2012'de iktisat politikasına destek sağlamanın güçlüğü

Hükümetin arkasında yer alan büyük koalisyon önümüzdeki dönemde olmayacak. 2012 bu nedenle siyasal açıdan ilginç olacak.

Yeni yıla Türkiye ekonomisine ilişkin kaygılar artmış olarak girdik. Üzerinde en çok durulan konu cari açık. Aslında bu bir başlık. Cari açık ekonomimizin işleyiş biçiminden kaynaklanıyor. Bu nedenle sorunun çözümü ekonomik yapı üzerinde durmayı gerektiriyor. Bu arada ‘enflasyon’ sorununun da kısa bir aradan sonra tekrar gündeme geldiğini belirtmek gerekiyor.
Hemen herkes 2012’de olumsuzlukların artacağını öngörüyor ama bunun ne ölçüde olacağına ilişkin görüşler farklılaşıyor. Ancak kriz nedeniyle küresel ekonomide ortaya çıkan değişiklikler hesaba katıldığında Türkiye’nin 2003’ten bu yana uyguladığı iktisat politikasıyla yoluna devam edemeyeceği görüşü güç kazanıyor. 

İstikrarın korunması
Bu politikanın özü 2001 reform programıyla oluşturulan yapıyı sürdürmeyi esas alıp, iktisadi karar birimlerinin güvenini sağlamaktı. Başka bir deyişle hükümetin (Türkiye’nin kurumsal yapısı içinde Merkez Bankası’yla birlikte düşünülmelidir) izlediği iktisat politikası 1990’ların istikrarsızlığından bunalan ve 2001 krizinde ciddi zarara uğrayan iktisadi karar birimlerini tatmin etmeyi hedeflemekteydi. Burada hükümetin lehine çalışan önemli bir faktör, iktisadi karar birimlerinin tercihleri arasında önemli bir fark olmamasıydı. Şirketler kesimi, bankalar ve küçük üretici, esnaf, çiftçi ve işçilerden oluşan geniş kitle 1990’ların istikrarsızlığı ve bunun sonucu olarak gördükleri 2001 krizinin onlara yüklediği yüksek maliyet ışığında son derece ihtiyatlı bir çizgiye kaymışlardı. Bütün bu kesimler 2001 programıyla gelen istikrarın korunması ve bunu bozacak iktisat politikası önlemlerine başvurulmaması konusunda uzlaşıyorlardı. Hükümet bu ortak isteği doğru kavradı ve o yönde hareket etti. Bu politika başarılı da oldu. İstikrar ortamının korunacağına güveni artan iktisadi karar birimleri, faaliyetlerine hız verdi. 

Desteğin devamı güç
Bu politikanın etkisini kaybetmeye başladığı 2006 yılından itibaren de Türkiye dünyadaki likidite bolluğundan yararlanma şansını yakaladı. Böylelikle 2008 küresel krizine kadar ekonomi, içinde bulunduğu kalıpları zorlamadan, büyümeye devam etti. Küresel kriz Türkiye’yi 2008’in son çeyreğinde vurdu. Etkisi de büyük oldu. Hükümetin buna tepkisi ise istikrara her şeyin üzerinde yer veren tutumuna daha sıkı sarılmak biçiminde oldu. Bu da ilk bakışta çelişkili görülse de iktisadi karar birimlerine güven verdi. İktisadi faaliyet, dört çeyrek süren yakın tarihimizin en büyük daralmasından sonra hızla canlandı. Ancak mevcut yapı bu canlanmayı büyük cari açık vererek sağlayabildi. Bu da artık yolun sonuna gelindiğini gösteriyordu.
Bu noktada hükümetin, iktisat politikasını değiştirmek ve yeni bir gelişme programını gündeme sokmaktan başka çaresi yok. Ancak burada bir başka sorun var. Hükümet, geçen dönemde, istikrara büyük ağırlık verip yapısal değişiklikleri ertelerken toplumdan büyük destek görüyordu. Seçim sonuçları da bunu gösteriyor. Bugün geldiğimiz noktada durum farklı. Hükümet bazı yapısal değişiklikleri programına almak zorunda olduğunun farkında. Ama hükümeti 10 yıla yakın bir süre destekleyen iktisadi karar birimleri buna hazır değil. Dolayısıyla hükümetin 2003-11 döneminde sağladığı yaygın desteğin devamı güç görünüyor. Hükümetin arkasında açıkça ya da örtük olarak yer alan büyük koalisyon önümüzdeki dönemde olmayacak. 2012 bu nedenle siyasal açıdan ilginç olacak.