Seçimler ve terörün istismarı

Başbakan Erdoğan'ın terör hakkındaki beyanatında haklı ve haksız bulduğumuz iki husus var. Önce, haksız gördüğümüz sözünden başlayalım. Başbakan, 'Türkiye'deki 5 bin teröristle mücadele bitti mi ki Kuzey Irak'taki 500 kişiyle uğraşalım' diyor.

Başbakan Erdoğan'ın terör hakkındaki beyanatında haklı ve haksız bulduğumuz iki husus var. Önce, haksız gördüğümüz sözünden başlayalım. Başbakan, 'Türkiye'deki 5 bin teröristle mücadele bitti mi ki Kuzey Irak'taki 500 kişiyle uğraşalım' diyor. Bu tesbit tamamen yanlıştır ve ABD, peşmerge sözcüleri ile bizim bir takım müdahale karşıtı köşe yazarlarının görüşlerinin tekrarından ibarettir. Terörün kaynağı, karargâhı ve barınağı Kuzey Irak'tadır. Bataklığı kurutmadan sivrisinekleri teker teker avlayarak mücadele edebilir misiniz? Terörün başını ve yuvasını çökertmek dururken, Türkiye'deki terörist faaliyetleri göstermek, Sayın Başbakan kusura bakmasın ama sınır ötesi operasyondan kaçmak için 'beynamaz özürü' olmaktan başka bir şey değildir.
Hem sonra adama, 'O halde içeriyi temizleyin de görelim' demezler mi? Terörle mücadeleyi askere yüklemek, Hükûmetin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
***
Gelelim Başbakan'ın haklı bulduğumuz şikâyetine... Şehit cenazelerinde Meclis Başkanı ve bakanlar aleyhinde slogan atılması ve milletin tamamına mal olmuş millî bir mâtemin siyasî şekilde istismarı, Erdoğan'ın ifade ettiği gibi, en hafif tâbiriyle 'Edep ve âdap dışıdır'.
Şehit cenazeleri siyasî gösteri yeri değildir. Şehit cenazelerini siyasî mitinglere döndürüp 'katil iktidar' sloganları atanlar ve attıranlar, hem aziz şehitlerimizin ruhlarını muazzep ediyorlar hem de teröristlerin emellerine âlet oluyorlar.
Genelkurmay'ın bildirisinde kastedilen 'Türk Milleti'nin karşı koyma refleksi' bu değildir; bu olmamalıdır. Böylesi bir tepkiye 'refleks' değil 'tertip' diyebilirsiniz. Hâlen, Türkiye'nin en geniş seçmen tabanına hitap eden AK Parti'yi terörle mücadelede karşınızda görürseniz, milletin terörle mücadelede beraberliğini sağlayabilir misiniz?
Böylesine hassas bir ortamda bölücülük yapmaya kalkışmak, teröre hizmet etmekten başka bir netice vermez.
***
Bana asıl tuhaf gelen manzara, 1 Mart Tezkeresi esnasında 'Vatan elden gidiyor!' diye yırtınan CHP'lilerin, bugün 'Ordu Irak'a!' diye slogan atmalarıdır. MHP'nin durumu da bundan farklı değildir. Başlıbaşına bu tezat dahi, terörün iç politikada ve seçimlerde istismar edildiğinin bir göstergesidir.
Erdoğan, 1 Mart Tezkeresi oylamasından önce 'Grup kararı' almamakla hata etmiştir ama en azından Tezkere'nin çıkmasını istemiştir. Halbuki, bugünün 'sözde şahinler' i, o sırada ya Tezkere'ye karşı koymuşlar ya da sessiz kalarak ırkçı-bölücü Kürtçüler'in oyununa gelmişlerdir.
***
Türk siyasetinde bazı siyasî partiler, geleceğe ait programlar ve projelerle halkın önüne çıkma yerine, Türkiye'deki ayrılıkları istismar ederek 'tepki oyları' ile beslenmeyi tercih etmiştir. Önceki seçimleri incelerseniz, Sünnî-Alevî, Türk-Kürt ayrımcılığının ve bölgesel farklılıkların nasıl kullanılarak oy toplamaya çalışıldığını görürsünüz.
Lâkin, bu nevi ayrılıkların istismarı üzerine politika inşa eden partiler, oy toplamaya muvaffak olsalar da hiçbir zaman kalıcı şekilde varlıklarını devam ettirememiştir.
AK Parti'nin, özellikle Irak ve Kürt politikasında bir çok hatalarının bulunduğu doğrudur. Ancak, genel seçimlere kırk gün kala terörü bahane ederek ortalığı karıştırıp puan almaya çalışanlar, ne derece tehlikeli bir oyun oynadıklarını fark etmelidirler.
AK Parti'ye gelince; iki yanlışın bir doğru etmeyeceğini; 1 Mart hatasından ürküp pasif davranmanın, hem Türkiye'nin dış itibarına zarar vereceğini hem de seçimlerde aleyhlerine olacağını anlamalıdır. Bu arada, DTP tabanından pirinç almaya giderken evdeki bulguru unutmanın AK Parti'ye bir katkı sağlamayacağını da ilave edelim.