Sayın Cumhurbaşkanı kanunu veto etmemelidir

Haziran ayının ikinci yarısından itibaren Türkiye'nin siyasÓ gündemi gerilmeye başladı. Özetle, Taraf Gazetesi'nde bir darbe hazırlığı belgesi, 'İrticayla Mücadele Eylem Plânı' başlığı altında ifşa edildi.

Haziran ayının ikinci yarısından itibaren Türkiye’nin siyasÓ gündemi gerilmeye başladı. Özetle, Taraf Gazetesi’nde bir darbe hazırlığı belgesi, ‘İrticayla Mücadele Eylem Plânı’ başlığı altında ifşa edildi. Daha sonra ‘belge’nin gerçek olup olmadığı hakkındaki tartışmalar başladı. Genelkurmay AskerÓ Savcılığı’nın bu konuda 14 ve 25 Haziran tarihlerinde yaptığı açıklamalar tatmin edici olmadı. Zaten bu açıklamalarda, belgenin sahte olup olmadığı belirtilmiyor; fotokopi olduğu ve Genelkurmay karargâhında hazırlanmadığı ileri sürülüyor; böylece bir yandan imza sahibi hakkında takipsizlik kararı verilirken diğer yandan bundan öteye ‘görevsizlik’ kararıyla mesele TSK dışına çıkarılarak İstanbul C. Başsavcılığı’na bırakılıyordu.
26 Haziran Cuma günü Genelkurmay Başkanı beklenen basın toplantısını yaptı. Toplantıda 25 Haziran günü Askerî Savcı’nın açıklamasına dayanarak bir hayli sert bir üslûpla bermutad TSK ’nın yıpratılmasından şikâyet ediyordu. Bu arada askerî yargının görevleri konusunda da görüşlerini serdediyordu. Ancak, bizce toplantının en can alıcı tarafı, Başbuğ’un TSK’nın hukuka ve demokrasiye bağlılığı ve aksi durumda olanların bünyede barındırılmayacağı yolundaki ‘teminatı’ idi.
26 Haziran’dan itibaren olaylar hızlandı. TBMM’nin 1 Temmuz’da tatile girmesinden önce, yasama yılının son kanunu olacak 5918 sayılı Kanun üzerinde bir gün evvel (25 Haziran Perşembe) aralarında mutabakata varan parti grupları, 26 Haziran gecesi kolaylıkla kanunu çıkardılar. Bu kanunun zamanlamasının Başbuğ’un toplantısı veya Albay Çiçek olayıyla hiçbir ilişkisi yoktu. Belki sadece aceleye getirildiği için tenkit edilebilirdi. Halbuki özellikle CHP lideri Baykal, askerî çevrelerin bundan hoşlanmadığını görünce ‘Aldatıldık!’ diyerek ortalığı velveleye verdi.
Org. Başbuğ’un, ‘MGK’ya götüreceğini’ söylediği ‘belge’ konusu, nihayet 30 Haziran Salı günü toplanan ve saatlerce süren MGK toplantısında tartışıldı. Tam da bu sırada, AskerÓ Savcılığın görevsizlik kararı üzerine, zaten Ergenekon Dâvası’nda adı geçen Alb. Çiçek’in tutuklandığı haberi geldi.
Hikâyemizin bundan sonrası, Türkiye’de demokrasi ve hukuk uygulaması bakımından pek içaçıcı değildir. Zira, sivil savcılığın talebi üzerine sivil mahkeme tarafından tutuklanan Alb. Çiçek, henüz 18 saat geçmeden tahliye ediliverdi. Türkiye’de ‘bağımsız yargı’ olduğu tezi bir anda iflâs etmiş ve kritik zirvelerden sonra ‘emir demiri kesmişti’. Tutuklama kararı veren hâkimin ‘acele’ izne çıkarılması ve yerine, tahliye kararı verilmesini sağlayan ‘geçici hâkim’ atanması mâşerî vicdanı kanatmıştı.
***
Bu tespitleri yaptıktan sonra şimdi geldiğimiz noktada, Sayın Cumhurbaşkanımızın 5918 sayılı Kanunu imzalamasını ve aslâ veto etmemesini bekliyoruz. Zira;
1. Bu kanun ile, Anayasa’nın 145. maddesine (Askerî Yargı) aykırı olmadan, ilk olarak ‘Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar’ için yargı yolu açılmış olmaktadır. Daha önce, özellikle darbe suçu yargılama dışı kalmaktaydı. Darbeye karşı olan ve demokrasiye bağlılığına inandığımız Cumhurbaşkanı için başka seçenek yoktur.
2. 5918 sayılı Kanun Anayasa’ya lafzen ve ruhen aykırı değildir. Kaldı ki, Anayasa’nın 145. maddesinin de behemahal değiştirilmesi gerekir. Bu kanunla, Anayasa çerçevesinde kalınarak usulÓ düzenleme yapılmakta ve görevler yerli yerine oturtularak uygulamaya açıklık getirilmektedir.
3. Sayın Cumhurbaşkanı’nın, Genelkurmay Başkanlığı ve Adalet Bakanlığı hukukçularından rapor istemesi, TBMM’de temsil olunan millet iradesine ve yasama yetkisine karşı ‘bürokratik sınırlama’ şeklinde değerlendirilmemelidir.
4. Komutanlarımız bizim için elbette değerlidir ama bu vesileyle ‘yeni dokunulmazlıkların’ ihdas edilmesi ve bu alanın genişletilmesi aslâ doğru değildir.
***
Sayın Cumhurbaşkanımızı seviyor, sayıyoruz. O’nun, Anayasa’nın 104. maddesindeki ‘Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetme’ görevini de biliyoruz. Bu görev çerçevesinde âhengi sağlarken bazı tâvizlerin verilmesi gerekeceğinin farkındayız.
Lâkin bu tâvizler, demokrasinin rayına oturtulması bakımından çok önemli olan bir kanunun veto edilmesine kadar gitmemelidir.
Sayın Cumhurbaşkanımızdan, 5918 sayılı kanunu imzalayıp göndermesini bekliyoruz.