Yargı siyasallaşıyor mu?

Son günlerde 'Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) Yargıtay ve Danıştay'a üye seçimleri konusunda bir bardak suda fırtınalar koparılarak 'yargı siyasallaştırılıyor!' çığlıkları atılmaktadır.

Son günlerde 'Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) Yargıtay ve Danıştay'a üye seçimleri konusunda bir bardak suda fırtınalar koparılarak 'yargı siyasallaştırılıyor!' çığlıkları atılmaktadır.
Türkiye'de, gerçekten yargının siyasallaştırıldığı dönemler olmuştur. Darbe dönemlerinde komik mahkemeler kurulmuş, karakûşî kararlar alınmış, savcılar ve hâkimler cuntanın emri altına girmişlerdir. Ara rejim dönemlerinde darbeciler, hukuk adamlarını siyasî menfaatleri doğrultusunda silah gibi kullanmışlardır.
Bazı siyasî iktidarlar, yargıda kadrolaşmayı hedef almışlar; özellikle CHP'nin etkili olduğu Hükûmetlerde adalet bakanları -kendilerinin de itiraf ettiği gibi- kadrolaşma yapmışlardır.
Bunun sonucunda, adalet teşkilâtında ve yüksek yargı organlarında ideolojik ve siyasallaşmış kadrolar ile etnik ve mezhebî ayrım yapan klikler oluşmuştur.
Diğer taraftan, 1960 sonrasında birçok savcı ve hâkimin kendi siyasî ve ideolojik peşin hükümleriyle hareket edebildikleri görülmüştür. Bunun en son örneklerine 28 Şubat Dönemi'nde rastlanmıştır.
Buna mukabil, son derece iyi yetişmiş ve ciddî bir devlet adamı olan Cemil Çiçek'in 4,5 yıllık Adalet Bakanlığı döneminde yargının siyasallaştırılmasından özellikle kaçınıldığı görülmektedir.
***
Tartışılan son olay, 'Bölge Adliye Mahkemeleri' (İstinaf Mahkemeleri ) ile ilgilidir. Bu mahkemelerin kurulması hakkındaki kanun, 2,5 yıl önce çıkarılmıştır. Haziran 2007'de Kanunun uygulamaya konulmasıyla Yargıtay'ın iş yükü azalacak ve HSYK tarafından yeni üyeler seçilmesine lüzum kalmayacaktır. Zaten, bu konuda bizzat Yargıtay'ın teklifi, 250 kişilik üye sayısının 150'ye indirilmesidir. Nitekim, üye sayısının azaltılması hakkındaki kanun da, hâlen TBMM Genel Kurul gündemindedir.
Öte yandan, üye sayısı bakımından herhangi bir problem olmayan Danıştay için, bugün Adalet Bakanı'nın iştirakiyle toplanacak HSYK'nın yeni üye seçimini yapacağı anlaşılmaktadır.
Dolayısıyla, HSYK'nın üye seçimi konusunda, yargının siyasallaştırıldığı iddiası gerçek dışıdır.
***
Yargı bağımsızlığı konusunda, 'kuvvetler ayrılığı ilkesi'ni,
'kuvvetlerin infiradı ve çatışması' şeklinde yorumlamak, devlet gemisinin batağa saplanmasına yol açar.
Dünyanın hiçbir yargı sistemi, yasamayı ve yürütmeyi dışlamaz.
İngiltere, Belçika, Norveç, İsveç, Avusturya, İrlanda, Çek Cumhuriyeti, Lüksemburg, Macaristan ve Almanya'daki ilk derece mahkemelerinin hâkimleri, ya doğrudan yürütme organı tarafından ya da yürütmenin teklifi üzerine Devlet Başkanı tarafından atanmaktadır.
Hollanda ve Letonya'daki hâkimler ile Almanya'daki Anayasa Mahkemeleri'nin hâkimleri ise doğrudan parlamento tarafından atanmaktadır.
İtalya, İspanya ve Polonya'da hâkimler, aralarında yasama, yürütme organlarının mensupları ile hukukçu üyelerden oluşan karma yapıdaki bir Konsey'in teklifi üzerine Devlet Başkanı tarafından atanmaktadır.
Fransa, Portekiz ve Yunanistan'da hâkimler, aralarında yürütme organından temsilcilerin de bulunduğu Yüksek Yargı Konseyleri'nce atanmakta ve mesleğe kabul edilmektedir.
Kısaca, sadece hâkimler tarafından seçilen ve sırf hâkimlerden oluşan bir kurul yapısı hiçbir ülkenin yargı sisteminde yoktur.
***
Türkiye'de yargı siyasallaşmıyor.
Tam aksine, keyfîlikten kurtarılarak rayına oturtulmaya çalışılıyor. Ancak, daha önce defaatle kaydettiğimiz gibi, yargı sistemini yeni baştan yapılandıracak kapsamlı bir 'Yargı Reformu'nun âcilen gerçekleştirilmesi şarttır.