Sessiz devrim

Sevgili okuyucular, Kılıçdaroğlu, Erdoğan'ın havuzuyla uğraşa dursun...

Sevgili okuyucular, Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın havuzuyla uğraşa dursun, Türkiye’de on gün önce bir ‘sessiz devrim’ gerçekleştirildi. 27 Mayıs’tan beri yarım yüzyıldır, Türk demokrasisini kıskacına almış bulunan ‘Militarist Vesayet Rejimi’ ortadan kaldırıldı. Referandum polemiklerinin patırtısı arasında önemi tam olarak anlaşılamayan son YAŞ toplantıları ve alınan kararlar, Türkiye’deki ‘mahcur demokrasi’ye son vererek bütün kurum ve kurallarıyla işleyen ‘Yeni Demokrasi Dönemi’ni başlattı.

‘Askerle uğraşmayın kardeşim!’
Efendim, 27 Mayıs’tan sonra DP’nin mirasına konarak iktidara gelen Demirel, dünya politika tarihinin gelmiş geçmiş en tipik oportünist ve makyevelist örneğidir. DP sayesinde yıllarca Başbakanlık yapmış ama kendi çıkarları için DP’lilerin hakkını hukukunu hep istismar etmiştir. Rahmetli şehidimiz Menderes’in idam sehpasındaki fotoğrafı, onun siyasetteki yegâne yönlendiricisi olmuş; bu yüzden kâh şapkasını alıp giderek kâh darbeciye koltuk deyneği olarak kellesini korumayı başarmıştır. 86 yaşına ulaştığı âhir ömründe, merhum Menderes’in çok azı kadar da olsa, milletin gönlünde yer edemeyişinin sebebini hiç düşünmüş müdür bilmiyorum. Düşünmüş olsa, hacıyatmaz gibi hep ayakta kalmaya çalışmaktansa alçakça şehit edilip ebediyen yaşamayı tercih eder miydi acaba?...
Türkiye’de militarist vesayetin uzun yıllar boyunca devam etmesinin en büyük sorumlusu Süleyman Demirel’dir. Demirel, TSK konusunda önüne her konulanı imzalamış ve askerin bütün taleplerine âdeta ubûdiyetle icabet etmiştir. Böylece güya darbe sonrasında sorumluluğu üzerinden atmaya çalışmıştır. Halbuki asıl sorumluluk olan ‘millet iradesini temsil’ sorumluluğunu aslâ düşünmemiştir.
Demirel’in Başbakanlığı döneminde sık kullandığı bir cümleyi hatırlıyorum: ‘Askerle uğraşmayın kardeşim!’ derdi. Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı’nın atamalarına müdahale ettiğim için merhum Özal ve Özel Kalem Müdürü merhum Kemal Gücüyener vasıtasıyla beni ikaz etmişti.
Demirel’in sözümona başkanlık ettiği YAŞ toplantıları bir protokoler tören gibiydi ve en önemli tarafı da toplantı sonrası verilen resepsiyonlardı. Başarısız bir teşebbüsü haricinde Demirel, müdahale temayülü olduğunu bildiği generallerin atama kararlarını kuzu gibi imzalamıştı.

Bir gecede iki Genelkurmay Başkanı
Efendim, rahmetli Özal seçimi kazanıp Başbakan olduğunda da gene bir darbe dönemi ertesi idi. Nasıl
27 Mayıs’tan kısa bir müddet sonra Demirel Başbakan olmuşsa, 12 Eylül’den hemen sonra ilk genel seçimlerde de Özal iktidara gelerek Başbakan olmuştu. 1983-1984 döneminin antidemokratik vesayet şartları da 27 Mayıs sonrasının şartlarından daha kolay değildi. Bütün Türkiye sıkıyönetim sultası altındaydı ve asker henüz kışlaya dönmemişti.
Özal, bu dönemde arzu ettiği demokratikleşme ve sivilleşme politikasını uygulamaya fırsat bulamadı. Hedefinde, Millî Savunma Bakanlığı’na bağlı bir Genelkurmay Başkanlığı ve askerî vesayet rejiminin
tam olarak kaldırılması vardı. 12 Eylül Dikta Yönetimi’nin Çankaya’daki kalıntısı Evren, fiilen askere hâkim durumdaydı.
Özal askerle çok iyi diyalog kurdu. Tatlı-sert bir münasebet içinde TSK’yı yakından takip etti ve yeri geldiğinde masaya yumruğunu vurmasını bildi. YAŞ öncesinde bana, terfi edecek komutanların listeleri hakkında bilgi notu hazırlattırır ve toplantılara mücehhez bir şekilde girerdi. Toplantıdan, bitinceye kadar ayrılmaz ve her terfi üzerinde ciddiyetle dururdu.
Ne yazık ki, o dönemde militarist vesayetin tam olarak tasfiye edildiğini söylemek zordur.
Ancak merhum Özal, bir gecede iki genelkurmay başkanını hukukî sınırlar içinde kalarak tasfiye edebilmiştir. Ömrü vefa etseydi, Cumhurbaşkanı sıfatıyla militarist vesayet dönemini kapayabilirdi.

Sessiz devrim
Efendim, Başbakan Erdoğan’ın 2010 Ağustosu’nun ilk haftasında gerçekleştirdiği ‘sessiz devrim’ sanıldığı kadar kolay olmamıştır. Kimse alınmasın, darılmasın ama bir ordu düşününüz ki, terfi döneminde yargının soruşturması dışında kalan general bulmakta güçlük çekilsin... Darbe dönemleri dışında hiçbir zaman bu esef verici manzarayla karşılaşılmamıştır.
Düşünebiliyor musunuz? Bir tarafta darbe tehlikesi, diğer tarafta en azından bütün generallerin istifası tehdidi... Böyle bir dönemde, orduyu yıpratmamaya çalışarak masaya yumruğu vurmak her babayiğidin harcı değildir.
Bu sessiz devrimi gerçekleştiren Başbakan Erdoğan’ı, Millî Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ü ve millî iradeden yana tavrını koyan Cumhurbaşkanı Gül’ü
candan tebrik ediyoruz.