Oruç ve siyaset

Sevgili okuyucular, yapılan araştırmalara göre, halkımızın yüzde 80'i Ramazan orucunu tutuyor. Yani, bu durumda benim yazılarımı okuyan her 5 kişiden 4'ü oruçlu demektir.

Sevgili okuyucular, yapılan araştırmalara göre, halkımızın yüzde 80'i Ramazan orucunu tutuyor. Yani, bu durumda benim yazılarımı okuyan her 5 kişiden 4'ü oruçlu demektir. Ben de bu haftaki Pazar sohbetimde oruçtan ve Ramazan'dan bahsedeceğim.
Ama birazcık siyaseti karıştırarak...

Oruç, su ve siyaset
Efendim, bizde Ramazan ayı gelince siyaset renklenir. Siyasî yelpazenin merkezden sağa doğru uzanan çizgisinde siyaset yapanlar, genellikle Ramazan'ı siyasî faaliyetleri bakımından en uygun vasat kabul edip, iftar sofralarının müdavimi hâline gelirler. Yelpazenin 'laikçi' tarafı için Ramazan âdeta bir kâbus gibidir. Oruç tutsalar ya da iftarlarda arz-ı endâm etseler, laikçi raconlarına uymaz; bigâne kalsalar halkla ters düşerler.
Bazı keskin laikçi jakobenler, oruç tutmadıklarını göstermek için herkesin önünde yerli yersiz bir bardak su içmeye bayılırlar. Bu jest, âdeta laikçi kadîm bir kabalistik tarikatın gizli işareti gibidir. Meselâ, sabık devlet başkanımız A. N. Sezer, Ramazan'daki bu 'laikçi su gösterisi'nin erbabıydı. Ramazan'a rastlayan iki Anıtkabir ziyaretinde, defteri yazarken durup törensel bir mizansenle bir bardak su içtiğini göstererek 'laikçiliğini' ispat etmişti.
ANAP döneminde Mesut Yılmaz, Dışişleri Bakanı sıfatıyla Ramazan'da TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmasının ardından, kürsüdeki bir bardak suyu o 'sevimli' sırıtmasıyla içmişti. Bunun üzerine kuliste yakalamış ve niçin özellikle bunu yaptığını sormuştum. Bana alaylı bir şekilde 'Unutmuşum' cevabını vermişti.
Büyük Türk ressamı Şeker Evren Paşa da 12 Eylül sonrası Ramazan'da yaptığı bir Erzurum gezisindeki konuşmasında, 'Seferiyim' diye mazeret gösterip kürsüdeki bir bardak suyu içince, miting alanı ânında boşalmış, Evren Paşa da elinde su bardağıyla dımdızlak ortada kalmıştı.
Bu arada, 'niyetliyim' diyerek gösteriş yapan bazı eski politikacıların, makamlarına gidince nasıl yiyip içtiğini gördüğümüzü de kaydedelim.

'Gül'ün orucu bozuldu mu?'
Efendim, cuma günkü gazetelerin manşetinde Cumhurbaşkanı Gül'ün Siirt'te oruç olduğunu unutup nasıl su içtiği yazılıydı. Tabiî bu arada ilahiyatçıların görüşlerine de yer verilmişti. Bazıları da Gül su içti diye neredeyse zil takıp oynayacaklardı.
Benim tanıdığım Abdullah Gül çocukluğundan beri orucunu tutan, namazlı abdestli inançlı bir kişidir. Bu defa 'su içme' eyleminin laikçi bir şov değil, gerçekten unutma sonucu ortaya çıktığı anlaşılıyor.
Ben de çocukluğumda oruç tutarken, sıcak Ramazan günlerinde içimden 'Keşke oruçlu olduğumu unutsam da su içsem' derdim. Zira bu şekilde orucumun bozulmayacağını bilirdim.
Rahmetli Özal orucunu aksatmadan tutardı. Lâkin, devlet işlerine bunu aksettirdiğini hiç görmedim. Bir bardak suyla oruçlarımızı açarak o hummalı çalışmalarımıza nasıl devam ettiğimizi dünmüş gibi hatırlıyorum.

Ramazan medyası
Efendim, bizim medyamız genellikle pek ziyade laikçidir. Onbir ay boyunca din ve dinle ilgili konularda -bazen de uydurarak- devamlı aleyhte yayın yaptıktan sonra, Ramazan gelince birdenbire Müslümanlaşır. Gazetelerini sattırabilmek, TV'lerini seyrettirebilmek için yapmadıklarını bırakmazlar. İrticacı, gerici diye yerden yere vurdukları kişiler ve kurumlar, artık onların başköşelerine kurulmuşlardır. Gelsin Ramazan ekleri, Ramazan sayfaları, evliya hikâyeleri, mûcizeler, kerametler... Namazın, orucun aleyhinde neşriyat yapanlar, bir de bakmışsınız ki, faziletlerinden bahseder olmuşlar.
Gelin de bunlara 'takiyyeci' demeyin...
Sevgili okuyucular, bu Ramazan sohbetimizi bitirmeden, bir de kırk çeşit iftariyelerden, yemeklerden meydana gelen gösterişli iftar ziyafetlerinden bahsetmek istiyorum.
Açıkçası, bu alayişli iftar yemeklerinden hiç mi hiç hoşlanmıyorum.
Bazen dinî cemaatler bile beş yıldızlı otellerin salonlarında adam başına 50-100 dolarlık iftar yemekleri düzenliyorlar. Düşünebiliyor musunuz, önce bir asparagus çorbası, -pardon supu- ardından böf strogonof veya fleminyon, üstüne de bir brovni...
Ne iftar ama! Bu arada otel koridoruna serilmiş yatak çarşafları üzerinde huşû içinde eda edilen akşam namazı...
Arkanızda da sizi görüntülemeye çalışan foto muhabirleri ve kameralar...
Son olarak da tatsız tutsuz konuşmalar...
Yahu bu ne biçim iştir anlamadım.
Orucu siz tutarsınız, iftarın keyfini Ramazan'la ilgisi olmayanlar çıkarır. Bayramı da en iyi onlar kutlarlar...
Bu Ramazan vesilesiyle hiç değilse bir ay olsun fakir fukarayı, ihtiyaç sahiplerini düşünüp hanidir lafı unutulan 'sosyal adalet'i hatırlamaya çalışalım.
* * *
Sevgili okuyucularımın mübarek Ramazanlarını tebrik ediyorum.