Polis mi? Vur abalıya!

Sevgili okuyucular, bu pazar sohbetimizde sizinle 'polis' konusundaki görüşlerimi paylaşmak istiyorum.

Sevgili okuyucular, bu pazar sohbetimizde sizinle 'polis' konusundaki görüşlerimi paylaşmak istiyorum.
Hani, her türlü sıkıntımızda, şikâyetimizde ilk başvurduğumuz; teröristle, hırsızla, katille, kapkaççıyla boğuşan; seyyar satıcılarla bile uğraşan; yaz kış demeden trafikle cebelleşen, gecekondu yıkımlarında, haciz olaylarında bulunan; umuma açık yerlerin denetiminden sorumlu olan; maçlarda asayişi sağlamaktan tutunuz da kamu sağlığını tehlikeye düşüren hayvanlardan dahi hakkında hesap sorulan kişi...

Vur Abalıya!..
'Polis' kimdir bilir misiniz? Devletin boğaz tokluğuna çalıştırdığı, gecekondularda sürünen, mesaisinin karşılığını almadan sabahlara kadar çalıştırılan, hiçbir can güvenliği olmayan, yasa dışı gösterilerde kafasına kaldırım taşı atılan, anasına avradına küfredilen kişidir.
Bu kişinin hiç hakkı ve sözü yoktur. Kendisine resmî polis haftalarında nutuklar çekip teşekkür edersiniz; sonra sırtınızı dönüp sıkıntılarını unutursunuz.
O bir insan değil robottur. Bu 'robokoplar'ın sinirleri alınmıştır. İçişleri Bakanı Atalay'ın son genelgesinde yazdığı gibi 'sıfır hata' ile çalışmalıdırlar.
Bizim aydınımız ve basın-yayın kuruluşlarımız saplantılıdır. 'Asker'e yağ çekerken, 'polis'i yerden yere vurur; küçümsemeye ve horlamaya kalkışır. Elbette 'Türk askeri' başımızın tâcıdır.
O mübarek Mehmetçiği kimselere değişmeyiz. Lâkin, asker ile polis arasında önemli bir fark yoktur ki... Askerimiz 'dış güvenliği', polisimiz 'iç güvenliği ve asayişi' sağlar ve birbirini tamamlar.
Gençlik yıllarında eylemleri yüzünden 'kurulu düzen'le ve polisle karşı karşıya gelmiş bazı medya mensuplarının peşin hükümleri, her fırsatı kollayarak polis aleyhinde kampanya açmalarına sebep olmaktadır.

Ah CMK, vah CMK!
Efendim, 'Polisin hatâları yok mu?' diyecek olursanız, elbette 180 bin kişilik büyük bir meslek grubunun içinde hatâ yapanlar ve suç işleyenler bulunabilecektir. Nitekim, son Askerî Şûra Toplantısı'nda, TSK gibi, bu konularda çok hassas olan bir kurumda bile -7 irtica suçlusuna itirazımız mahfuz kalmak şartıyla- 38 personelin disiplinsizlik ve diğer suçları sebebiyle ihracı kararlaştırılmıştır.
İzmir'deki olaya üzülmemek elde değil. Bu gibi olaylarda polisin daha dikkatli davranması gerektiğine biz de inanıyoruz. Ancak, münferit olayları örnek göstererek polisin yıpratıcı şekilde eleştirilmesini de doğru bulmuyoruz. Sözkonusu olayda, yetki sınırlarının aşılması veya aşırı güç kullanılması hâlinin tespiti durumunda, kanunî süreç işletilerek sorumlu polisler hakkında gerekli işlem adlî mercilerce yapılacaktır.
Diğer taraftan, yeni CMK ile savcılar polis yapılmış; polisler de âdeta kızağı çekilmiştir. Bütün yetkileri elinden alınan polisin 'yakalamak'tan başka görevi kalmamıştır. Yani, üzücü bir olaydan hareketle polisin yetkilerinden şikâyet etmek, toplumun asayişini bombalamaktan farksızdır.
Eğer, zaman zaman görülen polis hatâları örtbas edilip hatâlı polisler korunuyorsa, buna hep beraber karşı çıkalım. Ancak, bilâkis yöneticilerin bu olaylara karşı duyarlı olduğunu görüyoruz.
İçişleri Bakanı'nın Genelgesi ve Emniyet Genel Müdürü'nün olaya ânında müdahalesi, bu hassasiyetin göstergeleridir.

Günümüzde polis
Efendim, polisi nihilist yaklaşımlarla tu kaka edenler bilsinler ki, polis, demokratik rejimin, hukuk devletinin, insan hak ve hürriyetlerinin en büyük teminatıdır.
Türkiye'deki 180 bin polisin büyük bir çoğunluğu yüksek öğretimden geçmiştir. Artık, yüksek okul mezunu olmayanlar polis yapılmamaktadır. Polis okullarında, en fazla hukuk dersleri okutulmakta; demokrasi, insan hakları, temel hürriyetler ve toplum psikolojisi konusunda eğitim verilmektedir. Polis içerisinde yüzlerce kişinin hukuk doktorası yaptığını biliyor musunuz?
Son dönemde 'polis-halk bütünleşmesi' sağlanmış; öncelikle suçu önlemek maksadıyla 'Güven Timleri' ve 'Toplum Destekli Polislik' uygulamaları başlatılmıştır.
Türk Polisi, artık yarım asır önceki, ilkokul mezunu, kültür seviyesi düşük, çakar almaz tabancasından başka silâhı olmayan kişi değildir. Günümüzde Türk Polisi, dünyanın en gelişmiş ülkelerinde polisin sahip olduğu her türlü teknik imkâna sahiptir.
Polisin sorunları ve çözüm teklifleri Efendim, insan hakları adına 'günah keçisi' hâline getirilmeye çalışılan, aslında insan haklarının en büyük koruyucusu olan polis de etten kemikten yaratılmış bir insandır ve büyük sorunları vardır. Bunları ve çözüm tekliflerimizi şu şekilde özetleyebiliriz:
1. Geçim Sıkıntısı: Bugün polislerin büyük çoğunluğu, diğer mesleklerde görülmeyen bir geçim sıkıntısı içindedir. Polis eşlerinin çalışma oranı düşüktür ve polis aileleri genellikle tek maaşla geçinmektedir. Polisimize diğer devlet memurlarından farklı şekilde, aldıkları risk karşılığında daha fazla ücret ödenmesi gerekirken, tam aksine 'eşit işe eşit ücret' prensibine ve âdil ücretlendirme sistemine ters düşecek bir uygulama vardır. Meselâ, bir ilin asayiş ve güvenlik sorumlusu olarak atanan İl Emniyet Müdürü'ne ödenen maaş, benzer konumdaki meslek gruplarına göre yüzde 50 oranında düşüktür.
Bu sorunun çözümü için, polisin 'yan ödemeleri', iş güçlüğü, iş riski, temininde güçlük gibi kalemler yukarı çekilerek arttırılmalıdır.
2. Çalışma Şartları: Çalışma şartları en zor olan meslek polisliktir. Devlet memurları günde 8 saat, haftada 40 saat ve ayda 160 saat mesai yaparken; polisler günde 12 saat, haftada 72 saat olmak üzere ayda 288 saat mesai yapmakta; yani normal memurların yaklaşık bir misli fazla çalışmaktadır. Ne yazık ki, polislerin fazla mesailerinin karşılığında ödenen miktar aylık 178 liradır. Diğer bir deyişle, polisler karşılıksız olarak mesai yapmaktadır.
Bu sorunun çözümü için, öncelikle polislerin dinlenmeye ve ailelerine ayırdıkları zamanın arttırılması lâzımdır. Esasen, polis sayısının âcilen en az 250 bine çıkartılması gerekmektedir.
Ayrıca, fazla mesainin karşılığı saat üzerinden değerlendirilerek ödenmelidir. Böylece, polisler hak ettikleri fazla mesai karşılığını alacaklar ve geçim sıkıntıları da büyük ölçüde hafifleyebilecektir.
3. Polis Haklarının Savunulması: Normal bürokratik hiyerarşi dışında, polisin şikâyet mercii ve sığınacağı bir yer yoktur. Polisimiz kendisini sahipsiz hissetmektedir. Uluslararası uygulamalardan da faydalanılarak normal hukuk büroları dışında, polisin haklarını savunacak bir müessese kurulmalıdır.
4. Polis Lojmanları: Özellikle büyük şehirlerde polisimizin çoğunluğu gecekondularda veya yetersiz mekânlarda yaşamaktadır. TSK'da olduğu gibi, polislerin tamamının ihtiyacını karşılayacak şekilde lojman teminine gidilmelidir.
5. Askerlik Sorunu: Polisin 'askerlik hizmeti'ni, askerî eğitim (okul) dönemi haricinde, kendi mesleğinde yapabilmesi imkânı sağlanmalıdır.
6. Polisin İstikbal Endişesi: Emekliye ayrılan polisin geliri bir anda yarının altına inmektedir. Mesleğin riski dolayısıyla polis, kendisinin, ailesinin ve özellikle çocuklarının istikbalinden emin değildir. Diğer taraftan polisin sağlık hizmetleri bakımından da zorluk içinde olduğu bilinmektedir.
Polis emeklilerine, Merkez Bankası'nda uygulanan sistem benzeri bir teşkilâtlanmayla ek imkânlar sağlanmalıdır.
* * *
Sevgili okuyucular, polisimizi uluorta eleştirerek yıpratmak yerine, ona sahip çıkmaya çalışmalıyız. Polislerin de bizim evlâtlarımız olduğunu ve onların en fazla morale ihtiyaç duyduklarını unutmamalıyız.