Kürt konusunda yeni gelişmeler ve planlar

TSK'nın Irak'ın kuzeyindeki terör örgütüne yönelik sınır ötesi harekâtı başarılı oldu.

TSK'nın Irak'ın kuzeyindeki terör örgütüne yönelik sınır ötesi harekâtı başarılı oldu.
Harekât neticesinde, uluslararası plâtformda genellikle Türkiye'ye hak veren yorumlar yapıldı. Bu konuda, özellikle ABD yetkililerinin desteği dikkat çekiciydi.
Operasyonlar devam ederken, Başbakan Erdoğan'ın terör örgütü mensuplarına 'dağdan inme' çağrısı ve TCK'da 'pişmanlık' hâlini düzenleyen 221. maddenin 'esnetilerek' uygulanacağının söylenmesi, üstü kapalı bir 'af beklentisi' havası estirdi.
Hükûmetin 'sivil harekât planı' olarak takdim edilen pakette, teröre bulaşmış kişilerin yeni pişmanlık uygulamasıyla topluma kazandırılması ve ekonomik-sosyal tedbirler yer alıyor.
Bu gelişmeleri müspet karşılıyor ve destekliyoruz.
* * *
Bu süreci gerçekçi bir şekilde tahlil edebilmek için önemli gördüğümüz bazı hususlara temas etmek istiyoruz:
Evvelâ, yapılan sınır ötesi harekâtın, Türkiye'nin gücünü ve itibarını göstermek bakımından isabetli olduğunu ifade edelim. Operasyonun diplomatik bakımdan başarılı bir uygulamayla yürütüldüğü de görülmektedir. Ancak, operasyonun yapılabilmesi için ABD'nin rızasının ve desteğinin alınması, harekâtın ABD'nin çizdiği sınırlar çerçevesinde kalmasıyla mümkün olabilmiştir. Bu durumun, operasyonun riskini azalttığı ve bir bakıma uluslararası zeminde destek sağladığı için faydalı olduğu söylenebilir. Lâkin, operasyonun gecikmesi, terör örgütü militanlarının büyük kısmının Irak'ın içlerine çekilmesi sonucunu doğurmuştur. Sadece bir gecede, KDP'li peşmergelerin desteğinde 200 civarında PKK'lı teröristin Telafer üzerinden Sincar'a taşındığı bilinmektedir.
Yapılan operasyonun medyada büyütülmesi, hiç şüphesiz Türkiye'ye psikolojik harekât bakımından bir üstünlük sağlamıştır. Ancak, bu müdahaleler neticesinde PKK'nın tamamen tükenişini beklemek gerçekçi olmayacaktır. Nitekim, 1995'te Zeli kampına yapılan operasyon da çok başarılı olmuş fakat daha sonra PKK yeniden güç kazanabilmiştir.
Güneydoğu'da ekonomik ve sosyal tedbirlerin uygulanması için PKK'nın bitişini beklemeye lüzum yoktur. Esasen, bu bölgemizin, eğitim, sağlık, istihdam konusunda sosyal projelerle ve çeşitli teşvik ve yatırımlar konusunda ekonomik projelerle desteklendiği bilinen bir gerçektir. Bu alanda Menderes, Demirel ve Özal dönemlerinde önemli projeler uygulanmıştır. Erdoğan döneminde de bu projelere artan bir hızla devam edilmesi memnuniyet vericidir. Başarılı bir sınır ötesi harekâtla birlikte, Güneydoğu'da yeni ekonomik ve sosyal projelerin hazırlanması önemlidir ama bu hamlenin güvenlik tedbirleriyle beraber uygulanması lâzımdır.
* * *
Bu konuda bizi endişeye düşüren üç gelişmeyi işaret etmek istiyoruz: Birincisi, Economist'in, Erdoğan'ın Bush'a verdiğini iddia ettiği tavizlerle ilgilidir. Erdoğan'ın yalanladığı bu habere göre, operasyonda destek karşılığında 'af' ve 'Kuzey Irak Kürt Yönetimi'ni tanıma sözü verilmiştir. Biz, Başbakan Erdoğan'a inanıyoruz ama 'pişmanlık' ve 'peşmerge yönetimiyle diyalog' konularında bazı gelişmeler olduğunu da görüyoruz.
İkincisi, Avrupa ülkelerinde 'Kürt sorunu' konusunda çeşitli toplantıların yapılmasıdır.
Özellikle İngiltere'de 'Chattam House'nin toplantısı endişelerimizi arttırıyor. Batı bize, 'Tamam, sizi terörle mücadelenizde destekledik; şimdi sıra Kürt sorununu çözmeye geldi' demek istiyor. Herhalde bu 'çözüm' de kestedilen ekonomik ve sosyal tedbirler olmasa gerektir.
Üçüncüsü, Türkiye'de öteden beri sınır ötesi harekâta ve güvenlik tedbirlerine karşı çıkıp, 'siyasî, sosyal, ekonomik, demokratik' çözümden bahseden çevrelerin son günlerde iştahlarının kabarmasıdır.
Özetle 'sivil harekât planı'nı elbette destekliyoruz. Lâkin, bunu 'federasyon süreci'nin bir parçası ve merhalesi olarak görmüyoruz.