Tamam yüzleşelim de... (1)

Salı günkü Vatan Gazetesi?nde bir haber vardı. Avusturya?da, 1699 yılında, Karlofça Andlaşması?nın imzalandığı yere yapılan kilisenin Doğu kapısı, ?Türkler bir daha Avrupa?ya giremesin? diye duvarla örülmüş. O kapı 310 yıl sonra törenle açılmış...

Salı günkü Vatan Gazetesi’nde bir haber vardı. Avusturya’da, 1699 yılında, Karlofça Andlaşması’nın imzalandığı yere yapılan kilisenin Doğu kapısı, ‘Türkler bir daha Avrupa’ya giremesin’ diye duvarla örülmüş. O kapı 310 yıl sonra törenle açılmış...
Şunu kabul etmek gerekir ki, Batı’nın yüzyıllar boyunca ‘Türler geliyor!’ feryadı, Türkler hakkında peşin hükümlü bir fobiye dönüşmüştür. Halbuki, 14. asrın başından itibaren altıyüz yıl boyunca Avrupa’da bulunan Türklerin, aslâ emperyalist ve kolonyalist olmadığı, bilâkis fethettiği yerleri âbâd ettiği ve şenlendirdiği bilinmektedir.
Prof. Bernard Lewis’in dediği gibi, Osmanlı İmparatorluğu, her dinden ve ırktan insanların barış içinde birlikte yaşadıkları bir ‘Huzur Medeniyeti’ olmuştur. Modern dünyamızda hâlen ‘Pax Ottomana’ya (Osmanlı Barışı) benzeyen bir huzur atmosferi sağlanabilmiş değildir.
19. yüzyıldan itibaren Osmanlı’da başlayan ‘aydın yabancılaşması’, bir kısım aydınımızın, Batı telkini ve tesiriyle kendi medeniyetlerini, ülkelerini ve milletlerini küçümsemesi, hattâ bunlara Batı gözlüğüyle düşmanca bakmasıyla sonuçlanmış; bu durum ne yazık ki günümüz dünyasına kadar devam etmiştir.
Bu yabancılaşmış aydınlar, Türklerin tarihle yüzleşmesi ve yapılan hatâlardan dolayı özür dilemesi gerektiği görüşündedirler.
***
Tarihin her döneminde etkili olmuş, dünyaya damgasını vurmuş ve 16’sı büyük 112 devlet kurmuş bir milletin, bütün yaptıklarının hatâsız olduğunu söylemek elbette mümkün değildir. Ancak, Türk Milleti’nin zalim ve soykırımcı olarak takdim edilmesi kadar büyük tarihî hatâ ve haksızlık olamaz.
Türklerin aleyhindeki bu propagandanın ardında, 19. asırda ‘Şark Meselesi’ olarak ortaya sürülen ve ‘Hasta Adam’ şeklinde tavsif edilen Osmanlı’nın parçalanması ve mirasına konulması ihtirası yatar. Başta Afrika olmak üzere dünyanın çeşitli ülkelerini sömüren Batılı Emperyalistler, gözlerini Osmanlı topraklarına dikmişlerdir. Osmanlı’nın parçalanması için kullandıkları en önemli silâhları ise azınlıkların kışkırtılmasıdır.
Önce Rumlar ayaklandırılır. Batılılar, Eski Yunan Medeniyeti’nin vârisi kabul ettikleri Rumların, Osmanlı’dan toprak kopararak bağımsızlıklarını ilân etmelerini sağlarlar.
Lâkin, en büyük tahrik, İmparatorluğun hemen her yerine dağılmış olan Ermeniler üzerinde yapılır. Özellikle 1878 Berlin Antlaşması’ndan sonra, emperyalist Düvel-i Muazzama’nın kışkırtmasıyla Ermeni çetecileri terörist faaliyetlerini arttırırlar. Ayaklanmalar olur. Adana’da, Van’da mukatele yaşanır. 1. Dünya Savaşı’nda sırtından hançerlenen Osmanlı için ‘tehcir’den başka çare kalmamıştır. Bu arada karşılıklı kayıplar verilmiştir.
İşte, bizim yabancılaşmış aydınlarımızın ‘yüzleşmek’ istedikleri en önemli olay budur.
***
Cumhuriyet tarihimiz boyunca üzerinde tartışılan ve tenkit edilen bazı olaylar yaşanmıştır. Devletin ‘Kemalizm’i resmî ideoloji olarak zımnen kabul etmesi, Cumhuriyet’in ilk döneminin sağlıklı bir şekilde araştırılmasına engel olmuştur. Önce, Lozan müzakereleri lâyıkıyla incelenememiş, koskoca devlet kuran Antlaşma, ‘zafer’ ile ‘hezimet’ uçları arasında değerlendirilmiştir. Ayrıca, Cumhuriyet Dönemi’nde yüzleşilmek istenen bazı olayları şöylece sıralayabiliriz:
Bu dönemde gerçekleştirilen ‘mübadele’nin aceleye getirildiği ve hatâlar yapıldığı iddia edilmektedir. Meselâ; Karaman’lı Türk asıllı Hıristiyan Türkopoller’in Yunanistan’a gönderilmesi bu cümledendir.
Bu dönemde, genel olarak baskıcı tek parti rejiminin bütün antidemokratik tezahürleri görülmüş, ‘zorba devlet anlayışı’ her olayda kendisini göstermiştir.
Cumhuriyet’in ilk döneminde Meclis’teki muhalif ‘2. Grup’un nasıl tasfiye edildiği, hâlen aydınlığa kavuşabilmiş değildir.
Devrimlerin, özellikle ‘şapka devrimi’nin yerine oturtulabilmesi için, adaletle ilgisi olmayan İstiklâl Mahkemeleri’nin idam kararları, bugün hâlâ tabu olarak devam etmektedir.
Milletleşme sancıları çeken Türkiye’nin, tek tip vatandaştan meydana gelen bir tebaa oluşturma gayretleri, her sahada ve her çeşit vatandaş bakımından baskılara sebep olmuş, bu arada Kürt vatandaşlarımız da bu baskıların dışında kalmamıştır.
Millî Şeflik Dönemi’nin yüzkarası Varlık Vergisi’nin ‘Salkım Hanımın Taneleri’, DP Dönemi’nin ayıbı 6-7 Eylül Olayları’nın da ‘Güz Sancısı’ filmleriyle -mübalağalı olsa da- eleştirilmesi, bir bakıma yakın tarihimizle yüzleşmedir.
Lâkin, 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve 27 Nisan darbeleri ve muhtıralarıyla henüz gerektiği gibi yüzleşilebildiği söylenemez.
Ergenekon Soruşturması ise, devlet içinde devlet olmaya çalışıp da kendilerinden hesap sorulamayanlara karşı, ilk olarak hukuk devletinin yüzleşmesidir.
Yarın bu konuya devam edeceğiz.