Yoksa siz irticacı mısınız?

Sevgili okuyucular, bu Pazar sohbetinde sizinle 'irtica' konusunda dertleşmek istiyorum. Yüzünüzü buruşturup 'Sen de mi yahu? Baydı artık bu irtica yaveleri...'

Sevgili okuyucular, bu Pazar sohbetinde sizinle 'irtica' konusunda dertleşmek istiyorum. Yüzünüzü buruşturup 'Sen de mi yahu? Baydı artık bu irtica yaveleri...' dediğinizi duyar gibi oluyorum. Haklısınız ama sepetinde başka pamuğu olmayanlar, bildik ekşimiş aşı ısıtıp ısıtıp önümüze koyunca, ben de halkımızın büyük çoğunluğunun hislerine tercüman olarak bu kokuşmuş irtica edebiyatında kalem oynatmak zorunda kalıyorum.
İrtica neymiş?
Danıştay'ın kuruluş yıldönümünde konuşan Danıştay Başkanı'nın şu irtica tarifine bir bakınız:
'Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı her türlü hareket irticadır'. Medeniyetin ve düşünce hürriyetinin ulaştığı bugünkü seviyede, böylesine dogmatik ve tutucu bir tanımlama düşünebiliyor musunuz?
Büyük Atatürk, hem Millî Mücadele'nin liderliğini yaparak yepyeni bir devlet kurmuş, hem de Türk modernleşme hareketinin mimarı olmuştur. O'nun en büyük mücadelesi dogmatizme karşıydı. Atatürk ilke ve inkılâplarını tek cümleyle ifade etmek gerekirse, 'Muasır medeniyet seviyesine ulaşmak' diyebiliriz. Kendi döneminde 'Kemalizm' doktrinine karşı çıkan Atatürk, düşüncelerinin dondurulması endişesini taşımıştır.
Ne hazindir ki, Atatürkçü olduklarını iddia edenler, O'na en büyük kötülüğü yapmışlar; ilke ve inkılâplarını dogmatik kalıplarda dondurarak sloganlaştırmışlardır. Bu şekilci ve dar yorum, Atatürk ilke ve inkılâplarının temelindeki 'çağdaş uygarlık düzeyi' anlayışına tümüyle zıt bir sonuç doğurmuştur.
Bu tavır, kelimenin tam anlamıyla bir irtica, geriye yönelme ve gericiliktir. Devrinin en büyük inkılâpçısını, bir takım dogmatik kalıplara sığdırmaya çalışmak kadar büyük haksızlık olur mu?
Atatürk ilkeleri dondurulmamalıdır
Efendim, evvelâ şurasını altını çizerek belirtelim ki, 'Atatürk İlkeleri' ile CHP'nin altı oku aynı şey demek değildir. Atatürk ilkeleri olarak özellikle 1937'den sonra sloganlaştırılan 'altı ok', aslında Şeflik Dönemi CHP'sinin ideolojisi olarak takdim edilmiştir. Böyle olunca da çok partili döneme geçildiğinde, Atatürk ilkeleri CHP'nin malıymış gibi gösterilmiştir.
Atatürk ilkeleri içerisinde sayılan 'Devletçilik ilkesi', günümüz dünyasında geçerliliğini çoktan yitirmiştir. Aslında Atatürk'ün de 1923-1930 yılları arasında ekonomik devletçilikten uzak bir politika takip ettiği görülür. Bırakınız liberalleri, artık sosyal demokratlar dahi 'Devletçilik' taraftarı değildir. Şimdi kalkıp da devletçiliği reddetseniz, Atatürk ilkelerine aykırı harekette bulunarak 'irticacı' mı olacaksınız?
İlkelerin içinde bulunan 'Halkçılık', son derece esnek bir kavramdır. 'Milliyetçilik' ise kimilerine göre çok tehlikelidir. Ben milliyetçiyim. Ama bazıları 'yükselen milliyetçilik'ten dem vurup milliyetçilik karşıtı görüş serdederse, onları irticacı mı sayacağız?
Demagoji kabul etmeyiniz ama eğer irticanın ölçüsü bu ise, 31 Mart Vakası'nı nasıl irtica olayı olarak nitelendirebilirsiniz?
İnanan insanların Allah kelamı olarak kabul ettikleri mukaddes kitapların dahi zamana göre değiştirilebileceğini savunacaksınız ama 'Atatürk ilkeleri' deyince 'inkılâp' kelimesindeki değişime karşı çıkacaksınız. Ne yaman bir çelişki...
Neden şapka giymiyorsunuz?
Ne yazık ki, 'Atatürk İnkılâpları' da, aynen 'Atatürk İlkeleri' gibi dondurulmuştur. Atatürk İnkılâplarını, Anayasa'nın 174. maddesindeki 8 adet kanunla sınırlı tutarsanız, herşeyden önce Türk toplumunda en büyük ve hızlı değişimi gerçekleştiren bir inkılâpçıya ihanet etmiş olursunuz.
İnkılâp kanunlarına bir göz atacak olursak, bunların bazılarının 'kanun-u metrûke' hâline geldiğini görürüz. 174. maddenin 4., 5. ve 6. bentlerinde sıralanan medenî nikâh, uluslararası rakamlar ve yeni alfabenin kabulü hakkındaki kanunlar, günümüz şartları için de geçerlidir. Ancak bunların artık Anayasa, hatta kanun zırhına bürünmelerinin lüzumu kalmamıştır.
1. bentteki 'Tevhid-i Tedrisat Kanunu', dinî-lâdinî ayırımının kalkması ve laik eğitim bakımından geçerlidir. Ancak, günümüz şartlarında bazı öğretim kurumlarının, meselâ askerî okulların öğretim birliğinin dışında kaldığı da bir gerçektir.
Tekke ve zaviyeler ile türbelerin kapatılması, Osmanlı'nın son dönemindeki aşırı uygulamalara bir tepki olabilir. Ancak, günümüzün sosyal ve kültürel hayatında bu unsurların bir zenginlik olduğu unutulmamalıdır. Yani, şimdi Mevlana'nın türbesini ziyaret edip ihtifâle katılanlar irticacı mı oluyorlar?..
İnkılâp Kanunu diye muhafaza altına alınan metruk kanunlardan en ilgi çekici olanlar, 'Şapka Kanunu' ile 'Efendi, Bey, Paşa gibi Lâkap ve Unvanların Kaldırıldığına Dair Kanun'dur. Şapka, 1925'ler dünyasının bir çağdaşlık sembolü olarak düşünülebilir. Lâkin, artık sosyal değişim ve moda, giyim kuşamı belirleyen en önde gelen unsurlardır.
Sorarım size, bugün saygıdeğer Danıştay üyelerinin hangisi şapka giyiyor? Bu dar yoruma göre, şapka giymeyen devlet görevlileri, meselâ yüksek yargı organları üyeleri, profesörler, generaller mürteci mi oluyorlar?.. İnkılâpçı ve Atatürkçü olduğu şüphe götürmeyen Devlet Başkanımız Sezer, Köşk'ün bahçesinde şapkayla mı dolaşıyor?
Birbirlerine 'Paşam' diye hitap eden inkılâpçı generallerimize irticacı mı diyeceksiniz?
Kendi aranızda konuşurken birbirinize 'Bayan', 'Bay' mı dersiniz?
***
İşte size, milenyumun başında gerçek bir irtica manzarası...