'Pax Ottomana'dan 'Pax Turcica'ya

Osmanlı Devleti, uzun yüzyıllar boyunca barış ve istikrar unsuru olarak rol oynamış. Sadece 'memâlik-i Osmaniye'de değil, bütün dünyada barışı idame ettiren nâzım bir güç olarak tarihteki yerini almış.

Osmanlı Devleti, uzun yüzyıllar boyunca barış ve istikrar unsuru olarak rol oynamış. Sadece 'memâlik-i Osmaniye'de değil, bütün dünyada barışı idame ettiren nâzım bir güç olarak tarihteki yerini almış.
Prof. Bernard Lewis, bu huzur medeniyetini 'Pax Ottomana' olarak tanımlar.
Osmanlı mirası üzerinde, çetin bir Millî Mücadele neticesinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti, evvelâ yaralarını sarmaya ve dünya siyaset sahnesine oturmaya çalıştı. Ancak, bu restorasyon ve modernleşme döneminde dahi Atatürk'ün özel gayretleriyle büyük devletlerle ve komşularımızla barışçı münasebetler kuruldu. Balkan ve Sâdâbad Paktları bu dönemin ürünleridir.
Lâkin, bundan sonra Türk diplomasisi uzunca bir dönem içine kapandı. 'Mîsâk-ı Millî'nin yanlış yorumlanması, Şeflik Dönemi'nin ürkek ve tutucu politikası, Türk diplomasisinin pasivizmine sebep oldu. Menderes'in Kıbrıs ve Ortak Pazar konusundaki başarısı ve Batı ittifak sistemine aktif iştiraki, Ecevit'in 'Barış Harekâtı' ve Özal'ın aktif dış politika atakları haricinde, bu pasivist eğilimin fazla değişmediği söylenebilir.
2003 sonrası dönemde, Irak konusundaki hatâlar mahfuz tutulursa, Erdoğan-Gül ikilisinin Türk dış politikasındaki çok yönlü gayretleri, diplomasideki gelenekselleşmiş pasivizmi değiştirmeye başlamıştır. Her türlü engele rağmen AB konusunda cesur adımların atılması, Afrika dahil dünyanın her tarafında diplomatik ve ekonomik ilişkilerin kesafet kazanması, Türkiye'nin Batı ile Doğu arasında bir 'barış köprüsü' hâlinde değerlendirilmesi, bu aktif diplomasinin sonucudur. Son beş yıllık dönemde Türkiye, dünya kamuoyunun gündeminde ilk sıralarda yer almıştır.
* * *
İsrail ve Filistin arasında Türkiye'de gerçekleştirilen 'Ankara Forumu', bu yeni diplomasi anlayışının ilk meyvelerindendir. İsrail Devlet Başkanı Peres ile Filistin Lideri Abbas'ın, Türkiye'nin arabuluculuğuyla 59 yıldır devam eden kavgadan sonra bir araya gelmesi, hiç şüphesiz çok önemli tarihî bir hâdisedir. Bu buluşma neticesinde, Ortadoğu'da İsrail ile Filistin arasında barışın hemen sağlanamayacağı gerçeği ve bunun bir hazırlık çalışması olması, Ankara Forumu'nun önemini azaltmaz.
İsrail'li bir liderin ilk olarak bir İslâm ülkesi parlamentosunda konuşması da küçümsenemeyecek bir olaydır. Her iki liderin de TBMM'de ayakta alkışlanmasını iyi değerlendirmek gerekir. Bu tablo, bizce Annapolis'teki görüşmeden daha önemlidir.
Zira, her iki dünya arasındaki yıpratıcı çekişmelerin yumuşadığı sinyalini vermektedir.
Türkiye, bu barışçı platformu gerçekleştirebilecek tek ülkeydi. İsrail ile dostluk münasebetini bozmadan Filistin'i desteklemek, kolay sağlanabilir bir denge değildir. Değerli dostum Prof. İlber Ortaylı, bu zirvenin tarihî öneminden bahsederek, artık antisemitik zihniyetin değişmesi gerektiğini söyledi. Bu konudaki barışçı teşebbüsler de Türkiye'den gelecektir.
Başlangıçtan beri hep bunu söylüyor, bunu yazıyoruz:
Türkiye, bir 'merkez ülke' olarak bölgesinde tanzim edici rol oynamaya mecburdur.
Buna 'Pax Turcica', yani 'Türk Barışı' diyebiliriz.
Başta Cumhurbaşkanı Gül olmak üzere, Başbakan Erdoğan'ı, Dışişleri Bakanı Babacan'ı ve TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu'nu canû gönülden tebrik ediyorum.