Terörle mücadelede soğukkanlı olmak

Terörle mücadelede gelinen noktada, öncelikle soğukkanlı ve objektif bir durum değerlendirmesinin yapılması lâzımdır.

Terörle mücadelede gelinen noktada, öncelikle soğukkanlı ve objektif bir durum değerlendirmesinin yapılması lâzımdır.
Evvelâ tabloyu çizelim: Türkiye'de son 40 yıllık dönemde gittikçe faaliyetlerini artıran, etnik ırkçılığa ve ayrılıkçılığa dayanan siyasî bir Kürtçülük hareketi vardır. Bu hareket, dış desteğe, terör örgütüne ve legal siyasî partilere sahiptir. Hareketin hedefi, önce özerk yönetim, sonra federe devlet, nihayetinde de bağımsız devlet kurarak (ya da daha önce kurulmuş aynı mahiyetteki bir devletle birleşerek) Türkiye'yi bölmek ve parçalamaktır.
Bu hareket, Türkiye'deki Kürt etnik menşei halktan ilgi görmemiştir. Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 9'unu meydana getiren bu halkın çok büyük kısmı bu hareketin siyasî partilerine oy vermemiştir (22 Temmuz seçimlerinde DTP tabanı, toplam Kürt seçmenin ancak yüzde 15'inin oyunu alabilmiştir). Terör örgütünü destekleyenlerin sayısının ise Kürt nüfusunun yüzde 5'ini geçmediği tahmin edilmektedir.
Irkçı-bölücü hareketi tesirsiz kılabilmek için, bir yandan hedef kitle ile bağının kopartılması, bir yandan da terör örgütünün faaliyetlerine son verilmesi gereklidir.
AK Parti'nin son seçimlerde Güneydoğu'dan aldığı oylardaki patlama ve DTP'li bağımsızlara verilen oyların yarının altına düşmesi, Güneydoğu halkının ayrılıkçı Kürtçü hareketin etkisinden sıyrılmakta olduğunu gösteren müspet bir gelişmedir. Yakın bir gelecekte, ekonomik ve sosyal yatırımların daha da artırılması ve refah seviyesinin yükseltilmesiyle, ayrılıkçı Kürtçü hareket ile bölge halkının bağı kopartılmış olacak ve siyasî Kürtçülük, marjinal bir eğilim hâline dönüşebilecektir.
Terörle mücadele konusunda ise, daha önceki yazılarımızda defaatle belirttiğimiz gibi, yanlış yönlendirmeler neticesinde, siyasî, ekonomik ve askerî tedbirlerin alınmasında gecikildiği bir vakıadır. Lâkin, terörle mücadelede önemli mesafeler kat edilmiştir. Şöyle ki;

    1. Terör olayları sonucunda 'sıcak takip' hakkı kullanılabilmiştir.
    2. TBMM'den 'sınır ötesi operasyon' konusunda tezkere çıkarılmıştır.
    3. Uluslararası kamuoyu Türkiye lehine çevrilebilmiştir.
    4. ABD, terör örgütünü 'düşman' olarak nitelendirme ve ortak mücadele noktasına çekilmiştir.
    5. Peşmerge yönetimi dahi, sınırlı bir operasyona razı olmak zorunda kalmıştır.
    6. Güvenlik güçleri bu konuda hazır hâle getirilmiştir.

* * *
Bu noktadan sonra artık sıra 'sınır ötesi operasyon'a gelmiştir. Bu durumda, PKK'nın front kuruluşu olduğunu herkesin bildiği DTP haricinde, bütün siyasî partilerin, Türkiye'nin millî güvenliği ve bölünmez bütünlüğü konusunda işbirliği yapmasının zamanıdır.
Halbuki, tam da bu sırada iktidar ile muhalefetin lüzumsuz şekilde tartışmaya girdiklerini ve birbirlerini sert şekilde eleştirdiklerini görüyoruz.
Başbakan'ın, 'Siyaset mi, terör mü? Tercihinizi yapın' sözü ve 'Dağa çıkma', ifadesi, tamamen DTP'yi muhatap almaktadır. Aralarındaki bağa rağmen, bu sözü Kandil'e söylenmiş gibi kabul etmek, asıl maksadından saptırmaktır.
Baykal'ın, bu sözleri 'PKK söylemi' olarak değerlendirmesi; Bahçeli'nin Başbakan'ın teröristlere 'gizli mütareke çağrısı' yaptığını söylemesi doğru olmamıştır. Erdoğan'ın da, bu gibi hassas konularda daha dikkatli konuşması gerekir.
Bizce, geldiğimiz nokta, kötü bir nokta değildir. Ancak, hükûmetin de daha fazla gecikmeden artık 'sınır ötesi operasyonu' başlatması zorunludur. Aksi takdirde, Türkiye bir defa daha oyalanmış olur ve AK Parti İktidarı da bunun hesabını veremez.