Olağanüstü hâl ilânı yanlıştır

1987 Yılında terörle mücadele için 'Olağanüstü Hal Bölge Valiliği' kurulmasına karşı çıkmıştım. O tarihte Devlet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü idim. Rahmetli Özal ile tartışarak bunun iki bakımdan mahzurlu olduğunu anlattım.

1987 Yılında terörle mücadele için ‘Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’ kurulmasına karşı çıkmıştım. O tarihte Devlet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü idim. Rahmetli Özal ile tartışarak bunun iki bakımdan mahzurlu olduğunu anlattım. Birincisi, bu uygulama Türkiye’yi tekrar sıkı bir rejime götürebilirdi. İkincisi ise bu uygulamanın, adı konulmadan âdeta Türkiye’de bir ‘Kürt Bölgesi’nin ilânı şeklinde yorumlanabilir olmasıydı. Nitekim bundan sonra bu bölgeyi ‘Türkiye Kürdistanı’ olarak kabul eden dış yorumcular, delil diye bu olağanüstü hâl bölgesini göstermişlerdir. Özal itirazlarımı kabul etmeyince, Cumhurbaşkanı Evren’e gidip endişelerimi anlattım fakat bir netice alamadım. Her ikisi de bu uygulamanın terörle mücadelede önemli olduğunu söylüyorlardı.
Bu hatalı karar, Türkiye’nin bütünlüğü ve demokrasisi bakımından ne derece hassas davranılması gerektiğinin açık bir göstergesidir. Aradan geçen yıllar haklılığımı ortaya koydu.
***
MHP lideri Devlet Bahçeli, milliyetçiliğini ve vatanseverliğini takdir ettiğim, saygı duyduğum bir siyaset adamıdır. Tırmanan terör karşısındaki çırpınışını ve endişelerini çok iyi anlıyorum. Hükümeti ve Başbakan’ı, tahkir derecesine varan şiddetli eleştirilerini tasvip etmiyorum ama bu konudaki kaygılarının büyüklüğünü de biliyorum. Diğer taraftan, terörle mücadele konusunda güvenlik tedbirleri bakımından getirdiği teklifleri önemli buluyorum. Lâkin MHP’nin ve Bahçeli’nin ‘Olağanüstü Hâl’ ilânı teklifi son derece mahzurlu ve yanlıştır. Şöyle ki:

1. Olağanüstü Hâller, Anayasa’nın 119-122. maddeleri arasında düzenlenmiştir. 119. maddenin 2. fıkrasında, ‘Temel hak ve hürriyetlerin nasıl sınırlanacağı ve nasıl durdurulacağı’ndan söz edilmektedir. Yani ‘Olağanüstü Hâl Rejimi’, demokratik sistem içinde, anayasa maddeleri çerçevesinde kalarak uygulansa da özünde temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasını ve durdurulmasını gerektiren bir rejimdir.

2. ‘Militarist Vesayet’ten kurtulmaya çalıştığımız bir dönemde, direksiyonu millet iradesinin temsilcilerinden ve siyaset adamlarından alıp askerin eline teslim etmek, düpedüz demokratik rejimden geriye dönüş demektir.

3. Daha önceki ‘Olağanüstü Hâl’ uygulaması terörle mücadelede başarılı olmamıştır. Bu dönemde terör eylemlerinin ve bunlardan doğan kayıpların daha da arttığı müşahede edilmiştir.

4. ‘Psikolojik Harekât’ bakımından da olağanüstü hâl uygulaması mahzurludur. Teröre karışmamış bölge halkı, kendisini tecrit edilmiş ve özel yöntemlerle idare edilen bir topluluk olarak görmekte, terör örgütünün aleyhte propagandasına açık duruma gelmektedir.

5. Aradan çeyrek yüzyıl geçtikten sonra ilân edilecek bir olağanüstü hâl bölgesi, Türkiye’nin iç ve dış düşmanlarına ‘Kürt Bölgesi’ olarak tekrar işaretlenmiş olacaktır.

6. Bunun yerine, Terörle Mücadele Kanunu çerçevesinde mevcut valiler ve güvenlik güçleri özel olarak yetkilendirilerek terör örgütünün üzerine gidilebilir.
***
MHP lideri Bahçeli’nin bu hususları dikkate alarak terörle mücadelede fevkalâde mahzurlu olacağına inandığımız olağanüstü bölge teklifinden vazgeçmesini bekliyoruz.
Diğer taraftan, Bahçeli’nin kapsamlı sınır ötesi harekât ile Kuzey Irak Yönetimi’ni sıkıştıracak tedbir tekliflerini ise olumlu ve önemli görüyoruz.
Terörle mücadelede hassas dengeleri göz önünde bulundurabilmek ve buna göre hareket etmek lâzımdır.