Kaza mı, cinayet mi?

Sevgili okuyucular, bu Pazar sizlere hepinizi yakından ilgilendirdiğini bildiğim bir olayı anlatacağım. Sakın başlığa bakıp da size hoşça vakit geçirmek için polisiye bir hikâye anlatacağımı sanmayınız.

Sevgili okuyucular, bu Pazar sizlere hepinizi yakından ilgilendirdiğini bildiğim bir olayı anlatacağım. Sakın başlığa bakıp da size hoşça vakit geçirmek için polisiye bir hikâye anlatacağımı sanmayınız. Bu, sadece sık sık karşılaştığımız trajikomik bir olaydır.
Kısacası, bir trafik kazasından söz edeceğim.
Geçen Cumartesi günü, Pazartesi'ni de ayarlayarak üç günlüğüne tatil yapalım dedik. Alanya yakınlarında kesemize uygun bir otel bulduk. Yakınlarımla beraber iki arabayla sabah 06.00'da Ankara'dan yola çıktık. Konya üzerinden Alanya'ya ulaşmayı planlıyorduk.
Lâkin, daha yolun başlangıcında tatilimiz burnumuzdan geldi. Ankara'dan Konya istikametine doğru Ahiboz'u geçtik; 43. kilometrede yokuş aşağı hareket halindeyken, birdenbire karşımıza yeni mıcır çekilmiş bir yol çıktı. Trafik kalabalıktı; özellikle büyük araçlar yola sıralanmıştı. Bu durumda süratimiz 80 km'nin altındaydı. Buna karşılık mıcırlı yolu görünce hızımızı azaltıp 60 km'nin altına düşürdük. Fakat arkamızdan gelen ikinci arabamız kayarak yolun ortasına savruldu. Oradan da çift yolun arasındaki hendeği aşıp geliş istikametindeki yola geçti. Karşıdan gelen TIR'dan kaçarak kıl payıyla kendisini şarampole attı. Kaza geçiren arabamızda çok sevdiğim 3 yaşında Emirhan adında bir oğlan çocuğu vardı. Arabadan deli gibi fırlayıp karşıya doğru koştum. İki yanımdan TIR'lar, kamyonlar teğet geçiyorlardı.
* * *
Biliyorum, şimdi bana, 'Ne var bunda? Hergün benzerlerini görüyoruz' diyeceksiniz. Ancak, olay bununla da bitmedi. Ufak tefek yaralanmalar dışında, mucizevÓ bir şekilde can kaybı vermemiştik. Kaza geçiren arabadaki bir yakınım, 'Epeydir trafik kazası geçirdiğim yoktu da iyiydim' dedi çarpan başını tevekkülle tutarak...
Lâkin, 20 dakika içinde bu mıcırlı tuzakta, bizimkiyle beraber tam 5 araba kayarak kaza yaptı. Bunlardan 2'si taklalar attı ve ağır yaralılar gördük. Öyle ki, bizim enişte, arabasını civardaki bir tesisin duvarının dibine sakladı ve bunu yaptıktan birkaç dakika sonra, mıcırlı yoldan uçan bir araba daha önce bulunduğumuz yere yuvarlandı. Âdeta bir film setinde gibiydik. Sanki bir kamera şakası yaşıyorduk.
Derhal jandarmaya ve polise telefon ettik. Bu arada mıcırzedeler havada uçmaya devam ediyordu.
* * *
Olayın asıl trajikomik tarafı da burada başlıyor. Polis, kaza raporunda özetle şunları yazmış: 'Hava açık, yol asfalt ve düzgün, 1500 metre önce yol yapım çalışması levhası var. Kaza yapan araba, karşı şeride geçerek can güvenliğini ihlâl etmiştir.' Şu komediye bakınız ki, hem yol yapım çalışması var, hem de yol asfalt ve düzgün deniliyor. Sanki karşıya keyfinden geçmiş gibi, arabanın ters şeritte trafik ihlali yaptığını yazıyor.
İşin daha da acı olan tarafı, sözkonusu levhanın bu seri kazalardan sonra alelacele getirilip konulmasıdır.
Bu arada açtığımız telefonlar üzerine kaza mahalline gelip bayrak sallamaya başlayan karayolu işçilerine, mıcır dökülen yolun nasıl olup da trafiğe açık bırakıldığını soruyoruz. 'Abi' diyorlar, 'Mıcır böylece daha çabuk yerine oturuyor...'
* * *
Şimdi söyleyiniz bana sevgili okuyucular, bu olay kaza mı, cinayet mi?...
Bana göre bal gibi cinayettir. Cinayetin faili, T.C. Karayolları'dır. Polis ile Jandarma da bu cinayete kaza süsü veren suç ortaklarıdır.
Arabayı kullanan yakınıma, 'Karayolları hakkında dava açalım' dedim. Acı acı gülerek başını salladı: 'Biliyorsun ağabey, devlet malı haczedilemez. Davayı açıp kazansak da tazminatımızın ödenmesi on yıllar alır' dedi.
* * *
İnsan hayatının Türkiye'deki kadar ucuz olduğu bir başka ülke biliyor musunuz?..