Uzlaşma mı, dayatma mı?

Devlet Planlama Teşkilâtı (DPT) uzmanı olarak çalışırken, bazen Sovyet Gosplan'a benzeyen merkeziyetçi planlama anlayışını tenkit eder; 'Bunlar planlama kelimesini...

Devlet Planlama Teşkilâtı (DPT) uzmanı olarak çalışırken, bazen Sovyet Gosplan'a benzeyen merkeziyetçi planlama anlayışını tenkit eder; 'Bunlar planlama kelimesini olumsuz emir sigası olarak algılıyorlar' diyerek bizim sosyalist arkadaşlara takılırdık.
CHP lideri Baykal'ın anlayışı da bundan farklı değil. Baykal 'uzlaşma' derken uzlaşarak anlaşmayı kastetmiyor; 'Uzlaşma!' diyerek uzlaşmamayı hedef alıyor. Latife bir yana, Baykal uzlaşmadan her bahsettiğinde, bir sonraki adımda nasıl anlaşmazlık çıkaracağını hesaplıyor. Her defasında yeni tavizler peşinde koşuyor. Aralık 2007'de, Cumhurbaşkanı'nı erken seçimlerden sonra oluşacak parlamento seçsin; seçimi kim kazanırsa o seçsin derken, şimdi seçim sonuçlarını beklemeden yeni şartlar ileri sürüyor.
Baykal, bir taraftan bütün milletin gözü önünde muhtıracıların desteğiyle ve AYM'ye baskı yaparak AK Parti'nin (aslında milletin) Cumhurbaşkanı seçmesini engellerken, diğer taraftan seçim meydanlarında '353 milletvekiliyle Cumhurbaşkanı seçemediler!' diye bağırıyor.
* * *
Başbakan Erdoğan'ın, seçime on gün kala 'uzlaşma' mesajı vermesinin sebebi, CHP'nin seçim sonrası 'kriz politikası'nın tabandaki seçmeni ürkütmesini engellemek ve bu defa 'uzlaşmacı' bir görüntü vererek CHP'nin oyununu boşa çıkarmaktır (Ancak, bu arada mitinglerdeki Gül'ün mağduriyetinin telafisi mesajı etkisini kaybetmektedir).
Lâkin, Erdoğan'ın uzlaşma konusundaki bu fedakârlığı, Baykal'ın yeni tavizler istemesinden başka netice vermemiştir. Zira Baykal, bu jesti fırsat bilerek 'Cumhurbaşkanı Meclis dışından olmalı' teklifini getiriyor. Bununla da kalmıyor; âdeta Sezer'e benzer birinin tarifini yapıyor. Hem Meclis dışından, hem siyaset dışından olacak; -söylemediği bir şartı da biz ilave edelim- hem de Sezer gibi CHP'yi tutacak... Meselâ; YÖK Başkanı, ODTÜ Rektörü filan ne güzel olurdu değil mi? En iyisi Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı'nı yapalım. Böylece, CHP'nin ve jakobenizmin 'Son Kalesi' düşmemiş olur...
* * *
Baykal, Cumhurbaşkanı seçimi döneminde, bir ara aşka gelip '367 milletvekilleri de olsa seçtirmeyiz' demişti. Baykal'ın 'şecaat arz ederken' söylediği bu söz, aslında demokratik bir uzlaşma yerine, ideolojik bir dayatma peşinde olduğunun en açık delilidir.
Bu noktayı tesbit ettikten sonra akla şu soru geliyor: Peki, Baykal bu dayatma gücünü nereden alıyor? Öyle ya; Türkiye'de demokratik bir hukuk rejimi varsa ve Anayasa'da Cumhurbaşkanı'nın nasıl seçileceği hükme bağlanmışsa, nasıl olur da buna mâni olabilir mişsiniz?
Bunun bir tek cevabı var: Türkiye'de demokratik bir hukuk rejimi yoktur. Olsaydı, göz göre göre Anayasa Mahkemesi 184'lük nisabı 367'ye çevirir miydi? Olsaydı, Cumhurbaşkanı seçiminden önce TSK, adaya karşı muhtıra verir miydi?..
Demek ki Baykal, hâlâ AK Parti halkın desteğini ne kadar fazla alırsa alsın, ben, yargının ve askerin desteğiyle Cumhurbaşkanı seçiminde istediğimi dayatırım görüşündedir. Kısaca Baykal, 'uzlaşma' değil, 'dayatma' peşindedir.
* * *
Bu kısırdöngüyü kırabilmek için, AK Parti'nin büyük bir çoğunlukla iktidara gelmesi ve milletin verdiği yetkiyi cesaretle kullanması gerekir.
Aksi takdirde, millî iradenin tezahürü, demokratik hukuk rejiminin tesisi ve hâkimiyetin kayıtsız şartsız millete aidiyeti mümkün olmaz.