Tamam, sansüre karşıyız ama...

Sevgili okuyucular, millet olarak son iki haftadan beri çok hassas günler yaşıyoruz. Şehit Mehmetçiklerimizin acısı, kor gibi yüreklerimizi dağlıyor.

Sevgili okuyucular, millet olarak son iki haftadan beri çok hassas günler yaşıyoruz. Şehit Mehmetçiklerimizin acısı, kor gibi yüreklerimizi dağlıyor. PKK'lı cânilerin kalleşçe saldırıları karşısında haklı olarak öfkeleniyor, yöneticilerden daha sert tavır almalarını ve süratle harekete geçmelerini bekliyoruz.
Çok şükür, artık mütereddit ve kararsız geçen günleri geride bıraktığımızı düşünüyoruz. Başbakan Erdoğan'ın terör karşısındaki net tavrı ve 'sıcak takip'in başlatılması, yanmış gönüllerimize su serpiyor. Bu açık ve millî tavrın, bir an önce 'sınır ötesi operasyonun' başlatılmasıyla hedefine ulaşmasını bekliyoruz.

Savaş hâlinde her kafadan bir ses çıkmaz
Başbakan Yardımcısı ve Vekili Cemil Çiçek, 23 Ekim tarihli yazısıyla RTÜK Kanunu'nun 25. maddesine göre terör konusundaki yayınlarda dikkatli olunmasını istedi. Bu kararın, terör hakkındaki her türlü yayının durdurulmasını gerektiren bir 'yayın yasağı' olmadığı görülmektedir.
Nitekim, bu konuda Danıştay tarafından yürütmeyi durdurma kararının verildiği güne kadar geçen süre içinde terörle ilgili yayınların devam ettiğini görüyoruz.
Basın-yayın hürriyetine taraftarız ve bu konudaki her türlü sansüre karşıyız.
Tamam da, basın yayın kuruluşlarının son günlerdeki yayınlarını tasvip ediyor musunuz sevgili okuyucular?..
Bir taraftan, âdeta maç nakleder gibi şehit cenazelerinden ve evlerinden yapılan naklen yayınlar; bir taraftan, sıcak takip ve sınır ötesi operasyon konusundaki bütün harekâtı ifşa edercesine aktarılan bilgiler, diğer taraftan, halkı tahrik etmek istercesine hiçbir sorumluluk duymadan düzenlenen programlar... Ya, TBMM'nin sınır ötesi operasyon kararına ve başlatılan sıcak takibe rağmen, hâlâ Talabani ve Barzani'nin düdüğünü öttürenlere ne demeli?!..
Halbuki, hâlen Anayasa'nın 122. maddesinde düzenlenmiş 'savaş hâli' durumunu yaşıyoruz. İlle de 'olağanüstü hâl' ya da 'sıkıyönetim' mi ilân edelim? Aslında bu gibi durumlarda, herhangi bir müdahaleye lüzum kalmadan, medyanın kendini kontrol altında tutması gerekir.

Aklımızı başımıza alalım
Sevgili okuyucular, Irak'ta yuvalanan PKK terör örgütünün saldırıları karşısında milletçe tek yumruk hâlinde sesimizi dosta, düşmana duyurmamız fevkalâde isabetli ve faydalı olmuştur. Türkiye'yi bölmeyi planlayanların, 73 milyonun sergilediği millî mücadele ruhu karşısında, bunun ne kadar beyhûde bir gayret olduğunu anladıklarını ümit ediyoruz. Bu millî birlik ve bütünlük gösterileri elbette lüzumludur.
Lâkin, işin çığırından çıkması ve kontrol edilemez hâle gelmesi, fayda yerine zarar getirecek ve Türkiye'nin düşmanlarının ekmeğine yağ sürecektir.
Buna fırsat vermemek için medyanın şu hususlarda dikkatli olması gerekir:
1. Güvenlik güçlerinin moral değerleri yüksek tutulmalı, yapılan ve yapılacak olan askerî harekât desteklenmelidir. Bu saatten sonra hâlâ askerî harekâta karşı çıkmanın iyi niyetli bir mantığı ve açıklaması olamaz. Harekât esnasında verilecek kayıplar mübalağa edilmemelidir. 11 Eylül olayı sırasında, Amerikan televizyonlarında bir tek yaralının görüntüsü verilmemişken, meselâ Ulus'taki terör saldırısında bizim televizyonlarımızda saatler süren ölü ve yaralı görüntüleri yayınlanmıştır.
2. Kamu düzeninin korunması konusunda hassas davranmak gerekir. Bazı televizyonlarda 24 saat boyunca tahrik edici yayınlar yapılmakta ve bazı gazeteler kamu düzeni bakımından kışkırtıcı haberler yayınlamaktadır. 6-7 Eylül, Kahramanmaraş ve Sivas olaylarını unutmamalıyız. Allah saklasın, Türkiye için topyekûn savaştan daha kötü ve tehlikeli olay, bir Türk-Kürt çatışmasına sebep olmaktır. Bu ülkenin nüfusunun yüzde 10'u, Kürt kardeşlerimizden meydana geliyor. Bir avuç PKK'lı azınlık dışında, onlar da terörden şikâyetçidirler. Bu konuda medyanın gereken duyarlılığı göstermesi lâzımdır.
3. RTÜK Kanunu'na göre, toplumsal psikolojinin olumsuz etkilenmemesi ve çocukların ruh sağlığının korunması da çok önemlidir. Hâl böyleyken, ilk ve ortaöğretimdeki çocuklarımızın sokağa dökülmesini onaylamak mümkün değildir. Bunu kınaması gereken medyanın bilâkis teşvik etmesi, anlaşılabilir bir tutum mudur?
Hülâsa, Cemil Çiçek'in haklı endişesine katılıyor ve bu nevi ikazlara lüzum kalmadan basın ve yayın organlarının kendilerine çekidüzen vermesini bekliyoruz.
Artık aklımızı başımıza alalım.