üyesi, paşa keyiflerince yeni hüküm kurmuş oluyorlar.
Diğer taraftan, 102. madde, gerekçede iddia edildiği gibi, 'İlle de uzlaşın' demiyor. Tam aksine 'Mümkünse uzlaş ama olmuyorsa mutlaka seç' diyor.
Lâkin, haklarını da yemeyelim; Anayasa hükümlerini bu derece tersinden alıp yorumlayarak gerekçe yazmak da bir marifettir.
***
Salı günkü yazımda, hazırlanacak 'yeni Anayasa'nın kısa, öz ve 35-40 maddeyi geçmeyecek şekilde olması gerektiğini belirtmiştim. Bu sözde AYM gerekçesini görünce fikrimi değiştirdim.
Ya, birçok ülkede olduğu gibi AYM üyelerini parlamentodan seçersiniz ve ideolojik peşin hükümlü kişilerin değil gerçek tarafsız, bilgili hukukçuların bulunmasını sağlarsınız; ya da bu durum devam edecekse, Anayasa'yı, bırakınız yoruma açık 35-40 maddeye indirmeyi; bilakis 177 maddelik Anayasa'yı 500 maddeye çıkarıp yönetmelik gibi düzenler, istismarına mani olursunuz. Lâkin, eminim ki bu zihniyet devam
ederse, 'zerde pişiriciler' eksik olmayacaktır.
***
Bu bir hukukî gerekçe değil, Türkiye'de yargının iflasının vesikasıdır.