Kim sağcı, kim solcu?

Türk ve İslâm Medeniyeti'ne göre, 'sağ' kavramı, 'sol' kavramının hep bir adım önünde olmuştur.

Türk ve İslâm Medeniyeti'ne göre, 'sağ' kavramı, 'sol' kavramının hep bir adım önünde olmuştur. Bu millet, bin yıldan uzun bir dönemde, 'kitabı sağ tarafından verilenlerden olmak' için dua etmiş; sağı uğurlu saymış ve aksilik yapan biriyle karşılaşınca 'Solundan mı kalktın?' diye azarlamıştır. Müslüman Türklerin indinde 'sağ' selamet, 'sol' felaket olarak değerlendirilmiştir. Yani, sizin anlayacağınız, siyasette sol, sağa karşı maç henüz başlamadan 1-0 mağlup duruma düşmüştür.
* * *
Sağ ve sol kavramları, siyaset terminolojisine, 1789 Fransız İhtilâli'nden sonra kurulan Fransız Kurucu Meclisi'nde 'jirondenler'in 'solcu', 'montaryarlar'ın 'sağcı' olarak anılmasıyla girdi. Aslında, her iki grubun temelinde de 'jakobenler' bulunuyordu. Daha sonra bu ayırım, siyasal bilimler teorisinde yer ederek 'siyasî yelpaze'nin ortaya çıkmasını sağladı.
Siyasî partilerin, grupların, görüşlerin ve kişilerin 'sağ' ve 'sol' ekseninde ayrılarak etiketlendirilmesi, şüphesiz siyaset yorumcularına kolaylık sağlamıştır ve halen bu eksende yapılan ayrımlar geçerli olmaktadır.
Ancak, milletimizin büyük çoğunluğu bu kavramları değişik şekilde algılamaktadır. 1960 sonrasında yaşanan Soğuk Savaş, halkımızın gözünde son derece olumsuz bir 'solcu' tiplemesi ortaya çıkarmıştır.
Bu tip, anarşist ve teröristtir; adam kaçırır, banka soyar; inançsızdır, dini afyon olarak görür; bayrak, vatan düşmanı ve enternasyonalisttir. Halkımız bu tipi sevmemiştir.
Solun değerleri ve kitleleri hareketlendiren mesajları, Türkiye'de verilememiştir. Solcu partiler, beceriksiz, projesiz, çok konuşan ve iş üretemeyen partiler olarak görülmüştür. İşin tuhaf tarafı, solcu ve sosyal demokrat geçinen partiler, demokrasi karşısında daima devletin ve antidemokratik devletçi baskıların yanında yer almışlardır.
* * *
Sol görüşlü hocamız Prof. Dr. İdris Küçükömer, 1960'lı yıllarda kaleme aldığı 'Düzenin Yabancılaşması' isimli eserinde, 'sağ' ve 'sol' partileri, alışılmış tasnifin dışında şu şekilde tablolaştırmıştır:
Sağ Partiler: İttihat ve Terakki Fırkası (İTF), Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF) ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) .
Sol Partiler: Hürriyet ve İtilâf Fırkası (HİF), Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TCF), Serbest Cumhuriyet Fırkası (SCF), Demokrat Parti (DP) ve Adalet Partisi (AP).
Aynı mantıkla, mevcut siyasî partilerden AK Parti'yi de 'sol partiler silsilesi'ne dahil etmek mümkündür. Buradaki mantık, millet iradesine ve halka yakınlık, feodal ve jakoben güçlere uzaklık şeklinde açıklanabilir.
* * *
Bu çerçevede, değerli dostum, demokrat ve halkın değerleriyle hemfikir Ertuğrul Günay'ın AK Parti'de yer alması garip karşılanmamalıdır. Bence, Günay, AK Parti'ye geçmekle, klâsik jakoben çizgideki CHP sağından kopmuş ve solun değerlerini taşıyarak siyasetteki yeni yerini belirlemiştir.
Sağın milliyetçi ve muhafazakâr değerleri elbette önemlidir. Lâkin faşist devletçilikle örtüşen ve millet iradesine ters bakan siyasî partiler ve gruplar, kendilerini sağcı ya da solcu olarak tanımlasalar da, milletin haklarındaki teşhisini değiştiremezler.
* * *
Ben, kendimi hayatım boyunca sağcı ya da solcu olarak değerlendirmedim. Bence, milletin milli, manevî değerlerini taşımak ve milletin iradesine saygılı olmak... İşte bütün mesele budur.