Tankın üstüne çıkmak (1)

Evvela, Türk Silahlı Kuvvetleri hakkında şu tespitlerimi samimiyetle </br>ifade etmek istiyorum:</br>1. Türk Ordusu, milletimizin gözbebeğidir ve devletin en </br>itibarlı kurumudur.

Evvela, Türk Silahlı Kuvvetleri hakkında şu tespitlerimi samimiyetle
ifade etmek istiyorum:
1. Türk Ordusu, milletimizin gözbebeğidir ve devletin en
itibarlı kurumudur. Türk Milleti, ordusunu 'Peygamber Ocağı' olarak görür ve askerini çok sever. Her asker, onun için bir Atilla, bir Alpaslan, bir Fatih, bir Mustafa Kemal Paşa (Atatürk)'dır.
2. Milletimiz, kendi iradesine karşı dayatmada bulunan 'darbeci asker' ile mukaddes vatan savunmasında görevinin başında olan askeri tefrik
edecek irfan, basiret ve ferasete sahiptir. Darbecinin illegal
icraatı ve zorbalığı için askerini sorumlu tutmaz.
3. Milletimiz, Türk Ordusu'nun bugünkü komuta kademesini, başta vatanseverliğini çok iyi bildiğimiz Genelkurmay Başkanı olmak
üzere, bağrına basmıştır.
4. Türkiye'nin içinde bulunduğu bölge ve şartlar, millî savunmasının ve güvenliğinin önemini artırmakta; maruz kaldığı tehlikelere karşı, güçlü bir orduya duyulan ihtiyaç her geçen gün kendisini hissettirmektedir. Esasen, arkasına silahlı gücün konulmadığı bir diplomasi ile hiçbir meselenin halledilmesi mümkün değildir.
***
Diğer taraftan, son yarım asırlık dönemde Türkiye'nin en önde gelen meselesi, gelişmiş bir demokratik rejimin rayına oturtulamayışıdır.
Bu dönemde, ortalama olarak 10 yılda bir yapılan darbelerle demokratik rejim kesintiye uğratılmış; daha doğrusu, Prof. Dr. Mustafa Erdoğan'ın deyimiyle 'olağanüstü' ara rejim dönemleri 'olağan' dönemlerden daha uzun süre devam etmiştir.
Bu darbeler yüzünden Türkiye çok şey kaybetmiştir. Şöyle ki:
1. Türk demokrasisi, vesayet altından kurtulamamış ve 'kısıtlı' bir rejim olarak kalmıştır. Bu durum, milletlerarası platformda itibarımızı zedelemiş ve diplomasimizi zora sokmuştur.
2. Türkiye'nin ekonomik gelişmesi kesintiye uğramış ve ekonomik krizler başgöstermiştir. Bunun en tipik örneği, 28 Şubat'a bağlı olan 2001 Ekonomik Krizi'dir. Ayrıca, ara rejim dönemlerindeki denetim boşluğu
ve gizlilik, yolsuzlukların artmasına yol açmıştır.
3. Türkiye, istikrarlı bir siyasî yapılanmadan mahrum bırakılmış ve tırpanlanan kadroların oluşturduğu boşluk, 'kaht-ı ricâl'e (devlet adamı kıtlığı) sebep olmuştur.
***
Öyleyse, ne yârdan geçeriz ne de serden... Ne varlığımızın en büyük teminatı olan ordumuzdan vazgeçebiliriz, ne de insan hak ve hürriyetlerinin, millî iradenin ve millet egemenliğinin tecelligâhı
olan demokrasimizden...
Hem demokratik rejime ihtiyacımız var, hem de bu rejimin kurallarına uygun şekilde millî iradenin hizmetinde olan güçlü bir orduya...
Yapılacak iş, bu anlayışla demokrasimizi yeniden inşa etmektir. Bunun için:
1. Yeni bir Anayasa hazırlanmalı; buna göre TSK hakkındaki mevzuat yoruma muhtaç olmayacak şekilde yeniden vaz edilmelidir.
2. Yapılacak 'Yargı Reformu' ile hâkim ve savcıların 'her dönemde' bağımsız ve tarafsız davranmaları sağlanmalıdır.
3. TSK üst yönetimi, modern bir anlayışla özeleştiri yaparak 'savunma görevi' dışına çıkmamayı özümsemelidir.
4. Aydınlar, çifte standartlardan vazgeçmeli; 'senin darben-benim darbem' ayrımı yapmadan Volterci düşünce tarzını benimsemelidir. Medya, antidemokratik darbelerin borazancıbaşılığından vazgeçmelidir.
5. Siyasî partiler, askeri siyasete âlet etme ve darbelerden çıkar sağlama alışkanlıklarını bırakmalıdır.
6. Politikacılar, sorumsuz beyanlar ve popülist tavırlarla siyasî ortamı gerginleştirmemelidir.
Yazımıza yarın devam edeceğiz.