Milliyetçilik tartışması

İnsan toplumsal bir varlıktır. Beşeriyetin başlangıcından itibaren insanlar topluluklar hâlinde yaşamışlardır. En ilkel insan topluluklarında bile topluluk üyelerini birbirlerine ve topluluğa ait kılan bağlar bulunmuştur.

İnsan toplumsal bir varlıktır. Beşeriyetin başlangıcından itibaren insanlar topluluklar hâlinde yaşamışlardır. En ilkel insan topluluklarında bile topluluk üyelerini birbirlerine ve topluluğa ait kılan bağlar bulunmuştur. Toplumlar geliştikçe bu bağlar, başta din olmak üzere dil, soy, kültür ve nihayet tarih ortaklığı şeklinde ortaya çıkmaya başlamıştır.
İnsanın yaşama içgüdüsünden sonra en güçlü duygusu, içinde yaşadığı topluma 'aidiyet ' ve 'mensubiyet ' hissidir. Türkçe'deki 'millet ' sözünün ilk karşılığı din ve inanç birliğini ifade eder. Bu kelime, önce 'İslâm Milleti ', 'Millet-i İbrahim ' şeklinde 'Ümmet ' karşılığı olarak kullanılmıştır. 19. asırdan itibaren, Batı'da siyasî bir beraberliğe dayanan ve sosyolojik temelleri kurulan 'nation ' sözcüğü kullanılmaya başlayınca, bizde de 19. asrın sonlarından itibaren 'millet ' kelimesi anlamını değiştirmeye başlamıştır. Bu konuda, özellikle Durkheim'den esinlenen Ziya Gökalp'in 'Türk Milletindenim, İslâm Ümmetindenim, Garp Medeniyetindenim' şeklindeki üçlemesi önemli bir başlangıçtır.
Günümüzde 'millet'in tarifi şu şekilde yapılıyor: 'Çoğunlukla aynı topraklar üzerinde yaşayan, aralarında dil, tarih, duygu, ülkü, gelenek ve görenek birliği olan insan topluluğu, ulus' (Türkçe Sözlük, TDK).
Millete dayanan 'milliyetçilik ' ise TDK'nın sözlüğünde, 'Maddî ve manevî açılardan millet ve ülkesinin çıkarlarını her şeyin üstünde tutma anlayışı' ve D. Mehmet Doğan 'ın Büyük Türkçe Sözlük'ünde 'Millet, milliyet topluluğunu esas alan onu sevmek ve yüceltmek ana fikrine dayanan görüş' şeklinde tanımlanmıştır. Doğan, 'milliyetçi ' sözünü ise 'Milliyetçilik taraftarı, milletini, milliyetini seven' olarak tarif etmiştir.
***
Türkiye'de kullandığımız 'milliyetçilik' kavramı ile Avrupa'daki
'nasyonalizm' kavramı birbirinden tamamen farklıdır. Bizim anladığımız mânâda milliyetçilik, aslâ 'ırkçılık' değil, sadece aidiyet duygusunun gerektirdiği bir 'vatanseverlik'tir.
Avrupa'da, 19. asırdaki 'milletleşme' hareketlerinden sonra, 20. asırda iki savaş arası dönemde Nazizm ve Faşizm uygulamaları yüzünden, 'milliyetçilik/nasyonalizm', 'ırkçılık' ve 'ırk ayırımcılığı' ile eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Bu anlamdaki nasyonalizmin idolleri de Hitler ve Mussolini gibi kanlı diktatörlerdir. Halbuki, Türkiye'de ve Avrupa dışındaki bazı toplumlarda 'milliyetçilik',
'vatanseverlik' ve 'millî bağımsızlık' şeklinde anlaşılmaktadır. Bu tip milliyetçiliğin liderleri Atatürk ve Gandi gibi emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı mücadele etmiş millî kahramanlardır.
Kaldı ki, Avrupa ve ABD'deki 'patriotizm' (vatanesverlik) bizim değme ırkçılara taş çıkartacak kadar kuvvetli bir duygudur.
Bir kısım aydınlarımız, 'milliyetçiliği' Batı gözlüğüyle kötüleyerek 'tabu' hâline getirmeye ve milliyetçiliğe olumsuz bir anlam yüklemeye çalışıyorlar. Toplumdaki herkesin nefretle kınadığı bir takım olayları ve cinayetleri, vatansever halkımızın millî duygularıyla açıklamaya kalkışmak kabul edilebilir bir durum değildir.
***
Bu karışık ortamda, siyasî parti liderlerinin ve sözcülerinin milliyetçilik konusunda birbirlerini acımasızca itham eden beyanlarını da hoş karşılamıyoruz. Unutmayalım ki, vatanseverlik hiç kimsenin tekelinde değildir. MHP lideri Bahçeli'nin Dink olayında Hükûmeti 'azmettirici' olarak göstermesi, Söğüt'te Erdoğan'ın konvoyuna saldırılması ve AK Parti'nin ayyıldızlı bayram afişlerine MHP tepkisi ne derece haksız
ve yanlış olmuşsa; Başbakan Erdoğan'ın MHP'yi kastederek 'ırkçı, kafatasçı' ithamında bulunması o derece haksız ve yanlış olmuştur.
Türkiye'nin birliği, bütünlüğü ve milliyetçilik konusunda herkesin aynı duygularla beraberliğini gerektiren hassas bir dönemde milliyetçiliğinden/vatanseverliğinden şüphe etmediğimiz siyasî parti liderlerinin Türkiye'nin millî menfaatleri konusunda birlikte hareket etmelerini bekliyoruz.