MİT Müsteşarı'nın tespitleri

MİT'in kuruluşunun 80. yıldönümünde MİT Müsteşarı Emre Taner'in yaptığı </br>açıklama, Türkiye gündeminin baş köşesine oturdu. Önce şunu belirteyim ki, Taner'in açıklamasının her kelimesine imzamı atabilirim.

MİT'in kuruluşunun 80. yıldönümünde MİT Müsteşarı Emre Taner'in yaptığı
açıklama, Türkiye gündeminin baş köşesine oturdu. Önce şunu belirteyim ki, Taner'in açıklamasının her kelimesine imzamı atabilirim. Köşe yazarlığına başladığımdan beri dört senedir yazdığım birçok yazıda buna benzer tespitlerimi defaatle aktardım. Türkiye'nin 'merkez ülke' konumunda olduğunu, 'aktif' ve 'çok taraflı' bir dış politika ile 'yeni ufuklar'a açılmamız gerektiğini, 'bekle-gör' politikasıyla bir yere varamayacağımızı tekrarlayıp durdum.
Esasen, Başbakan'ın 25 Şubat 2005 tarihinde yaptığı 'Ulusa Sesleniş' konuşması, Türkiye'nin yeni diplomatik vizyonunu tespit ediyordu. Konuşmanın sonunda, Başbakan'ın 'Bütün gayretlerimiz, Türkiye'yi büyüklüğüne yakışır, tarihî birikimine yakışır, insanî zenginliklerine yakışır bir küresel güç hâline getirmektir' ifadesi, son dönemde ilk olarak Türkiye'nin önüne uzun vâdeli 'millî hedef' koyuyordu. Ancak, ne yazık ki, 1 Mart Tezkeresi'nin reddedilmesiyle başlayan dönemde, özellikle Irak, Ortadoğu ve Orta Asya politikalarımız, bu tespitlere paralel şekilde uygulanamadı.
Şeflik Dönemi'nden intikal eden klasik Cumhuriyet diplomasisinin 'mîsâk-i millî'yi yanlış yorumlayan 'pasivist', 'otarşik' ve kendisini sınırlarına hapseden tutucu durağanlığı, 21. yüzyılın süratli değişimine ve küreselleşmeye ayak uyduramadı. Dış politikadaki tek gerçeğin 'millî menfaatler' olduğunun farkına varamayan şaşkın 'barış güvercinleri', bÓtaraf olanın bertaraf olacağını göremediler. Tanzim edici rol oynayıp harita çizemeyenlerin haritasının çizileceğini anlayamadılar.
Şunu bir defa daha vurgulayalım ki, Türkiye'nin, içinde bulunduğu şartlarda, 'oyun kurucu' olmadan ayakta kalabilmesi ve varlığını devam ettirmesi imkânsızdır.
***
MİT Müsteşarı'nın beyanatını, köşe yazarlarının moda deyimiyle iyi okumak gerekir:
Bir defa, Emre Taner'in bu beyanatı Başbakan'ın onayı olmadan vermesi mümkün değildir. Ayrıca, beyanattaki ifadeleri siyasî iktidarı eleştirme şeklinde değerlendirmek de yanlış olacaktır. Taner'in beyanlarıyla Başbakan'ın geçen hafta Irak ve PKK konusunda yaptığı sert tenkitler birbiriyle uyum içerisindedir.
İkinci olarak, MİT'in bu değerlendirmeyi TSK güdümünde yaptığı da düşünülemez. Çünkü bu açıklama, komutanların klasik tehdit söyleminden tamamiyle farklıdır.
Üçüncü olarak, MİT, 'irtica' gibi sunî tehlikeleri ve iç siyasetle ilgili tartışmaya açık ifadeleri bir tarafa bırakarak, Türkiye'nin gerçek varlık ve millî güvenlik meselesini ortaya koymuştur.
Dördüncü olarak, bu açıklamanın önümüzdeki orta ve uzun vâdeli
okuması; Taner'in 'güçlü ekonomi', 'kusursuz dış politika' ve 'caydırıcı askerî yapılanma' üçlemesine hizmet verecek yeni bir istihbarat yapılanmasının gerektiğidir. Hiç şüphesiz, bu dinamikleri, 'aktif' bir dış politika ve Türk Devleti'nin varlığının devamı için inisiyatifi elde tutarak kullanmak lâzım gelecektir.
Son olarak, bu açıklamadan, kısa vâdede Irak ve PKK konusundaki bir hayli gecikmiş uygulamalara geçilmesi gerektiği de okunmalıdır. Şöyle ki;
1. PKK terörizminin yuvalarını kurutmak için bir 'sınır ötesi operasyon' yapılmalıdır. ABD'nin 'koordinatör' uyutması -daha önce de tahmin ettiğimiz gibi- netice vermemiş ve Türkiye'yi oyalamıştır.
2. Kerkük, Musul ve Telafer'de 'Türkmen katliamı' beklendiği, artık ABD Senatörü ve muhtemel başkan adayı John McCain tarafından bile söylenebilmektedir. Bunun bütün emareleri ortadayken, Türkiye'nin bu katliama seyirci kalması düşünülemez.
3. PKK'yı tesirsiz bırakacak iç ve dış operasyonlara girişilmelidir.
***
10 Nisan 2003 tarihli yazımda, 'Yeni bir dünyanın kuruluşunu elimiz kolumuz bağlı beklersek, sadece bize ihsan edilecek rol ile yetinmek zorunda kalırız' demişim.
Bu rolün ne olduğunu her halde tahmin edersiniz.