Nimet Abla'nın hayırlı elleri

Sevgili okuyucular, son iki haftadır içimiz karardı. Önce, Irak Türkleri'ne, özellikle Kerkük halkına yapılan baskı, mezalim, etnik temizlik ve...

Sevgili okuyucular, son iki haftadır içimiz karardı. Önce, Irak Türkleri'ne, özellikle Kerkük halkına yapılan baskı, mezalim, etnik temizlik ve bunun meydana getirdiği gerginlikler; daha sonra hepimizi üzen ve Türkiye aleyhtarlarına fırsat veren Hrant Dink cinayeti, sizinle ağız tadıyla sohbet etmemizi engelledi. Bu arada, merhum Mustafa Taşar ve İsmail Cem'in vefatlarını da unutmayalım.
Bu Pazar sizlere, zamansız gelen baharın sıcaklığı gibi içinizi ısıtacak bir konudan, 'sosyal hizmetler'den bahsetmek istiyorum.
Güldal Abla'dan Nimet Abla'ya...
Efendim, siyaset ve ekonomiyle uğraşmaktan, toplumu yakından ilgilendiren sosyal meseleleri ihmal ediyoruz. Cemiyetimizin dertleri, ya profesyonel sendikacıların Hükûmet'ten zam almak için yaptığı trajikomik gösterilerle kalıyor ya da sokak çocuklarının kapkaçlarına maruz kalanların adliye muhabirleri tarafından görüntülenen hâlleriyle bizlere aksediyor.
Halbuki, son dört yıllık dönemde sosyal hizmetler, çocuk, kadın, aile ve özürlüler konularında, sessiz sedasız bir reform gerçekleştirildi. Yardıma muhtaç çocukların söyleyişiyle önce Güldal Abla (Güldal Akşit), sonra da Nimet Abla (Nimet Çubukçu), Türkiye'deki sosyal hizmet anlayışında köklü değişiklikler meydana getiren önemli hamleler gerçekleştirdiler.
Tamamen farklı ve yeni bir anlayışla düzenlenmiş 'Huzur Evleri', 'Çocuk Yuvaları', 'Yetiştirme Yurtları' yanında; 'Sevgi Evleri', 'Çocuk Merkezleri', 'Kadın Konuk Evleri', 'Aile Danışma Merkezleri', 'Toplum Merkezleri', 'Çocuk Gözlem Evleri', 'Sosyal Rehabilitasyon Merkezleri', 'Özürlü Bakım ve Rehabilitasyon Merkezleri', 'Engelsiz Yaşam Merkezleri' kuruldu.
Aile, çocuk ve kadın
Efendim, niyetim sosyal hizmetler konusunda Hükûmet'in 'İcraatın İçinden' programını aktarmak değil. Lâkin, her gün içi boşalmış kocaman lâflarla meşgul edilen kamuoyunun gerçek gündeminde, Türk toplumunun ve milletinin temel yapısını oluşturan aile, çocuk ve kadın konusu bulunmalıdır.
Türk toplumunu; aile kurumunun süratle yıkıldığı, gayrımeşru münasebetlerin hâkim olduğu nesepsiz nesillerin yetiştiği, kadının meta olarak değerlendirildiği yozlaşan Batı toplumlarından asıl ayıran özellik, aile temelli olmasıdır. Modası geçmiş feminist akımların, aile ve çocuktan ayrı olarak ele aldığı kadının statüsü ve toplum içindeki yeri, ideolojik saptırmaların ötesinde bir anlam ifade etmez. Diğer taraftan, ataerkil zorbalıkların kalıntısı olan ve inanç sistemimizle hiçbir ilgisi bulunmayan kadına yönelik şiddet kullanımının önlenmesi ile kadının statüsünün güçlendirilmesi de klâsik muhafazakâr eğilimlerle geçiştirilemez.
Devlet Bakanı Nimet Çubukçu'nun, son derece muvazeneli bir politika takip ederek, aile ve kadın konusunda hem modern gelişmeleri hem de Türk toplumunun değerler sistemini dengeli bir şekilde gözettiğini görüyoruz. Özellikle, son günlerde kadına yönelik şiddet ve töre cinayetlerine karşı yürüttüğü yoğun faaliyetleri takdirle izliyoruz.
'Kadın sepet değildir' fakat...
Efendim, bizim medyamız mutlaka sansasyon peşinde koşar. Yetimlerin, kimsesizlerin, özürlülerin Nimet Ablası da, gece gündüz çırpınarak ortaya koyduğu sosyal hizmet reformları ve projeleriyle değil de, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'a söylediği lafla gündeme geldi. Bence çok haklı olarak, eşini niçin yanında görmediklerini sordu. Çubukçu'nun, hiçbir hakaret unsuru taşımayan bu sözleri Baykal'ı o derece kızdırdı ki, 'Karım sepet mi ki yanımda taşıyayım?' deyiverdi. Aslında Çubukçu, bu haklı eleştirisiyle, Başbakan Erdoğan ve AK Partili politikacıların eşlerinin başörtüsünü dillerine dolayan Baykal'a ve CHP'lilere zarif bir cevap veriyordu.
Politikacıların eşlerinin devlet işine ve siyasete müdahale etmelerine ben de karşıyım. Vakti zamanında Türkiye bunun çok sıkıntılarını çekmişti. Lâkin, atınca mangalda kül bırakmayanların, 'maskülen feministler'in bilinç altlarında kadına bakışlarını ortaya çıkarma bakımından bu polemik faydalı olmuştur.
Projeler, projeler...
'Sokakta Çalışan Çocukların Eğitime Yönlendirilmesi Projesi', 'Kadının Toplumdaki Rolünün Güçlendirilmesi', 'Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Yaygınlaştırılması Projesi', 'Aile İçi Şiddet Dahil, Kadınlara Yönelik Şiddetle Mücadele Kampanyası', UNICEF destekli 'Haydi Kızlar Okula Projesi', 8,5 milyon özürlü insanımız için çıkarılan 2005 tarih ve 5378 sayılı 'Özürlüler Kanunu', özürlülerin eğitim, rehabilitasyon, bakım, sağlık ve istihdamı konusundaki faaliyetler ve daha onlarca proje...
Bu dönemde, gelişmiş dünyadaki yeni metodlar değerlendirilerek özellikle bakıma muhtaç çocukların yetiştirilmesinde yurt, bakımevi merkezli çalışmalar, 'Aileye Dönüş Projesi' kapsamında aynî ve nakdî yardımla desteklenip temelinden değiştirilmiştir.
'Koruyucu aile' yanına yerleştirilen çocuklar için, çocuk başına 230 ile 700 YTL arasında ödeme yapıldığını biliyor muydunuz?
Bu reform uygulamasına hızla devam edilir de, sosyal hizmetlerin götürüldüğü nüfus sayısı arttırılabilirse, Türk toplumunda çok ihtiyaç duyulan sosyal atılımlar gerçekleşebilecek ve toplumun istinat ettiği sağlam temeller bozulmadan muhafaza edilmiş olacaktır.
Bugüne kadar 'Nimet Abla' denilince akla piyango gişesinde şans(!) dağıtan popüler bir hanım gelirdi. Artık, çocukların, kimsesizlerin ve özürlülerin 'Nimet Ablası' hatırlanacak...