Tankın üstüne çıkmak (2)

Dünkü yazımda, 28 Şubat müdahalesinin 10. yılında bir muhasebe yaparak TSK'nın ne derece önemli bir kurum olduğunu; diğer taraftan, gelişmiş bir demokratik rejimin rayına oturtulamayışının...

Dünkü yazımda, 28 Şubat müdahalesinin 10. yılında bir muhasebe yaparak TSK'nın ne derece önemli bir kurum olduğunu; diğer taraftan, gelişmiş bir demokratik rejimin rayına oturtulamayışının Türkiye'nin en önde gelen meselesi olarak gündemde bulunduğunu belirtip, hem demokratik rejime, hem de bu rejimin kurallarına uygun şekilde millî iradenin hizmetindeki güçlü bir orduya olan ihtiyacımızı ifade etmiştim. Ayrıca, askerî müdahaleler döneminin kapatılabilmesi için anayasal ve kurumsal değişikliklere işaret ederek, bu konuda yargı mensuplarına, askerlere, aydınlara, medyaya ve politikacılara düşen görevlerden bahsetmiştim.
***
Türkiye'de batılı anlamda, bütün kurum ve kurallarıyla işleyen tam bir demokrasiye ulaşabilmek ve antidemokratik müdahaleleri engellemek, ancak halkın demokratik hak ve hürriyetlerine sahip çıkmasıyla mümkün olabilir. Darbelerin olmadığı gerçek bir demokratik rejimin en büyük teminatı 'millet/halk'tır.
Siz hiç, Amerika'da, İngiltere'de, Fransa'da, Almanya'da veya herhangi bir gelişmiş batı demokrasisinde borazanların öttürüleceğini, tankların yürütüleceğini ve millet tarafından seçilmiş millî iradenin temsilcilerine karşı darbe yapılabileceğini düşünebilir misiniz? Meşru yönetime karşı Vaşington'da, Londra'da, Paris'te, Berlin'de tanklar niçin yürütülemez de, bizde 4 Şubat 1997'de Ankara'da yürütülebildi, hiç düşündünüz mü?
Hiç şüphesiz TSK, bu ülkelerin silahlı kuvvetlerinden daha az eğitilmiş, daha düşük kalitede bir kurum değildir. Gayrı meşru bir darbe Anayasası da olsa, 1982 Anayasası'nda demokratik bir rejim öngörülmüştür. Türkiye'de, şeklen de olsa bağımsız yargı, medya, aydınlar ve seçilmiş politikacılar
vardır. Lâkin, bu saydıklarımız, 40 yıldır kendilerine dönük namlular karşısında hep âciz kalmışlar; hatta bu zorbalığı alkışlamışlardır.
12 Mart 1971'de ve 12 Eylül 1980'de iki defa ünlü şapkasını alıp giden Demirel'e, neden Yeltsin gibi tankın üstüne çıkmadığı sorulunca, 'Tank vardı da üstüne çıkmadık mı?' cevabını vermişti. 4 Şubat 1997'de Ankara-Sincan'da tankların yürütülmesi üzerine, YDP Genel Başkanı olarak düzenlediğim basın toplantısında, 'Sayın Cumhurbaşkanı, işte tanklar orada, buyrun üstüne çıkın. Eğer yaşınız elvermiyorsa omuzlarıma
basıp çıkabilirsiniz' demiştim. Ancak, Demirel istifini bozmadan 28 Şubat Darbecilerini, 'balans ayarı' yapımcılarını desteklemeye devam etmişti.
***
Halkın şu itirazını duyar gibi oluyorum: 'Efendim, biz onları seçip iktidar yaptık; elimizden başka ne gelir ki...' Ben de diyorum ki, genel seçimlerde 4-5 yılda bir oy vererek sorumluluktan kurtulamazsınız. Seçtiğiniz temsilcilere ve demokratik rejime de sahip çıkmanız gerekir. Eğer bugün Batı demokrasilerinde darbe yapılamıyorsa, tank
yürütülemiyorsa, bunun asıl sebebi, halkın tepkisinden çekinilmesidir.
İşte, 28 Şubat'ta üç yılda karadan yaklaşık 500 bin km. kat edip 1276 konferans verip binlerce konuşma yaparak soluğu hapishanede aldıysak; bunun sebebi, halkın sivil tepkisini ortaya koymasını sağlayabilmek içindi. Bu yüzden, illegal BÇG cuntasına karşı DÇG'yi (Demokrasi Çalışma Grubu) kurarak demokratik muhtıralar yayınladık.
28 Şubat'tan bu yana geçen 10 yıl zarfında Türkiye'de çok şey değişti. Artık Türk insanı, kendisine ve meşru iradeye karşı yürütülen tankları seyretmeyecek; açık veya üstü örtülü darbelere karşı demokratik hak ve hürriyetlerini savunabilecektir.
TSK'nın değerli komutanlarını tenzih ederim ama hâlâ darbe hayalleri kuranlar varsa, bilsinler ki bu memleket sahipsiz değildir. Türk Milleti, antidemokratik müdahalelere karşı koyacak güçtedir.
4 Şubat'ta tanklar yürütülünce, 'Demokratik Muhtıra' başlığı altında şöyle seslenmişiz: 'Demokrasiye ve hukuka inanan herkesi, antidemokratik müdahalelere karşı demokratik tavır almaya ve mücadeleye davet ediyoruz'.