Politikada Erdal İnönü seviyesini yakalamalıyız

Erdal İnönü'yü kaybettik. Herkesin yazıp çizdiğini ben de tekrarlayayım: Erdal İnönü, nâzik bir beyefendi, değerli bir bilim adamı ve dürüst bir politikacıydı.

Erdal İnönü'yü kaybettik. Herkesin yazıp çizdiğini ben de tekrarlayayım: Erdal İnönü, nâzik bir beyefendi, değerli bir bilim adamı ve dürüst bir politikacıydı.
Her zaman yakınında bulunmuş ve onu hiç kırmamış değerli dostum Murat Karayalçın ile Erdal İnönü'yü konuşuyoruz. Onun ardından dikkatimizi çeken şu tesbiti paylaşıyoruz. Merhum İnönü, Türk toplumundaki herkesi, sağcısını, solcusunu gerçekten etkilemiş. Murat, değişik eğitim düzeyinde olanları da, diye ekliyor.
Yıllar önce aktif siyaseti bırakmasına ve gündemde bulunmamasına rağmen, ona karşı gösterilen ilgi, cenazesindeki on binler, mütevazı İnönü'nün, toplumumuzdaki her kesim tarafından nasıl sevilip benimsendiğini gösteriyor.
***
Erdal İnönü için 'değerli bilim adamı', 'iyi insan', 'zeki',
'sempatik', 'esprili', 'nâzik', 'dürüst' gibi gerçekten onu tanımlayan sıfatlar kullanıldı. Ancak, onun için hiç kimse 'çok iyi politikacı'ydı demedi. Hattâ, politikayı sevmediği, benimsemediği, açıkçası beceremediği söylenmeye çalışıldı.
Bence Erdal İnönü, çok iyi bir politikacıydı. Lâkin, onun sevmediği, ne yazık ki hâlen geçerli olmaya devam eden, yalan, entrika ve riyakârlıkla dolu politika anlayışıydı. Onun zekâ seviyesindeki birinin bu mülevves politikanın icaplarına uymayı akıl edememesi mümkün müdür? İstemiş olsaydı
o da kendini akıllı sanan ahlâk fukarası sıradan politikacılar gibi davranabilirdi. Ancak buna hiçbir şekilde tevessül etmemiştir.
İşte bence 'iyi politikacı', bütün bu çirkinlikler arasında ismini lekelemeden siyaset yapabilendir. Bu anlamda İnönü, iyi bir politikacıydı.
***
12 Eylül darbe döneminin antidemokratik şartlarında, İnönü bir yolunu bulup Necdet Calp'in yerine Halkçı Parti'nin Genel Başkanı olabilirdi. Fakat o zor olanı seçti. 6 Haziran 1983'te -ki, aynı zamanda doğum günüydü- SODEP'i kurarak, darbecilerin vetolarına rağmen kısa zamanda güdümlü HP'nin yerini alma başarısını gösterdi.
Üç Kurultay'da da rakibi Deniz Baykal'ı, hiçbir delege oyununa girmeye tenezzül etmeden yenmesini bildi. 1991'deki Olağanüstü Kurultay'da Baykal için 'Buna devlet teslim edilmez' deyişini hatırlıyorum.
Erdal İnönü, Türk siyaset tarihinde liderlikten kendi isteğiyle çekilme fedakârlığında bulunan ilk siyaset ve devlet adamıdır. SODEP'i kurduktan tam 10 yıl sonra gene bir 6 Haziran'da (1993) Genel Başkanlığı bıraktı. Kendisinden sonra yapılan Kurultay'da Murat Karayalçın Genel Başkanlığa seçildi.
17 Şubat 1995'te SHP-CHP birleşmesi gerçekleşti ve Hikmet Çetin Genel Başkan oldu. Erdal İnönü, Çetin'in ricasını kırmayıp hiçbir komplekse kapılmadan Dışişleri Bakanlığı'na gelmeyi kabul etti.
Baykal'ın, Genel Başkanlığı sırasında, hizipçi bir tutumla parti teşkilâtlarını değiştirmeye başlaması üzerine, 2001 Martı'nda, önce
Erdal İnönü, Murat Karayalçın, Hikmet Çetin, Altan Öymen ve Cezmi Kartay (Hepsi de Genel Başkanlık yapmış isimlerdi) beraberce Baykal'a uyarı mektubu yazdılar. Ancak Baykal'dan cevap gelmeyince merhum İnönü, Karayalçın ile birlikte istifa etti.
***
Rahmetli İnönü'yü yakından tanıma fırsatı bulmuştum. Ben de, 'Erdal bey, bana bir gün dedi ki...' nevinden yazılar yazabilirdim.
Lâkin bence Erdal İnönü'nün bize bıraktığı en önemli miras, ilkeli, dürüst, erdemli bir siyaset anlayışı olmuştur. Bu mirasın, politikayı düşünen yeni nesiller tarafından çok iyi anlaşılması lâzımdır.
Politikada Erdal İnönü seviyesini yakalamalıyız.
Erdal İnönü'ye Allah'tan rahmet, değerli ailesine başsağlığı diliyorum.