Türkiye, Yüksek Yoğunluklu Psikolojik Harekâtın Hedefi (2)

Sevgili okuyucular, geçen pazar sohbetinde yazdıklarımız çok ilgi çekti. Özellikle Türkiye'deki Kürt sayısı hakkında sunduğumuz bilimsel veriler, değerli gazeteci Oktay Ekşi'nin deyimiyle 'balonu patlattı'.

Sevgili okuyucular, geçen pazar sohbetinde yazdıklarımız çok ilgi çekti. Özellikle Türkiye'deki Kürt sayısı hakkında sunduğumuz bilimsel veriler, değerli gazeteci Oktay Ekşi'nin deyimiyle 'balonu patlattı'. Buna karşılık olarak ileri sürülen sayılar, tamamen mesnetsiz ve gerçek dışıdır. Meselâ, sevgili Yalçın Doğan, eski Olağanüstü Hâl Bölge Valisi Hayri Kozakçıoğlu'nun telaffuz ettiği 12 milyonu 'devletin resmî rakamı' olarak varsaymış. Bu sayı, hiçbir şekilde resmî ve bilimsel değildir; sadece kişisel bir tahminden ibarettir.
Bu hafta da Türkiye'nin maruz kaldığı psikolojik harekâtın örneklerini vermeye devam ediyoruz.
'Üst kimlik Türkiyelilik'
Efendim, bizdeki bazı sözde aydınlar ile Kürtçüler, 'Tek kültürlü ulus-devlet modeli yerine, Türkiyelilik üst kimliği altında çok kültürlü yeni bir toplum modeli' iddiasındadırlar. Tabiatıyla bu çok parçalı toplum modelinin de, kısa zamanda yeni bir siyasî modele, yani 'federal' bir sisteme geçilerek bölünme yolunu açacağı bellidir. Çünkü, 'çok milletli' bir devletin siyasî varlığını devam ettirmesi mümkün değildir.
Dünyanın hiçbir üniter (tekçi) devletinin anayasasında, sadece coğrafyaya dayanan bir vatandaşlık tanımı gösteremezsiniz. Vatandaşlar, Amerikan, İngiliz, Fransız, Alman, İtalyan vs. olarak vasıflandırılır. Kendisini sadece yaşadığı coğrafya ile ifade eden, köklü bir tarih ve kültüre sahip ülke gördünüz mü? Bu ülkelerde yaşayanların kendilerini 'İngiltereli', 'Fransalı', 'İspanyalı' ya da 'Yunanistanlı' olarak tanımladıklarını hiç duydunuz mu? Herhangi bir yabancı dilde 'Türkiyeli' sözünün karşılığı var mıdır?
Sorarım size, bu topraklarda yaşayan bunca insanın coğrafyadan başka ortak değeri yok mudur?
Anayasa'nın 66. maddesine göre, 'Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür'. 'Türk' , 'Türk milleti', 'Türk devleti' derken kullandığımız 'Türk' sıfatı da etnik bir tavsifi değil, vatandaşlığı ve üst kimliği ifade etmektedir. Üst kimlikteki 'Türklüğün' yerine 'Türkiyeliliği' koyarsanız, içi boşaltılmış kuru bir pasaport ve ırkçılık peşindeki insanlarla karşılaşırsınız.
Türkiye'de yapılması gereken, çok kültürlü federatif model arayışlarından vazgeçilerek, 'Türk kimliği'nin iyi anlaşılması ve hazmedilmesidir.
'Yükselen milliyetçilik tehlikelidir'
Türkiye'de son dönemde 'milliyetçiliğin yükseldiği' ve demokratik rejimi tehdit eden boyutlara ulaştığı iddia edilmektedir. Bu iddiaların dayanağını araştırdığımızda, Mersin'de Türk bayrağının yakılması olayına karşı tepkileri, Trabzon'daki Rahip Sartoro cinayetini ve özellikle Hrant Dink cinayetini görürsünüz. Hiç şüphesiz, çocuk yaşta da olsalar, bu cinayetlerin failleri hoş görülemez ve bu cinayetler milliyetçi tepki olarak gösterilemez. Ancak, bu gerekçelerle Türkiye'de -Avrupa'daki benzerlerinde olduğu gibi- şiddete dayalı, nasyonalist/faşist anlamda bir milliyetçiliğin varlığından ve yükselişinden de söz edilemez.
Türkiye'deki 'milliyetçilik' anlayışıyla, Batı'da özellikle iki dünya savaşı arasında görülen ırk ayrımcısı 'nasyonalizm' birbirinden tamamen farklıdır. Olayları Batı gözlüğüyle değerlendiren, toplumuna yabancılaşmış aydınlar, Türk insanının millî tepkilerini 'yükselen milliyetçilik' olarak görmekte ve vatansever kitleleri faşistlikle suçlamaya kalkmaktadır.
Son yıllarda Türk milletinin maruz kaldığı baskılar karşısında, hangi millet olsa çok daha fazla milliyetçi tepkiler gösterirdi. Şöyle bir düşünelim: AB kapısında yarım asırdır bekletilmemize rağmen alınmamışız; bizden çok sonraları başvurmuş olan üçbuçuk Demirperde gerisi ülkesi bile alınırken, bize 'özel statü' teklif edilmiş. Kıbrıs'ta her türlü çözüme razı olmuşken, bir avuç Rum, AB'ye üye alınıp, üstelik başımıza oturtulmuş ve vaatler yerine getirilmemiş. Kendi öz kardeşlerimiz olan Alevileri ve Kürtleri 'azınlık' saymamız istenmiş. Atalarımız, birer soykırımcı katil olarak vasıflandırılmış; üstelik bizim de bu iftiraları kabullenmemiz için baskılar yapılıyor. Böylesine haksız bir tablo karşısında vatansever insanımızın gösterdiği tepkiler haksız mıdır?..
Bizim insanımız ayrımcılığa o derece karşıdır ki, ırkçı-bölücü teröristlerin şehit ettiği Mehmetçiklerin albayrağa sarılı cenazelerinde bile, teröristleri lânetleyen sloganların dışında tek bir ayrımcı tepki göstermemiştir.
Türk toplumu, vatansever ve sağlıklı bir toplumdur. Milliyetçilik, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bekasının teminatı ve sigortasıdır. Bizim milliyetçiliğimiz, tarihimizin hiçbir devresinde ırkçı ve ayrımcı olmamıştır.
Unutmayınız ki, bugün 18 Mart'ta kutladığımız Çanakkale Zaferi, atalarımızın imanı, milliyetçiliği, vatan ve millet sevgisi sayesinde kazanılmıştır.