Seçimlerin ana temaları

Türkiye çok partili parlamenter sisteme 1946 Seçimleriyle adım attı. Aradan geçen 60 yıllık devrede, ara seçimleri ve mahallî seçimleri saymazsak, 22 Temmuz ile birlikte tam 16 genel seçim yapılmış olacak.

Türkiye çok partili parlamenter sisteme 1946 Seçimleriyle adım attı. Aradan geçen 60 yıllık devrede, ara seçimleri ve mahallî seçimleri saymazsak, 22 Temmuz ile birlikte tam 16 genel seçim yapılmış olacak. Yani ortalama olarak her yasama dönemi 3,75 yıl sürmüş. Bu arada, 1960'tan sonraki 47 yıllık dönemde ise 4,5 askerî müdahalede bulunulmuş. Bu da ortalama olarak 10,5 yılda bir müdahale anlamına geliyor.
Seçimlerin ana temalarına bir göz atalım:
Aslında 1946 Seçimleri, demokratik ve hukuka uygun bir seçim olarak kabul edilmemiştir. Bilindiği gibi 'açık oy, gizli tasnif' yöntemiyle yapılan bu seçimler, Türk demokrasisinin yüz karası olmuştur.
Türkiye'de yapılan seçimlerin hiç şüphesiz en önemlisi, 14 Mayıs 1950 Seçimleri'dir. Bu tarih, aynı zamanda -yaralı bereli de olsa- demokrasiye geçiş tarihi olarak da bilinir. 1950 Seçimleri'nin ana sloganı 'Yeter Söz Milletindir!' olmuştur. Bu seçimlerde halk, şeflik dönemi CHP diktasına ve devletin bürokratik tahakkümüne karşı, demokratik bir ihtilâl gerçekleştirmiştir. Ezilen büyük halk kitlelerinin oyu DP'ye akmıştır. Ezanın aslından okutulması vaadi de seçim sonuçlarında etkili olmuştur.
1954 Seçimleri, girişilen yatırım ve üretim seferberliğinin de tesiriyle, tamamen DP lehine neticelenmiş ve DP Meclis'teki sandalye sayısını daha da artırmıştır. 1957 Seçimlerinde, uygulanan enflasyonist politikanın olumsuz etkileri görülmüş ve DP'nin seçimleri kazanmasına karşılık CHP oylarında artış kaydedilmiştir.
27 Mayıs ile Türkiye'de darbeler dönemi başlamış ve 'CHP+Ordu=İktidar' formülü hükmünü icra etmiştir (Bu formüle son dönemde Yargı'yı da eklemek lâzımdır). Bu mekanizma, ilk nazarda CHP'nin lehine gibi görünüyorsa da, onun Şeflik Dönemi'nden tevarüs ettiği tepeden inmeci, baskıcı, devletçi ve antidemokratik görüntüsünü perçinlemiş; seçim sandıklarından çıkmasını engellemiştir. Darbeler sonrasında, sağ partiler ve onların devamı olanlar, mağduriyetlerini kullanarak biraz da kolay yoldan iktidara gelmiştir.
1961 Seçimleri'nde AP'nin en ilginç seçim mesajı, DP'nin devamı olduğunu ima eden, 'Gözlerime bakın, anlarsınız' idi. 1983 Seçimleri'nde halk 12 Eylül'e duyduğu tepkiyi ANAP'a; 2002 Seçimleri'nde ise 28 Şubat'a karşı tavrını AK Parti'ye yönelerek göstermiştir (Tabiatıyla, seçimleri etkileyen bunun dışında faktörler de vardır).
1965 ve 1969 Seçimleri'ne, AP'nin ve Demirel'in halk tarafından benimsenen icraatları ve alt yapı yatırımları damgasını vurmuş; slogancı laf kalabalığından öteye gitmeyen 'Ortanın Solu' programının CHP'ye getirisi olmamıştır.
1973 ve 1977 Seçimleri'nde Ecevit'in liderliğindeki CHP, 'tarihî yanılgı' söylemi ile halkla barışmaya çalışmış ve câzip sloganlarla kitleleri sürükleyerek başarılı olmuştur. Buna karşılık uzun süre iktidarda kalamayan Ecevit, 1977 Seçimleri'nde ayrıca 'Kıbrıs Fatihi' unvanını da kullanmıştır.
1983 ve 1987 Seçimleri, ANAP'ın ve Özal'ın başarısıyla sonuçlanmış; bu seçimlere Özal'ın, özellikle ekonomi politikasına duyulan güven damgasını vurmuştur.
Ancak, ANAP yolsuzluk iddialarıyla yıpranmış ve Özal'ın Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra başsız kalarak 1991 Seçimleri'nde ve daha sonraki dönemde mirasyediler eliyle tüketilmiştir. 1991 Seçimleri'nden 2002 Seçimleri'ne kadar devam eden 11 yıllık Koalisyonlar Dönemi, Türkiye'nin kayıp yıllarıdır.
1991 Seçimleri'nden itibaren 'desteksiz atma dönemi' başlamış; Demirel'in ünlü '5 fazlasını verme' vaadi, seçimleri zıvanadan çıkaran bir başlangıç olmuştur. Aynı süreç, 1995 Seçimleri'nde Çiller'in 'atışa devamı' ile süregelmiştir.
1999 Seçimleri'nin ana teması terörist başının yakalanması olmuş; bu konuyu en çok kullanan DSP ve MHP, yanlarına ANAP'ı da alarak iktidara gelmiştir.
2002 Seçimleri ise, hem 28 Şubat'ın rövanşı, hem de sosyolojik bakımdan 'çevre'nin 'merkez'e meydan okuyuşudur.
* * *
22 Temmuz 2007 Seçimleri'nin ana teması, son birkaç aydaki gelişmelerle ortaya çıkmıştır.
AK Parti, bir taraftan, buçuk müdahale sayılabilecek 27 Nisan Muhtırası'nı, AYM'nin tek taraflı politik kararlarını, Sezer'in tutumunu ve Cumhurbaşkanlığı konusunda maruz kaldığı haksızlığı millete şikâyet ederek oyunu arttırmaya çalışırken, diğer taraftan olumlu icraatlarını anlatıyor.
Buna mukabil, muhalefet ise son dönemde artış gösteren terör olaylarını kullanmaya çalışıyor. Bu arada, muhalefetin uçuk vaatlerle oy toplamaya çalıştığı da görülüyor. 'Cumhuriyet Mitingleri'ni kendi lehine istismar eden Baykal'ın, 'laiklik' temasını ise, seçim meydanlarında pek kullanmadığı dikkati çekiyor.
Kısaca, bir tarafta demokrasi, halkın değerleri ve icraat var; diğer tarafta, devletçilik, cumhuriyetin kazanımları ve uçuk vaatler var.
Bakalım kim kazanacak?..