Özal olsaydı ne yapardı?

Geçen gün Başbakan Erdoğan'ın da bulunduğu bir toplantıda Doç. Dr. Berat Özipek, 'Özal olsaydı Genelkurmay Başkanı'nı görevden...

Geçen gün Başbakan Erdoğan’ın da bulunduğu bir toplantıda Doç. Dr. Berat Özipek, ‘Özal olsaydı Genelkurmay Başkanı’nı görevden alırdı’ dedi. Berat Özipek’i yakînen tanırım. Liberal, hürriyetlere taraftar, askerin siyasete müdahalesine karşı, son derece cesur ve vasıflı bir akademisyendir. Başbakan’ın yüzüne karşı bu sözleri söylemesi şık olmamıştır ve Başbakan da bu târizi hak etmemiştir ama bir akademisyenin bunu dile getirmesi de çok önemlidir. Başbakan Erdoğan’ın bu târizi anlayışla karşılayacağına ve Türkiye’de artık militarizmin şakşakçısı amorf akademisyenlerin yanında, Özipek gibi demokrat aydınların da bulunmasından memnuniyet duyacağına inanıyoruz.
 Gelelim rahmetli Özal’ın Genelkurmay Başkanı’nı görevinden alıp almayacağına...
Özal, darbelere ve askerin siyasete müdahalesine karşı olan ‘sivil ve demokrat’ bir devlet adamıydı. Ancak, aynı zamanda realist ve dengeleri çok iyi hesaplayabilen bir taktisyendi. 12 Eylül Dönemi’nde Ulusu Hükûmeti’nde Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak yer almasının sebebi, 24 Ocak Ekonomik İstikrar Tedbirleri’ni amacına ulaştırmaktı.
Özal’ın antimilitaristliği konusunda hiç şüphe yoktur. Lâkin, TSK içindeki kural dışı oluşumlar ve dayatmalar karşısında son derece ihtiyatlı şekilde ve zaman ayarlamasına dikkat ederek tavır alırdı. Devrin Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Üruğ’un, görevinden hastalık bahanesiyle vaktinden önce ayrılarak yerine
2. Başkan Org. Necdet Öztorun’u geçirmek istemesi karşısında çok kızdı ama mütereddit bir hâli vardı.
Bu oyunu bozduğu takdirde generallerin müdahalede bulunacağından endişe ediyordu. Ben, her ikisinin de görevden alınması konusunda ısrarlıydım.
Org. Üruğ’un yerine Org. Öztorun ’un gelmesi münasebetiyle Genelkurmay ’dan gelen bir resepsiyon davetiyesi, Özal’ın karar vermesinde yardımcı oldu. Davetiyeyi kendisine gösterince, ‘Sen kararnameleri hazırlat ama kimseye bir şey söyleme, vakti gelince gereğini yaparız’ dedi. Daha sonra da bildiğiniz gibi Evren’in itirazına rağmen bir günde iki genelkurmay başkanının kellesi alındı.
Özal, Başbakan olduktan sonra bana Genelkurmay Başkanlığı’nın, demokratik ülkelerde olduğu gibi Millî Savunma Bakanı ’na bağlanması konusunda bir Kanun Hükmünde Kararname hazırlatmış; daha sonra bunun henüz erken olduğunu söyleyerek Kararname’yi bekletmemi istemişti. Özel sohbetlerimizde hep askerin siyasete müdahalesi konusunda endişelerini dile getirir ve bu konuda suyu kaynağında kesmek gerektiğini söyleyerek ‘Amerika’yı sağlama almak lâzım’ derdi.
Bana sorarsanız, Özal olsaydı 12 Mart’ta Demirel gibi şapkayı alıp gitmez, 12 Eylül’de de askerî müdahaleye karşı direnirdi. Nitekim 11 Eylül günü kendisine darbe yapılacağı haberini verince çok heyecanlanmış ve mutlaka engel olunması gerektiğini söylemişti.
***
Ben, Özal yaşasaydı ve TSK içindeki bu antidemokratik darbe hazırlıklarını öğrenseydi şu şekilde hareket edeceğini düşünüyorum: Önce, istihbarat birimleri vasıtasıyla TSK içindeki bu ‘darbe virüsü’ nün kimlere ve hangi kademelere kadar bulaştığını tespit ederdi. Genelkurmay Başkanı dahil bütün askerî kademelerin bu darbe virüsüne maruz kaldığını görse dahi, önce Genelkurmay Başkanı’nı ve kuvvet komutanlarını darbe mekanizmasının dışına çekmeye çalışırdı. Bu arada yargının darbecileri ortaya çıkarması için destek verirdi. Genelkurmay Başkanı’ndan, eylem plânı hazırlayanların ve suç işleyenlerin TSK’dan tasfiyesini ister ve tasfiyenin gerçekleşip gerçekleşmediğini sıkı şekilde takip ederdi.
Bu konuda üst komuta kademesiyle yakın ilişki kurarak darbe hazırlık evrakında ismi geçmeyenleri operasyon dışında tutmaya çalışırdı. Bütün bu gayretlerine rağmen Genelkurmay Başkanı ve ilgili komutanlar darbeci odakları tasfiye etmemekte ısrar ederlerse, Cumhurbaşkanı ile anlaşarak onları görevinden alır ve emekliye sevk ederdi.
Lâkin, bütün bu vetire içerisinde TSK’nın yıpranmasını önlemek ve savunma gücünü zayıflatmamak için elinden geleni yapardı. Ordunun ‘milletin ordusu’ olduğunu ve korumamız gerektiğini de bir an bile aklından çıkarmazdı. Bu arada, süreç devam ederken darbeye mâruz kalmamak için bütün istihbarat ve güvenlik tedbirlerini de alırdı.
***
Ben Başbakan Erdoğan’ın da aynı dikkat ve kararlılık içinde hareket ettiğine inanıyorum.
İnşaallah bu süreç, demokrasi yolundaki Türkiye’nin rejim bakımından geçtiği son darboğazı teşkil edecektir. Darbe korkusu, Türk demokrasisinin üzerinde asılı kalmayacaktır.