Millet iradesine karşı suikast

Sevgili okuyucular, bu Pazar çok üzgünüm. Türkiye, gene göz göre göre yeni bir açmaza sürüklenmek isteniyor. Milletin iradesine saygı duymayanlar, hukuku eğip bükerek...

Sevgili okuyucular, bu Pazar çok üzgünüm. Türkiye, gene göz göre göre yeni bir açmaza sürüklenmek isteniyor. Milletin iradesine saygı duymayanlar, hukuku eğip bükerek, yargıyı istismar ederek zorbalık ve dayatmalarla TBMM'nin Cumhurbaşkanı seçmesine mani olmaya çalışıyorlar. Her zaman olduğu gibi, millî iradenin desteğini alamayanlar, 'yargı oligarşisi' nden medet umarak millî egemenliği ortadan kaldırma gayreti içindedirler.

367 saçmalığı
Efendim, bildiğiniz gibi, parlamenter demokratik sistemin uygulanmaya çalışıldığı ülkemizde, Cumhurbaşkanı TBMM tarafından seçilir. Bu seçimin nasıl yapılacağı da Anayasa'nın 102. maddesi'nde açıkça hükme bağlanmıştır. Bu açık hükme rağmen, bir kısım peşin hükümlü jakoben hukukçularla CHP'nin malûm zorba zihniyeti elele vererek, toplantı yeter sayısının 367 olduğunu ileri sürüyorlar.
Yazımı yazmadan önce, Anayasa'nın gerekçesini ve bu maddenin görüşme tutanaklarını teker teker inceledim. Burada uzun uzadıya anlatacak değilim; ancak şu kadarını kaydedeyim ki, bütün tutanaklardaki beyanlar, bilakis Cumhurbaşkanı seçiminin kolaylaştırılmasını öngörmektedir. Sadece, 102. maddenin gerekçesindeki şu ifadeler dahi, basit bir teleolojik (amaçsal) yorumla 367 engelinin bulunmadığını anlatmaya yeterlidir: 'TBMM uzun olmayan bir süre sonunda tercih yapmaya zorlanmakta ve seçimin müzminleşmesi önlenmektedir.'
1982 Anayasası yürürlüğe girdikten sonra bu maddeye göre üç defa Cumhurbaşkanı seçilmiş; Özal'ın, Demirel'in ve Sezer'in seçimlerinde hiçbir şekilde 367 şartı aranmamıştır.
Gene CHP zihniyetinin mesele çıkarıp Genel Kurul Toplantısı'na girmediği 1989 yılındaki Cumhurbaşkanı seçiminde de bu sayı bulunmadığı hâlde, merhum Özal, Cumhurbaşkanlığına seçilmiş ve vefatına kadar bu görevi başarıyla ifa etmiştir.
Ne yani, şimdi Özal'ın Cumhurbaşkanlığı meşru değil midir?..

Anayasa Mahkemesi mi, AMP mi?
Değerli okuyucular, gazetelerin başlıklarını okurken kahroluyorum. Anayasa Mahkemesi gibi en yüce bir yargı merciinin üyeleri analiz edilerek, 7'sinin Sezer, 2'sinin Özal tarafından seçildiği kaydedilip, bu Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanı seçimini iptal edebilir deniliyor. Tarafsız ve hukuka bağlı olması gereken bir yüksek mahkemenin üyeleri hakkında yapılan bu değerlendirmeler, benim gibi sizin de vicdanınızı kanatmıyor mu?
Sorarım size, bu bir Anayasa Mahkemesi mi yoksa bir siyasî parti mi?
Anayasa'nın 148. maddesinde ve ilgili Kanun'da Anayasa Mahkemesi'nin görev ve yetkileri açıkça belirtilmiştir. Bunların arasında TBMM kararlarını denetlemek yoktur. Üstelik Anayasa Mahkemesi'nin bu istikamette daha önce vermiş olduğu bir karar da vardır. Şimdi kalkıp da TBMM'nin bir kararını İçtüzük değişikliği şeklinde yutturarak Anayasa Mahkemesi'ne gidip iptal kararı almaya çalışacaksınız... Buna, millet iradesine
yargıyı istismar ederek tasallut etmek denmez de ne denir?
Bu kepazelik karşısında, keşke 'Yok canım, Anayasa Mahkemesi bu talebi, görevsizlik gerekçesiyle derhal reddeder' diyebilseydim. Lâkin, bu mahkeme üyelerinin daha önceki bazı durumlarda nasıl haksız ve taraflı kararlar verdiğini bildiğim için, ne yazık ki bundan emin olamıyorum.
Sizin anlayacağınız dostlar, şu anda Türk demokrasisi ve Türk yargısı çok önemli bir imtihandan geçmektedir. Ya, millet iradesi esas alınacak veya 'yargı oligarşisi' azınlık ile birlikte millî egemenlik üzerinde sultasını bir defa daha kuracaktır.

DYP ve ANAP'a yazıklar olsun!
Bu badirede DYP ve ANAP, maalesef kendi demokratik misyonlarını inkâr ederek jakoben oligarşinin ve CHP'li zorbaların uydusu hâline gelmiştir. Menderes'lerin, Özal'ların mirasçısı olduğunu iddia edenler, şeflik dönemi totaliter CHP'sinin oyuncağı olmuşlar ve bu mirası taşımaya layık olmadıklarını göstermişlerdir.
Ne acınacak bir tablo!..
Bu arada, her türlü baskıya rağmen millet iradesinin ve halkın tercihini değerlendirerek toplantıya iştirak eden DYP ve ANAP milletvekillerini, özellikle sevgili dostum Ümmet Kandoğan'ı candan tebrik ediyorum.
DYP ve ANAP'a bu antidemokratik tavırlarından dolayı cevabı Türk seçmeni sandıkta verecektir. Bu kafayla giderlerse yüzde 10'luk barajı aşmaları bile zor olacaktır.

Seçim mi istiyorsunuz, buyurun seçime...
Efendim, geçmişte erken seçimi samimiyetle isteyen tek bir milletvekiline rastlamadım. Zira, milletvekilleri bir daha seçilip seçilmeyeceklerinden emin olamadıkları için, yasama dönemini sonuna kadar kullanmak istemişlerdir. Cumhurbaşkanı seçiminin ifsadı sonunda, eğer Anayasa Mahkemesi taraflı bir iptal kararı verirse, 45 gün içerisinde Genel Seçimlere gidilecektir.
Şimdi aklıma, futbol maçlarında da tezahürat için kullanılan hoş bir türkünün sözleri geliyor:
'Aşşahlara kar yağıyor üşümedin mi?
Sen bu işin sonunu düşünmedin mi?'
Sahi, CHP'li dayatmacılar, bu rezalet sonunda derhal seçimlere gidildiği takdirde başlarına geleceği hiç düşünmezler mi? Ya, CHP'nin kayığına binerek 'kıyamete giden' ANAP'lı ve DYP'li şaşkın dostlarımıza ne demeli?
Hiç şüpheniz olmasın ki, bu dayatma neticesinde yapılacak seçimlerden sadece AK Parti ve MHP kârlı çıkacaktır. Millet, kendisine karşı yapılan bu dayatmayı asla affetmeyecektir.
Bu arada, Türkiye'de bir kaos ortamı oluşacak, borsa gerileyecek, ekonomi zarar görecek, dumanlı havayı seven kurtlar fırsatı ganimet bilecek, hâsılı olan, millete olacaktır.

Protesto ediyorum
Yazımı bitirdikten sonra, Genelkurmay'ın internet sitesindeki "muhtıra"dan haberdar oldum. Askerin demokrasiye müdahalesi anlamındaki bu muhtırayı bütün mevcudiyetimle şiddetle protesto ediyorum. Bu muhtırayı yayımlayanlar, TCK'da yazılı en ağır suçu işlemişlerdir.
Muhtıra incelendiğinde, incir çekirdeğini doldurmayan şaçmasapan iddialar bahane edilerek milletin iradesine ambargo konulmak istendiği anlaşılmaktadır. Cumhurbaşkanı adayı eşinin başörtüsü için verilen bir muhtıra olarak tarihe geçecek bu zorbalık, siyasî tarihimize bir utanç belgesi olarak geçecektir.
Aylardır darbecilere davetiye çıkaran CHP'liler ve bunların peşinde halka sırtını dönen DYP'liler ve ANAP'lılar artık kına yakabilirler.
Böyle bir rejimde yaşadığım için bir Türk aydını olarak hicap duyuyorum. Türkiye'deki bütün şerefli, haysiyetli ve vatansever demokratları bu antidemokratik muhtıraya karşı çıkmaya davet ediyorum.