Terör, Büyükanıt ve Başbuğ

PKK'nın kana susamış alçak katilleri gene 13 vatandaşımızın canına kıydı. Başbakan'ın dediği gibi, askerimizin karşısına çıkmaya cesaret edemeyen caniler, savunmasız vatandaşlarımıza saldırmayı daha kolay buldular.

PKK'nın kana susamış alçak katilleri gene 13 vatandaşımızın canına kıydı. Başbakan'ın dediği gibi, askerimizin karşısına çıkmaya cesaret edemeyen caniler, savunmasız vatandaşlarımıza saldırmayı daha kolay buldular. Hayatlarını kaybedenler arasında 7 korucunun olması, saldırının önemini arttırmakta ve Devletin itibarını hedef almaktadır.
Ayrıca, şehit vatandaşlarımızın köylerine su getirmek için kanal açmaktan gelirken öldürülmeleri, PKK'nın halka giden hizmetleri nasıl baltaladığının; oruçlarını açma isteklerinin kabul edilmemesi de, PKK'nın dinî değerlere saygısızlığının göstergesidir.
Güneydoğu'da güvenlik güçlerinin yoğun temizlik harekâtı neticesinde, PKK'nın Türkiye içindeki varlığının önemli ölçüde darbeye uğradığı ve kazınmakta olduğu anlaşılıyor. Ancak, siyasî otoritelerin 'sınır ötesi harekât' konusundaki aczi, Kuzey Irak'taki asıl kaynağın kurutulmasını geciktiriyor. Irak Merkezî Hükûmeti ile son imzalanan sınır güvenliği anlaşması da Türkiye'nin oyalanmasından öte bir değer taşımıyor.
***
Önce Kara Kuvvetleri Komutanı Başbuğ Paşa'nın ve dün de Genelkurmay Başkanı Büyükanıt Paşa'nın konuşmalarının, özellikle terörle ilgili kısımlarına aynen katılıyoruz.
Aslında, komutanların konuşmalarında yer yer kendi görev alanlarının sınırlarını geçtikleri ve politikaya müdahale sayılabilecek bazı beyanlarda bulundukları görülüyor. Bu beyanlarında haklı bile olsalar, demokrasinin gereğine uygun davranmadıkları muhakkaktır.
Büyükanıt Paşa'nın, Atatürk'ün 'Söz konusu vatan ise gerisi teferruattır' sözünü kullanması, içinde bulunduğu hâleti ruhiyeyi göstermesi bakımından ilgi çekicidir. Vatanı tehlikede gören bir genelkurmay başkanının, demokratik kuralları fazla önemsemeyebileceğinin de bir göstergesidir.
***
Türkiye açısından terörün fotoğrafını çekersek şöyle bir görüntü elde ederiz:
TSK, yurtiçinde teröre büyük bir darbe indirmiştir. 22 Temmuz Genel Seçimlerinde ise PKK'nın uzantısı DTP bölgede başarısızlığa uğramıştır. Ancak, TBMM'de PKK'nın temsilcisi DTP grup kurabilmiştir.
Irak'ın üçe parçalanması konusundaki eğilimler ivme kazanmıştır ve Kuzey Irak'ta bağımsız bir Kürdistan'ın hazırlıkları tamamlanmak üzeredir. ABD'nin bölgeden çekilmesinden önce, petrol kuyularına jandarma ve İsrail'e müttefik olarak bırakacağı ayrı bir devletin kuruluşunu sağlayacağı düşünülmektedir.
Diğer taraftan, Kuzey Irak'taki PKK mevzileri tahkim edilmiş; terör örgütü, peşmergeler ve ABD tarafından ağır silahlarla donatılmış; hatta Başbakan'ın beyanına göre tank ve toplarla teçhiz edilmiştir.
Bu tabloya göre, Türkiye'nin millî menfaatlerini koruması ve aleyhindeki oyunları bozabilmesi için tek yol, Irak'a askerî müdahaledir. Aksi takdirde, hem Türkiye 1 Mart Tezkeresi'nde olduğu gibi ciddî fırsatlar kaçıracak hem de askerin bu defa haklı olan tepkisi artma eğilimi içinde olacaktır.
Türkiye'deki bazı siyasîlerin, 'Canım, vaziyeti idare eder zaman kazanırız' hesabı içinde olduklarını biliyoruz. Lâkin, artık Türkiye'nin yeni fırsatlar kaçırmaya tahammülü kalmadığının bilinmesi gerekir.