'Srebrenica soykırımı'

Sevgili dostum Mehmet Koçak'ın 'İnsanlık Tarihinde Kara Bir Leke: Srebrenica Soykırımı' isimli eseri, bugüne kadar Bosna-Hersek'teki soykırım hakkında yazılmış en önemli eserdir.

Sevgili dostum Mehmet Koçak’ın ‘İnsanlık Tarihinde Kara Bir Leke: Srebrenica Soykırımı’ isimli eseri, bugüne kadar Bosna-Hersek’teki soykırım hakkında yazılmış en önemli eserdir. Eserde sadece Srebrenica Soykırımı anlatılmıyor; Bosna’nın tarihinden başlayarak toplum yapısı, inanç sistemi, siyasÓ durumu ve Bosna hakkında her şey bir araştırmacı titizliğiyle mercek altına alınıyor. Özellikle Bosna Savaşı, Boşnakların maruz kaldığı zulüm, katliam ve soykırım, yüzlerce yazılı ve görüntülü belgeler, ayrıca canlı şahitlerin ifadeleriyle anlatılıyor.
Özel olarak da Srebrenica Soykırımı (Srebrenitsa okunur), ilk defa bu kadar ayrıntılı, çarpıcı ve delillere dayanılarak naklediliyor. Mehmet Koçak’ın, Bosna-Hersek’te ve Srebrenica’da yıllarca uğraşarak elde ettiği belgeler ve fotoğraflar tamamen orijinal olup, daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış. Bu eseri okumamış olanların Bosna-Hersek Faciasını, yapılan katliamları ve Srebrenica Soykırımı’nı tam olarak anlaması mümkün değildir. Değerli araştırmacı, yazar ve gazeteci Mehmet Koçak’ı gönülden tebrik ediyoruz.
(Batu Yayıncılık, tel. 0212 771 54 54)
***
Başbakan Erdoğan’ın, bu yıl Srebrenitsa Soykırımı’nın 15. yılında Bosna’da düzenlenen törene eşi Emine Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile beraber iştirak etmelerini fevkalâde önemli ve olumlu buluyoruz. Erdoğan’ın törende yaptığı konuşmasındaki şu sözler hepimizin hissiyatını terennüm ediyor: “Srebrenitsa’da insanlık onuru ağır bir yara almıştır. Balkan tarihi, Avrupa tarihi bir kara leke almıştır. Srebrenitsa’yı unutmayacağız, unutturmayacağız!... Hiç şüpheniz olmasın onlar şehittirler. Bizim değerlerimizde onlar ölü değildir, onlar diridirler...”
Balkanlar’da yaşanan her savaşın ve trajedinin acısını Türkiye’nin de yüreğinde hissettiğini belirten Erdoğan, “Saraybosna İstanbul’un kardeşidir; Belgrad Ankara’nın dostudur; Zagreb İzmir’in akrabasıdır. Kızılırmak Nehri’nin, Sakarya Nehri’nin, Tuna’nın, Drina’nın tarihi ortaktır, birdir. Her savaş ve kavga kötüdür. Ancak, kardeşlerin, akrabaların kavgası, ortak bir tarihi, ortak bir kültürü paylaşan dostların kavgası kötünün de ötesinde kötüdür” dedi.
***
Srebrenitsa, 11 Temmuz 1995’ten önce, nüfusunun yüzde 85’i Boşnaklardan meydana gelen orta büyüklükte bir şehirken, şimdi küçük bir kasaba hâline gelmiş. Soykırımın ardından, Müslüman nüfusun kalan kısmı şehri terk ederek çok meşakkatli bir yolculuktan sonra Tuzla’ya sığınmış. Tuzla’ya gelen tecavüze uğramış kadınlardan bazıları, mülteci kampında kendilerini asarak intihar etmişler. Savaştan sonra şehre dönen birkaç bin Boşnak ise hâlen can güvenliği olmadan yaşamaya çalışıyor.
95 yıl önceki olaylara dair Ermeni iftiralarını soykırım kabul ederek hiç utanmadan Türkiye’yi yargılamaya çalışan Avrupalı, aradan 15 sene geçmesine rağmen henüz elle tutulur bir hukukÓ işlem gerçekleştirmemiş. Binlerce Müslüman Boşnağı Sırp Çetniklere teslim eden Hollandalı ırz düşmanı askerler, Hollanda’da bandoyla karşılanmışlar...
***
Srebrenitsa Soykırımı’nın 10. yıldönümüne ben de katılmıştım. O gün ne kadar duygulandığımı ve üzüldüğümü hiç unutmuyorum.
1991-1995 yılları arasında yaklaşık 5 yıl devam eden Sırp ve Hırvat saldırılıları sonucunda 250 bin Müslüman Boşnak şehit düşmüş; 85 bin Müslüman Boşnak kadını onlarca kişinin tecavüzüne uğramış; 500 bin Boşnak, Bosna’dan göç etmek zorunda bırakılmış...
Sırplar ve Hırvatlar, Bosna’da gerçek anlamda bir ‘soykırım’ (jenosid ) uygulamasında bulunmuştur. ‘Etnik temizlik’ kavramı, Sırp cellâtların Müslüman Boşnaklar üzerindeki politikalarıyla ortaya çıkmış. Ancak bu, bir ‘etnik temizlik’ ile birlikte aynı zamanda ‘soykırım’ suçunun da bütün şartlarını taşıyor. Sırpların Bosna’da yaptıkları, Nazilerin Yahudiler üzerindeki soykırımından daha sadistçe uygulamalar... Çünkü, Sırpların ‘Türk’ diye isimlendirdikleri Müslüman Boşnaklar üzerindeki işkenceleri müthiş bir kin ve nefreti aksettiriyor.
Srebrenitsa’da 11 ve 12 Temmuz 1995 günleri 12 bin kişi, akla gelmedik işkencelerle şehit edilmiştir. Depolara, ambarlara toplanan binlerce kişi, organları kesilerek, derileri yüzülerek, yakılarak ve diri diri toprağa gömülerek öldürülüyor. Erkeklerin gözleri önünde bütün kadınların ırzına geçiliyor. Hâmile kadınların karınlarını deşerek cenÓnlerini kesmek de bu sırp cânilerinin çok hoşlandıkları işkencelerden... Kaçmayı başaranları köpeklere parçalatıyorlar. Sorarım size, annesinin önünde 1,5 yaşındaki bebeği parçalayıp derisini yüzerek etini kızartıp annesine zorla yedirmek için ne türlü bir canavar olmak gerekir?...
***
Bosnalılar, çok güzel ve mâsum insanlar... Son derece müeddep, terbiyeli, mûtedil ve vakûr bir tavır içindeler. Başında beresiyle câmiden çıkan, uzun boylu, nur yüzlü bir Bosnalı ihtiyarın maviş gözleriyle size gülümsediğini görünce içiniz sımsıcak oluyor.
Bosnalılar, kendilerini Osmanlı’nın torunları olarak kabul ediyorlar. Başbakan Erdoğan da veciz konuşmasında bunu çok güzel açıklıyor.
Erdoğan şöyle söylüyor: “Konuşmamı yeni öğrendiğim bir dörtlükle bitireyim: Kanlı topraklar üzerine kurduğum canım Bosnam benim/Sana iki gözüm gibi bakacağım/Çünkü ben senin oğlunum.”