Referanduma katılmalıyız

Geçen ilkbaharda antidemokratik dayatmalar sonucunda, AK Parti iktidarı çareyi millet iradesine sığınmakta bulmuştu.

Geçen ilkbaharda antidemokratik dayatmalar sonucunda, AK Parti iktidarı çareyi millet iradesine sığınmakta bulmuştu. 2007'nin Nisan ve Mayıs aylarında olan bitenler hatırlanacak olursa, Meclis çoğunluğuna yapılan bu hukuk ve demokrasi dışı baskıların sebep olduğu rejim krizinden kurtulmanın başka bir yolu olmadığı kabul edilecektir. Üstelik bu çözümsüzlüğün seçimlerden sonra da devam etmesi ihtimali karşısında, 31 Mayıs 2007 tarih ve 5678 sayılı Anayasa değişikliği kanunu ile Cumhurbaşkanı'nın halk tarafından seçilmesi yolunun açılması isabetli olmuştur.
AK Parti, genel seçimlerdeki stratejisini Cumhurbaşkanlığı seçimleri üzerine oturtmuş ve bundan da büyük ölçüde kazançlı çıkmıştır.
Ancak, MHP'nin Cumhurbaşkanı seçimine iştirak etmesi ve Abdullah Gül'ün 11. Cumhurbaşkanı olarak seçilmesi, 21 Ekim Referandumu'nu boşa düşürmüştür. Zira, milletin iradesi mevcut Anayasa hükümleri çerçevesinde de tecelli etmiş ve referandumun kısa vadeli somut motivasyonu ortadan kalkmıştır.
Aslında, yapılması gereken şu idi: Yeni Anayasa'nın hazırlanıp yürürlüğe konulmasıyla öngörülen sistem değişikliğini bu suretle gerçekleştirmek veya eğer bu mümkün olmazsa, referandumu Cumhurbaşkanı Gül'ün Cumhurbaşkanlığı süresinin son yılına tehir etmek.
Lâkin, her iki ihtimalde de AK Parti başta gelen seçim vaadini gerçekleştirmemiş duruma düşecekti. Ancak AK Parti, hâlâ seçim mahmurluğunu üzerinden atamamış; bir taraftan Yeni Anayasa polemikleri, diğer taraftan tırmanan terör olayları, sınır ötesi operasyonu tartışmaları ve Ermeni tasarısı yüzünden referandum propagandasına gereken ağırlığı verememiştir.
* * *
Bu şartlar altında 21 Ekim'deki halk oylamasına katılımın çok düşük olacağını söylemek kehanet olmayacaktır. Hatta referanduma iştirak oranının yüzde 50'yi bulması bile önemli bir netice sayılmalıdır. Herkes gibi bunu gören CHP'lilerin, referandumda 'hayır' oyu verilmesini ya da oy kullanılmamasını istemesi, netice itibariyle basit bir şark kurnazlığının ötesinde değer taşımayacaktır.
CHP'nin bu çağrısı, bilakis geniş halk kitlelerine referanduma katılmak gerektiğinin bir işareti gibi tesir edecektir.
* * *
Referanduma katılmalı ve 'evet' oyu kullanmalıyız. Çünkü:
1. 21 Ekim Referandumu, gerçek anlamda millet iradesine başvurulan ilk halk oylamasıdır. Daha önce yapılan 1961 ve 1982 referandumları, silahların gölgesinde zorbalıkla yapılmış gayrimeşru oylamalardır. 1987 ve 1988 referandumları ise kısmî konulardaki lüzumsuz halk oylamalarıdır. Milletimiz, Cumhurbaşkanı'nın halk tarafından doğrudan seçilmesi başta olmak üzere, Cumhurbaşkanlığı ve yasama döneminin sürelerini; yani sistemin özüyle ilgili bir kararı ilk defa verecektir. Bunun şuurunda olmalı ve referanduma katılarak 'evet' oyu kullanmalıyız.
2. Önemi üzerinde durulmayarak ikinci plana atılan bu referandum halkın, seçimler haricinde, ilk defa 'yönetim' hakkında bizzat karar vermesi anlamını taşımaktadır. Demokratik hak ve hürriyetlere sahip çıkmak isteyenlerin bu referanduma mutlaka katılması ve 'evet' oyu vermesi gerekir. Aksi takdirde, ülkenin yönetiminden şikâyete hakları olmayacaktır.
3. Bu referandum, AK Parti'nin geçici bir hevesi, kaprisi ve inadı olarak anlaşılmamalıdır. Nitekim, antidemokratik tutumu bilinen CHP dışındaki bütün siyasî partiler, Cumhurbaşkanı'nın doğrudan halk tarafından seçilmesini istemektedir.
4. 21 Ekim Referandumu ile halkın kendi iradesine ne ölçüde sahip çıkabildiği de test edilecektir.
Yukarıda belirttiğimiz olumsuz etkenlere rağmen, halkımızın sandığa gitmesi ve kendi iradesinin ispatı mahiyetinde 'evet' oyunu kullanması lâzımdır.