Kıbrıs'ta tuhaf şeyler oluyor

Silifke'nin girişinde, Gülnar yol kavşağındaki 'Kıbrıs Şehitliği'ni ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Güzel bir ormanın içinde, mütevazı bir müzenin yanında, her ağacın altında bir şehit Mehmetçik yatıyor.

Silifke'nin girişinde, Gülnar yol kavşağındaki 'Kıbrıs Şehitliği'ni ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Güzel bir ormanın içinde, mütevazı bir müzenin yanında, her ağacın altında bir şehit Mehmetçik yatıyor. Ağaçlar, altında yatan Mehmetçiğin ağacı olmuş. Subay, astsubay ve erlerden meydana gelen 456 şehidimiz, yattıkları yerden uğruna şehit oldukları Kıbrıs'ı seyrediyorlar. 1974'deki 'Barış Harekâtı' sırasında 510 Mehmetçik şehit düşmüş; 1956 yılından itibaren 1669 Kıbrıs Türkü vatanı uğrunda şehit olmuş... 1974'e kadar Kıbrıs Türkü'nün başına gelmeyen kalmamış. Sonradan ortaya çıkarılan toplu mezarlar, Rumların yaptıkları katliamı açıkça gösteriyor.
* * *
Geçtiğimiz Pazar 18 Mart 'Şehitler Günü'nde sadece Çanakkale Şehitlerini değil, vatan uğrunda canını veren bütün şehitlerimizi ve tabiî 'Kıbrıs Şehitlerini' de andık. Bu anlamlı günde, KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın da, Başbakanı Soyer'in de, Silifke'ye gelip her şeylerini borçlu oldukları bu şehitleri ziyaret etmeleri gerekirdi. Hiç değilse, KKTC'deki şehitler günü törenine katılmalıydılar.
Bırakınız bütün bunları, onlar iktidar partisi CTP'nin kurultayını özellikle şehitler gününe denk getirdiler. Kurultay'da şehitler için saygı duruşunda bile bulunmadılar. İstiklâl Marşı yerine de, İtalyan komünistlerinin faşist işgalin kaldırılması için yazdıkları 'Çavbella'yı, kurultaya davetli Kıbrıs'lı Rum politikacılarla birlikte hep bir ağızdan söylediler. Böylece, 'Türk askeri'ni 'işgalci' olarak ilan eden Rumlarla aynı safı tuttular.
* * *
Kıbrıs Rum Meclisi'nin 2003'te çıkardığı bir kanunla 'Kıbrıs, Hellenizmin ayrılmaz bir parçasıdır' görüşü ve ENOSİS politikası devam etmekteyken, KKTC'nin yönetiminde gayrı millî, Rum muhibbi, bağımlı kişilerin bulunması, Kıbrıs Türkleri için de, Türkiye için de bir talihsizliktir. Kuruluşundan beri CTP, Türkiye ve Türk Ordusu aleyhtarı bir çizgide olmuştur. Ne yazık ki, Türkiye'yi idare edenler CTP'nin bu misyonunu farkedememişler ve Denktaş gibi bir 'Millî Kahraman'a karşı, bu kişileri el altından desteklemişlerdir.
Bu kişiler, bir taraftan KKTC'de Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık gibi makamları işgal ederken, diğer taraftan sanki Kıbrıs'ta uzlaşmaya Türk Ordusu ve Türkiye engel oluyormuş gibi bir hava yaymaya çalışmışlardır.
Özellikle Talat'ın, bu konudaki gafları uzun bir liste tutmaktadır. Talat, kasıtlı bir tutumla TSK'yı 'öcü' gibi göstermeye çalışmakta; Türkiye'nin kesesinden demokrasi havariliğine soyunmaktadır.
Talat, geçen Ramazan Bayramı'nda, geleneksel olarak 1963'ten beri Sancaktar'la ve 1974'ten beri Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı ile birlikte kabul ettikleri kutlamaları kaldırmış ve halkın tepkisini çekmiştir. Sonuç olarak, Kıbrıs Türk halkı Talat'ı değil, Komutan'ı kutlamaya gitmiştir.
Gene, Cumhuriyet Bayramı'nda Lefkoşa'daki törende, daha önce defalarca provalar yapıldığı halde, Barış Kuvvetleri adına konuşan Albayı, haberi olmadığı gerekçesiyle alkışlamamıştır.
Talat, özellikle 'Lokmacı Köprüsü' olayında, TSK'yı istismar ederek Rumların eline büyük bir koz vermiştir. Önce, kendisine göre jest olsun diye Köprü'yü yaptırıp, sonra Genelkurmay'ın itirazına rağmen yıktırarak puan almaya çalışması, Rumları güldürmekten öte bir tesir icra etmemiştir. Üstelik Rumlar bu komediyi, 'Kıbrıslı Türklerin TSK'ya karşı bir direnişi' olarak uluslararası platformlarda lanse etmişlerdir.
* * *
Herhalde benim TSK'nın siyasete müdahalesine karşı olduğum hususunda kimsenin şüphesi yoktur. Ancak, Kıbrıs'taki olayları, askerin siyasete müdahalesi olarak değerlendirip Türk Ordusu'nu istismar ederek çirkin politika yapmak, kelimenin tam anlamıyla 'nankörlük'tür.
Bir Şehitler Günü'nde, İstiklâl Marşı yerine 'Çavbella' çığırtkanlığını politika sananlar, başta kendi canları, namusları ve hürriyetleri olmak üzere, oturdukları koltukları Türkiye'ye ve Türk Ordusu'na borçlu olduklarını unutmasınlar.