Vah Evren Paşa vah!

Sevgili okuyucular, Marmaris'in gülü, 12 Eylül'ün şakıyan bülbülü Evren Paşa'yı ibretle seyrediyorum. Paşamız 27 senedir hiç değişmedi.

Sevgili okuyucular, Marmaris'in gülü, 12 Eylül'ün şakıyan bülbülü Evren Paşa'yı ibretle seyrediyorum. Paşamız 27 senedir hiç değişmedi. Gene ilâ maaşallah her konuda fetvalar verip ahkâm kesmeye devam ediyor. Ne diyelim, can çıkmayınca huy çıkar mı?!..
Aklıma Orhan Veli'nin, o hepinizin bildiği 'Kitabe-i Seng-i Mezar' adlı şiir geliyor.
İlk mısralarını Evren Paşa'ya uyarlıyorum:
'Hiç bir şeyden çekmedi dünyada
Dilinden çektiği kadar'
Allah, 90 yaşının baharındaki Sevgili Paşamıza daha nice uzun seneler yaşamayı nasip etsin. Ancak devlet işlerine dair hikmetler savurmamak şartıyla...
Lâkin, tâ asırların gerisinden şair Nâbî, Itrî'nin muhteşem segâh bestesinden sesleniyor:
'Tûtî-i mûcizegûyem (*) ne desem lâf değil'
(*)(Mûcize söyleyen papağan)

'Mûcizegû'nun devirdiği çamlar
Efendim, teşbihte hata olmaz. Bizim mucîze hezar ve de andelibin (bülbül) geçmişte devirdiği çamlar Noel ağacı olarak kullanılsa, bütün Marmaris aydınlanırdı.
Evren Paşa, çok samimî bir 'devlet büyüğümüz' idi. Herhalde emirerlerine ve postalarına muhatap olmaktan gelen bir alışkanlıkla, her gittiği yerde yöre halkına 'Hemşehrilerim!' diye hitap ederek fukara halkımızın gönlünü almaya tenezzül buyururdu. Tabiî o günlerde Muğla C. Savcılığı'nın hakkında soruşturma açacağını tahmin edemediği için, Muğlalı'ları 'Ev yapacaksan tuğladan, kız alacaksan Muğla'dan diye taltif buyurmuştu. Kimbilir, belki de son demecini verdiği Sabah Gazetesi muhabirini de Muğlalı zannetmiştir...
Lâkin sevimli Paşamızın, halk deyimlerini her zaman yerli yerinde kullanabildiği pek söylenemezdi. Atatürk 'ün büyüklüğünü ve çok yönlü olduğunu anlatmak isterken 'Hangi taşı kaldırsak altından Atatürk çıkıyor' dediğini, hele Atatürk'ün 'irticacılara' kızdığını ifadeye çalışırken 'Atatürk size hain hain bakıyor' diye hikmet buyurduğunu hatırlayınca, şimdi bile kendimi gülmekten alıkoyamıyorum.
Ya, kadınların başörtüsü konusundaki şu eşsiz yorumlarına ne demeli? Aynı günün sabahında Malatya'daki konuşmasında başörtüsünün gerekçesini 'bilimsel' şekilde açıklarken 'Kadınların yemek pişirirken saçlarının tencereye dökülmemesi' olduğunu söylemiş; öğleden sonra Elazığ'daki konuşmasında ise 'Bursa'daki Türkmen kızlarının güzelliğini örtmek'ten dem vurmuştu.
Evren Paşa'ya ve birçok darbeciye göre halk cahildi ya; elbette her söylenene inanırdı nasılsa... Halbuki, bizim çarıklı erkânı harplerin eğlencesi olduklarının farkında bile değillerdi.

Tencereyi kim pisletti?
Efendim, bizim 12 Eylül mûcizesi bülbülümüzün bir sözü vardır ki, beni hiç güldürmemiş bilakis çok düşündürmüştür.
Evren Paşa, 'Politikacılar tencereyi pisletiyorlar, her seferinde biz gelip temizliyoruz' demişti.
İşte bu 'laf ü güzâf', Türkiye'deki militarist darbecilerin zihniyetini en iyi şekilde ifade etmektedir. Oysa, Türk tarihi gelecekte, darbecilerin 27 Mayıs'ta, 12 Mart'ta, 12 Eylül'de ve 28 Şubat'ta tencerenin içine nasıl ettiklerini yazacaklardır.
Aslında bunun için uzun yıllar beklemeye de lüzum yoktur.
Sadece şu iki beyanat dahi, büyük Türk ressamı Şeker Evren Paşa'nın tencereyi nasıl pislettiğini açıkça gösteriyor:
Türkiye Annan Planı'nı görüşüyor. Binlerce Kıbrıs Türkü'nün etnik temizlik neticesinde can verdiği, yüzlerce Mehmetçiğin ve mücahidin şehit olduğu Kıbrıs'ta, BM'nin gözü önünde kıyasıya pazarlık edilirken; Kıbrıs Barış Harekâtı esnasında Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı görevinde bulunan ve hasbel kader Türkiye'nin 7. Cumhurbaşkanı olan Evren Paşa, hiç de üzerine vazife olmadığı hâlde kalkıp 'Biz Kıbrıs'ta daha sonra pazarlıkta geri veririz düşüncesiyle zaten fazla yer almıştık' deyiveriyor.
Şimdi söyleyiniz bakalım, devlet ve memleket tencerelerini biz mi pisletmişiz, bu aklı evvel darbeciler mi?...

DTP'nin Muğla adayı olsun
Evren Paşa'nın ikinci beyanatı, birincisinin üstüne tüy dikecek mahiyettedir. Bir zamanlar Türkiye'nin birlik ve bütünlüğünü sağlama gerekçesiyle darbe yapan Evren Paşa, öyle bir beyanat veriyor ki, terör örgütü PKK'nın siyasî temsilcisi DTP yetkilileri bile, 'Biz bunları söyleseydik içeri atılırdık' diyebiliyorlar.
İşte, 12 Eylül Dönemi'nde Kürtçe yasağı getiren darbeci Evren Paşa'nın incileri: ' (Sanki aynı haklar tanınmıyormuş gibi) Kürtlere aynı haklar tanınırsa neden ayrılmaya kalksınlar? (Sanki kardeşimiz değillermiş gibi)
Onlara kardeş muamelesi yapmalıyız', 'Kerkük'ü işgal etmemize karşıyım', 'Türkiye'nin bağımsız Kürt devleti fikrine alışması lazım artık', 'Türkiye'de eyalet sistemine geçilebilir', 'Zana ile de görüşürüm' vs. vs...
Hiçbirine iştirak etmediğimiz ve 90 yıllık bir ömrü sıfırlayan bu sözlere karşı ne diyebiliriz ki?..
En iyisi Evren Paşa, DTP'nin Muğla'dan milletvekili adayı olsun.
Bizim 'devlet adamlarımız' ın(!) garip bir kompleksi var. Bazı çevrelere hoş görünmek ve geçmişlerini unutturabilmek için 'liberal aydın' pozu vermeye bayılıyorlar ve gülünç duruma düştüklerini farkedemiyorlar. Nasıl Kenan Evren, bölücü Kürtçülere ve onların destekçisi olan peşmergelere sahip çıkıyorsa, bir müddet önce Mehmet Ağar da, eşkıyayı ovaya indirip politikacı yapmaya kalkışmamış mıydı?

Yargının garabeti
Bu arada, Muğla Savcılığı da işi gücü bırakıp, bu sözlerinden dolayı soruşturma açmaz mı? İnsanın saçını başını yolacağı geliyor.
Evren, yıllar önce TCK'daki en ağır suçu işliyor; 'Anayasayı tağyir ve tebdil ederek' meşru demokratik rejimi silah zoruyla darbe yapıp değiştiriyor; savcıların yıllardır gıkı çıkmıyor. Şimdi, bir konuda görüşlerini beyan etti diye hakkında dava açılıyor. Siz ömrünüzde böylesine yaman bir çelişki gördünüz mü?..
Ayıp oluyor beyler, kendinizi dünya âleme rezil-rüsva etmeyelim. Bırakalım da Evren Paşamız şakımaya devam etsin...
* * *
İlahi Evren Paşa, sen daha uzun yıllar yaşa. Çok yaşa, çok konuş da, biz de neşemizi bulalım e mi.