Yaprak dökümü

Cuma günü Mustafa'yı (Taşar ) toprağa verirken, Reşat Nuri'nin ünlü romanı 'Yaprak Dökümü'nü hatırladım. Hoca Efendi, yanık sesiyle Yasin okuyordu.

Cuma günü Mustafa'yı (Taşar ) toprağa verirken, Reşat Nuri'nin ünlü romanı 'Yaprak Dökümü'nü hatırladım. Hoca Efendi, yanık sesiyle Yasin okuyordu. Genç denilebilecek bir yaşta trafik canavarına ve ihmalkârlığa kurban verdiğimiz Mustafa'yı son yolculuğuna uğurluyorduk.
Gültekin Çeki'nin ünlü bestesi aklıma geldi:
'Hayâl meyâl düşler gibi
Uçup giden kuşlar gibi
Yosun tutan taşlar gibi
Eski dostlar, eski dostlar'
Sonra, Mustafa'nın bağıra çağıra söylemekten çok hoşlandığı şarkısını, bizim şarkımızı hatırladım:
'Çırpınırdı Karadeniz
Bakıp Türk'ün bayrağına..'

Ülkücü Taşar
O'nu ilk defa 1980 yılı başında tanımıştım. Henüz 28 yaşındaydı. Merhum Osman Yüksel'in (Sendengeçti ) yeğeni, hepimizin kıymetlisi Emine Bağlı, O'nu bana getirmişti. Ben o zaman Başbakanlık Müsteşarı olan rahmetli Özal'ın Müsteşar Yardımcısı ve DPT'deki Vekili idim.
Mustafa, mavi gözlerinin içi gülen, uzun boylu, sarışın bir delikanlıydı. Muzip ve çocuksu bir hâli vardı. ODTÜ'nün Gaziantep Kampüsü'nde İdarî Genel Müdür Yardımcısı iken komünist eylemcilerle başı belaya girmiş. Mustafa, o sırada zıpkın gibi bir ülkücü...
Sözünü esirgemeyen bir milliyetçi... Böyle olunca da teröristlerin infaz listesinin başında yer almış. Dostlarının ve yakınlarının ısrarıyla görevinden ayrılarak İstanbul'da özel bir iş kurmaya çalışmış. Lâkin fukara Anadolu insanının parasız iş kurması kolay değil...
Mustafa'yı görür görmez ısınmıştım.
Üstelik çok sevdiğim Dündar Ağabey'in (Taşer) de akrabasıydı. DPT'de Mustafa gibi cevval ve çalışkan bir idareciye ihtiyacımız
vardı. Böylece O'nu şube müdürü olarak işe başlatmıştık. Tahmin ettiğim gibi, son derece başarılı bir idarecilik yaptı ve kısa zamanda daire başkanlığına terfi etti.

ANAP'lı Taşar
Taşar ile DPT Genel Sekreterliği'ne getirdiğimiz rahmetli Veysel Atasoy çok iyi anlaştılar. Bu ikili, yeni kurulan ANAP'ın da Genel Sekreteri ve Genel Sekreter Yardımcısı oldular. ANAP'ın teşkilâtlanması ve iktidara gelmesindeki en büyük yükü bu ikili taşımıştır. Parti'nin 'milliyetçi kanadı', Atasoy ve Taşar tarafından temsil edilmiştir. Ne yazık ki artık her ikisi de hayatta değiller. Veysel'i doktorlar, Mustafa'yı ise karayolcular katlettiler.
Taşar, ANAP Genel Sekreterliği döneminde Parti'nin âdeta dinamosu gibiydi. Gece gündüz çırpınıp dururdu. Tabiî bu arada, bir nevi 'günah keçisi' hâline gelmişti. Özellikle, Özal'ın tesadüf eseri kabinesine aldığı bazı bakanlar ve grup yöneticileri her toplantıda Taşar'ı şikâyet ederlerdi. Bazen O'nu çağırır, tecrübesizlikten doğan hataları konusunda ikaz ederdim.
1986 Ara Seçimleri'nde Taşar'ın teklifi ve Özal'ın ısrarı neticesinde ANAP Gaziantep adaylığımdan sonra yollarımız ayrıldı.
Benim de talebem olan ve geçen yıl genç yaşta vefat eden Faruk Taşar'ın adının yolsuzluğa karışması, Mustafa'yı yıpratmıştı. Bu konuda ortaya çıkan görüş ayrılıkları aramızı bozdu.
Özal Cumhurbaşkanı olunca, ben de ANAP Genel Başkanlığı'na adaylığımı koymuştum. Seçilirsem Başbakan olacaktım. Karşımda ise, son anda Başbakan olarak atanan Yıldırım Akbulut, değil bizzat Parti'nin kurucusu ve manevî lideri Özal vardı.
Akbulut Kabinesi açıklanmadan Taşar'la oturduk. Daha önceki ihtilaflarımızı unutup benimle Gaziantep'e gelmesini istedim. 'Bana bir gün müsaade et Ağabey, ben de gelmek istiyorum' dedi. 'Bakanlık bekliyorsun değil mi?' diye sordum. Gülüştük. Daha sonra Özal'a gidip bu defa da bakan olmazsa beni destekleyeceğini söylemiş. Özal, O'nu da, Keçeciler'i de, Zeybek'i de, Aksu'yu da bakan yaptı. Özal kazandı; ben kaybettim. Lâkin, bu da ANAP'ın sonunu getirdi.

'Eski dostlar, eski dostlar'
Özal'ın vefatıyla birlikte ANAP'ta yaprak dökümü başladı. Adnan Kahveci'yi, Yusuf Bozkurt Özal'ı, Veysel Atasoy'u ve şimdi de Mustafa Taşar'ı kaybettik. Artık onlardan 'ne bir selam, ne bir haber' gelecek... Takdiri ilahî, hepsi de genç yaşlarda vefat ettiler. ANAP'sa kış gelmeden yapraklarını döken bir çınara döndü.
***
Mustafa'yı düşünürken aramızdaki anlaşmazlıklar hiç hatırıma gelmiyor. O'nu hep güzel hatıralarla yâd ediyorum. 12 Eylül Dönemi'nde kızaktayken Hayri Usta'da bizzat tezgâhın başına geçerek lahmacun yapmamızı, sabahlara kadar süren tarih sohbetlerini, söylediğimiz şarkıları, oğlum Mustafa'nın sünnetinde koşturmalarını, Gonca'nın tatlı yaramazlıklarını hatırlıyorum.
Mustafa Taşar hakkında çok şey söylenebilir. Ancak, hiç kimsenin itiraz edemeyeceği en büyük hususiyeti, su katılmamış bir 'Türk Milliyetçisi' ve vatansever olduğuydu.
Gerçekten hayat dolu bir dostu kaybetmenin üzüntüsü içerisinde Mustafa Taşar'a Allah'tan rahmet niyaz ediyorum. Kızı Gonca'nın ve eşi Gülderen'in en kısa zamanda sağlığına kavuşmasını diliyorum.