Seçim ittifaklarının yılan hikâyeleri

Sevgili okuyucular, genel seçimler yaklaştıkça siyasî partileri bir </br>telaş alır. Türkiye'deki adaletsiz yüzde 10 barajını geçemeyeceğini düşünen partiler ittifak arayışlarına girerler. İşin kötüsü, siyasî istikrar endişesiyle hazırlanmış Siyasî Partiler ve Seçim Kanunları'nda </br>'seçim ittifakı' da yasaklanmıştır.

Sevgili okuyucular, genel seçimler yaklaştıkça siyasî partileri bir
telaş alır. Türkiye'deki adaletsiz yüzde 10 barajını geçemeyeceğini düşünen partiler ittifak arayışlarına girerler. İşin kötüsü, siyasî istikrar endişesiyle hazırlanmış Siyasî Partiler ve Seçim Kanunları'nda
'seçim ittifakı' da yasaklanmıştır. Bu yüzden, 1991 ve 1999 yılları genel seçimlerinde, 'hukuka karşı hile' yapılarak üstü örtülü seçim ittifaklarına gidilmiştir.

Yeni siyasî partilere geçit yok
Efendim, Türk siyasî hayatında yeni siyasî partilerin yeşerip serpilmesi, hele meyve vermesi hemen hemen imkânsız gibidir. 1992 yılında dava arkadaşlarımla beraber 'Dürüstlük ve Fazilet Mücadelesi' sloganıyla Yeniden Doğuş Partisi'ni (YDP ) kurarak yola çıktığımızda herkes bize, Türkiye'de ancak darbeler sonrası kurulan partilerin iktidar şansı olabileceğini söylemişti. Biz ise karınca meselinde olduğu gibi, Hacca gitmek için yola çıktığımızı, gidemezsek de yolunda ölmeye razı olduğumuzu belirtmiştik. Gerçekten de tam sekiz yıl boyunca gece gündüz demeden uğraşıp didindiğimiz hâlde, bizim 'uğur böcekleri' memlekete hizmet yolunda canlarını verdiler. Gerideyse, 28 Şubat zulmüne tek başına karşı koyan şerefli insanların hikâyesi kaldı.
Merhum Ecevit, bir gün bana, 'Politika, vakit ve nakit gerektirir' demişti. Gerçekten de biz sekiz sene uğraşıp yüzde 1 oy alamazken; elin adamı, milletin sırtından nasıl kazanıldığı sonradan açıkça ortaya çıkan paralarla köfte ekmek dağıtıp, arabesk türkücü şarkıcı dinleterek yüzde 7'lerde oy almıştı.
Türkiye'de yeni ve idealist bir siyasî hareketin gelişebilmesi için, önce bu yüzde 10'luk seçim barajının kaldırılması gerekir. Ayrıca, siyasî partilerin gelirlerinin ve harcamalarının iyi denetlenmesi, Hazine yardımlarında ölçütlerin değiştirilmesi ve partiler arasındaki seçim
ittifakı yasağının kaldırılması lazımdır.

Sağ ittifaklar
İlk muvazaalı sağ ittifak, 1991 Genel Seçimlerinde RP'nin çatısı altında ve RP, MÇP (MHP ), IDP arasında yapıldı. Bu 'Milliyetçi-Muhafazakâr İttifak' başarılı oldu ve yüzde 16,9 oranında oy alarak toplam 62 milletvekili çıkardı. ANAP'tan ayrıldığım ve YDP'nin kuruluş hazırlıklarıyla meşgul olduğum o günlerde; basının 'Kutsal İttifak' olarak adlandırdığı bu örtülü ittifaktan aday gösterilmek üzereyken, Recai Kutan'ın bütün arzusuna ve gayretlerine rağmen, Erbakan Hoca'nın
kıvrak çalımları neticesinde liste dışı kalmıştım.
İkinci muvazaalı sağ ittifak, 1995 Genel Seçimlerinde ANAP'ın çatısı altında gerçekleştirilen ANAP-BBP ittifakı oldu. Bu ittifak neticesinde, ANAP yüzde 19,7 oranında oy alarak 132 milletvekili çıkarabildi ve BBP de barajı aşarak 7 milletvekiline sahip oldu. Bu arada, Aydın Menderes'in DP'si de RP'ye iltihak ederek 8 milletvekili çıkarma imkânını buldu.

Sol ve Kürtçü ittifaklar
İlk sol -bir bakıma 'Kürtçü'- ittifak, 1991 seçimlerinde HEP'çi adayların SHP listelerinden aday gösterilmesi şeklinde cereyan etti. Erdal İnönü'nün SHP'si (CHP ), 19 ırkçı-bölücü PKK uzantısı HEP'linin Meclis'e
girmesine âlet olmuştu. Sonra da bunları Meclis bahçesinde polis arabalarına itiş-kakış bindirerek götürdükleri için cümle âlemin diline düşmüştük.
İkinci sol-Kürtçü ittifak, 1995 seçimlerinde SİP'in HADEP listesinden seçime girmesiyle ortaya çıktıysa da toplamda aldığı yüzde 4,2'lik oy oranıyla başarısız oldu.
Son sol-Kürtçü ittifak ise, 2004 Mahallî Seçimleri'nde 'Demokratik Güç Birliği' adı altında SHP'nin çatısı altında DEHAP, ÖDP ve EMEP ile birlikte kuruldu; ama, bir zamanların sıkı milliyetçisi Murat Karayalçın'ı yıpratmaktan başka sonuç vermedi. Zira bu dörtlü ittifak, toplamda sadece yüzde 4,7'lik bir oy oranına ulaşabilmişti.
Solda asıl arzulanan CHP-DSP ittifakı ise bir türlü gerçekleştirilemedi...

İttifak mı, iltihak mı?
2007 Genel Seçimleri yaklaştıkça, AK Parti, CHP ve MHP'nin dışındaki partilerde gene 'İttifak Rüzgârları' esmeye başladı. Aslında, aralarında ittifak yapılması en tabiî olan partiler, solda CHP ile DSP, sağda ise
MHP ile BBP'dir. Ancak, bu çiftlerin birbirlerine pek de sempatik bakmadıklarını biliyoruz. Bu arada, 27 yıldır aynı kulvarda koşturan ANAP ile DYP'nin birlikte politika yapma zamanı da artık gelmiştir.
Yapılan kamuoyu araştırmalarına göre, DYP, ANAP'ın üzerinde görünmektedir. Ancak, DYP'nin de henüz baraj konusunda kendisini garantiye almış olduğu söylenemez. ANAP'ın oy oranının daha düşük görünmesine karşılık, TBMM'de gruba sahip olması önemli bir avantajdır.
ANAP'ın, DYP'nin çatısı altında ve DYP Genel Başkanı'nın liderliğinde seçime girmesi, Türk siyasetinde ilk olarak, birbirine yakın güçteki iki partiden birinin diğeri lehine feragatı şeklinde görülecektir. Bu durum, aksi iddia edilse de, bir 'ittifak'ı değil, 'iltihak'ı akla getirmektedir.

DYP-ANAP beraberliğinin başarı şartı
ANAP'ın DYP'ye iltihakı şeklinde görüntü verecek bu beraberlik, yüzde 10'luk barajı geçmeye kâfi gelse de, önemli bir yükselişi sağlayacak sinerjiyi ortaya koymaya yetmeyecektir.
İki partinin de teşkilâtlarının ve tabanlarının tatmin olacağı; yeni bir rüzgâr estirecek bir hareketi oluşturmanın şartı, yepyeni bir lider, parti ve kadroyla ortaya çıkabilmektir.
Bunun için de, DYP, ANAP, BBP ve LDP'nin, altında birleşeceği yeni bir çatı olmalı (mesela, DP ismi düşünülebilir); bu yeni oluşumun başına yıpranmamış bir isim getirilmeli; halkın sevdiği itibarlı isimlerden bir vitrin dizilmelidir. ANAP ve DYP'nin milletvekilleri sayesinde bu yeni oluşum, teşkilâtlanma şartı aranmadan seçime girebilecektir.
Bu takdirde, söz konusu yeni hareket kısa sürede ivme kazanarak merkez sağda AK Parti'ye rakip duruma gelebilir.
Bütün mesele, şahsî hırslardan sıyrılmayı başarabilmektir.