Sınır ötesi operasyon için hâlâ ne bekliyoruz?

Yıllardır bıkıp usanmadan 'sınır ötesi operasyon' gerektiğini yazıp duruyoruz. Adımızı 'şahin'e çıkaranlar, Ulus'taki insanlık faciasını görünce ne demek istediğimizi anlamışlardır herhalde...

Yıllardır bıkıp usanmadan 'sınır ötesi operasyon' gerektiğini yazıp duruyoruz. Adımızı 'şahin'e çıkaranlar, Ulus'taki insanlık faciasını görünce ne demek istediğimizi anlamışlardır herhalde... Irak meselesi ve Türkiye'nin güvenliği hakkında son 4,5 senedir yazdıklarımızın, ne yazık ki hepsi de doğru çıktı. Neyse, bırakalım bunları da önümüze bakalım...
* * *
Ulus'taki bomba olayı, dünyadaki diğer terör olaylarının bir benzeridir. Bu eylemi gerçekleştiren PKK terör örgütünün Kuzey Irak'ta yuvalandığı, bomba timinin başının Ermeni asıllı bir PKK teröristi olduğu ve bombacıların Türkiye'ye Kuzey Irak'tan sokulduğu bilinmektedir.
Bu durumda, 11 Eylül Terör Saldırısı'nın akabinde alınan BM Genel Kurulu'nun 28 Eylül 2001 tarih ve 1373 Sayılı Kararı'na göre; terör örgütlerince sağlanan siyasî, malî ve idarî desteğin önlenmesi;
silah, patlayıcı ve malzeme kaynaklarının kesilmesi; güvenli barınma ve rahat hareket etme kabiliyetinin engellenmesi ve haberleşme imkânlarının yok edilmesi gerekmektedir. Halbuki PKK terör örgütünün Kuzey Irak'taki faaliyetlerine göz yuman, hatta bu örgütü sinsice destekleyen peşmergeler, Irak Hükümeti ve müttefikimiz ABD, BM'nin 1373 Sayılı Kararı'na uymamaktadır.
BM Genel Kurulu, ayrıca bu konuda daha da ileri giderek, özellikle Irak için 8.6.2004 tarih ve 1546 Sayılı Kararı almıştır. Bu karara göre, IRAK'TAN KOMŞU ÜLKELERE YÖNELEN TERÖRİST FAALİYETLERDE, 'transit geçiş', 'silah temini' ve 'finansmanın sağlanması' konularında bölge ülkeleriyle yakın işbirliğinin güçlendirilmesi, bir uluslararası hukuk hükmüne bağlanmıştır. Buna mukabil, gerek Irak Hükümeti, gerekse bölgedeki gerçek egemen güç olan ABD, kılını bile kıpırdatmamış ve 1546 Sayılı Kararı oyalama taktikleriyle çiğnemişlerdir.
Türkiye, bu konuda Irak Hükümeti'ne yazılı ve şifahî uyarılarda bulunmuş fakat durum değişmemiştir.
Diğer taraftan, uluslararası hukuktaki 'sıcak takip hakkı' ve BM Antlaşması'nın 51. maddesine göre, devletlerin 'meşru müdafaa hakkı' vardır. Terörist saldırılardan zarar gören günümüz dünyasında bu hak, ÖZELLİKLE SINIR ÖTESİNDEN GELEN TERÖR SALDIRILARI İÇİN GEÇERLİDİR.
Özetle, Türkiye'nin Irak'ta askerî operasyon hakkı doğmuştur.
* * *
Genelkurmay Başkanı, 12 Nisan'da, Kuzey Irak'ta askerî operasyon yapılmasının lüzumlu olduğunu söylemiş; ancak bunun için bir 'siyasî karar'ın ortaya çıkması gerektiğini belirtmiştir. Başbakan da dün verdiği beyanatta , askerden bir talep gelirse operasyona izin veririz demiştir. Topu birbirimize atmanın âlemi yoktur. Elbette böyle bir karar siyasî mekanizma tarafından alınır ve teknik konularda da askerden görüş sorulur. Ancak gereği, asker tarafından değil, Hükümet tarafından takdir edilir.
Aslında, sınır ötesi operasyon için Anayasa'nın 92. maddesine göre karar alınmasına lüzum yoktur. Daha önce yapılan çok sayıda operasyonda TBMM kararına ihtiyaç duyulmamıştır.
Lâkin, ille de 'sağlam' olsun denilecekse, TBMM derhal olağanüstü toplantıya çağrılmalı ve en az iki yıl müddetle 92. maddeye göre TSK'nın kullanılması kararı alınmalıdır.
* * *
Sınır ötesi operasyonun en kısa zamanda gerçekleştirilmesi lâzımdır.
Bu konuda, PKK yuvalarının temizlenmesi kadar önemli olan nokta, Türkiye'nin terörle mücadeledeki kararlılığını Irak 'a, ABD'ye ve bütün dünyaya göstermesidir.
Son faciaya rağmen si yasî iktidar gene sessiz kalır ve operasyondan kaçınırsa, bu durumun yaklaşan seçimlerde izahı mümkün olamaz.