Yeni anayasa ve ideoloji

Demokratik anayasalarda ideolojik hükümler bulunmaz. Tam aksine, demokratik anayasalar, ideolojik ve doktriner dayatmalara karşı, millet iradesini ve demokrasiyi koruyucu hükümler taşırlar.

Demokratik anayasalarda ideolojik hükümler bulunmaz. Tam aksine, demokratik anayasalar, ideolojik ve doktriner dayatmalara karşı, millet iradesini ve demokrasiyi koruyucu hükümler taşırlar.
Anayasalar, fertlerin hak ve hürriyetlerini, devletin hukukî işleyişini gösteren çerçeve yasalardır. Bu yasalarda ideolojik hükümlerin bulunması, o ülkenin siyasî ve hukukî rejimini demokratik eksenin dışına çıkarır. Bu nevi anayasalar, ancak totaliter ülkelerin anayasaları olabilir. Sovyet ve Nazi-Faşist rejimlerin anayasaları böyledir. Esasen, modern demokratik devletlerin ideolojisi olmaz.
Çok zor şartlarda hazırlanan 1921 Anayasası da, tek parti yönetiminin 1924 Anayasası da, darbe sonrası hazırlanan 1961 ve 1982 Anayasaları'ndan daha az ideolojik unsurlar ihtiva etmektedir.
* * *
Büyük önder Atatürk, artık milletimiz için bayrak gibi, İstiklâl Marşı gibi sembol olmuş bir şahsiyettir. Yeni Anayasa'da O'nun isminin bulunması ve kahramanlığından bahsedilmesi hiç kimseyi rahatsız etmez. Anayasa Profesörü Zafer Üskül'ün söyledikleri, cahilane ve yanlış değerlendirilmiştir.
Ancak, 1982 Anayasası'nın Başlangıç İlkeleri kısmında ve buna atıfta bulunan Cumhuriyet'in nitelikleri'ni belirleyen 2. maddesinde sözü edilen 'ilke ve inkılâplar' ibaresi, anlamı tam olarak belli olmayan ideolojik mahiyetteki hükümleri ifade etmektedir.
Bizzat Atatürk, Kemalizm/Atatürkçülük ideolojisine karşı çıkmış; müteaddit defalar 'Benim görüşlerim ideoloji ve doktrin değildir. Bunu yaparsanız fikirlerimi dondurursunuz' mealinde beyanlarda bulunmuştur. Hayatı boyunca daima daha ileriyi, daha moderni arayan ve en büyük hedef olarak 'çağdaş uygarlık seviyesi'ni gösteren, böylesine ileri görüşlü bir inkılâpçıyı/reformisti, 1923-1938 arasındaki 15 yıllık döneme sıkıştırmak ve düşüncelerini dondurmak, O'na ve Türkiye'ye yapılacak en büyük kötülüktür.
Atatürk, bağımsızlık ve hürriyet gibi temel düsturlarda 'idealist' fakat bunun dışındaki her alanda 'pragmatist' ve değişimci (inkılâpçı)'dir. Çağdaş uygarlık seviyesi hedefi de pragmatizminin ve değişimciliğinin bir terennümüdür.
Şimdi siz böylesine ilerici bir millî lideri, daha sonra O'nun adına icat ettiğiniz 'ilke ve inkılâplar' dogmatizmiyle ideolojik kalıplara döküyor ve bunun da adına 'Atatürkçülük' diyorsunuz.
Bundan büyük bir haksızlık olur mu?..
'Atatürk İlkeleri', CHP'nin altı oku değildir. Bu ilkeler, sonradan kalıplara dökülmüş, tek parti oligarşisinin uydurmalarıdır. Daha Cumhuriyet'i kurmadan liberal görüşlü İzmir İktisat Kongresi'ni toplayan, 1927'de 'Teşvik-i Sanayi Kanunu'nu çıkaran Atatürk ne diye 'devletçi' olsun ki? Diyelim ki, 1929 Büyük Buhranı'ndan sonra ekonomik devletçiliğe kaymış bile olsa-ki kaymamıştır- devletçiliğin iflas ettiği günümüzde, 'Bu Atatürk ilkesidir' diyerek muhafaza mı edeceğiz? Bir siyasî parti, meselâ CHP, devletçiliği benimsiyorsa, tarafsız olması gereken Anayasa, sadece CHP'lilere göre mi işleyecektir? Türkiye Cumhuriyeti'nin 'lâik', 'demokratik', 'millî' bir devlet olduğuna kimsenin itirazı yoktur. Lâkin, bütün bunların sonuna 'çilik/çılık', yani 'izm'ler eklerseniz, artık devlet ideolojik hâle gelmiştir. Ya, ne anlama geldiği belli olmayan 'halkçılık'a ne demeli?...
İnkılâplar da ilkelerden farklı değildir. 1982 Anayasası'nın 174. maddesinde sayılan sözüm ona İnkılâp Kanunları, O büyük reformistin gerçekleştirdiği değişimi kalıplaştırıp ucuzlatmaktan başka anlam ifade etmez.
Yani Atatürk'ün, Öğretimin Birliği, Medenî Kanun'a göre evlenme akdi, uluslararası rakamların ve Latin alfabesinin kabulünden başka inkılâbı yok mudur? Hem bunları Anayasa'da koruma altına almaya ne lüzum vardır?
Diğer taraftan; şapka, tekke ve zaviyeler, lâkaplar ve kisveler hakkındaki kanunlar da artık 'metruk' hale gelmiş, uygulama alanı kalmamış kanunlardır ve bırakınız koruma altına almayı, kaldırılmaları gerekir.
Hiç kimse merak buyurmasın. Bu düzenlemeler yapılırsa, ne 'irtica' gelir, ne inkılâplar'dan geriye dönüş olur. Yalnızca, Türkiye demokratik bir hukuk devleti olma yoluna girer.