Algılamalar değişse de kehanetler tutturulabilir

Bir piyasa oyuncusunun hangi bilgilere önem vereceği, bulunduğu ortama ve diğer oyuncuların tavrına bağlıdır.

Yunanistan ve İtalya’ya ilişkin gelişmeler, sakin kafayla düşünülünce, insana daha da garip geliyor. Piyasa oyuncuları önce Yunanistan’ın, sonra da İtalya’nın kamu borçlarının düzeyini tehlikeli gördüler. Ortalık karıştı. Her iki ülkede de işleri yoluna sokabilmek amacıyla halkoyuyla seçilmiş parlamentolardan güvenoyu almış hükümetler istifaya zorlandı ve onlar yerine ‘teknokrat’ hükümetler kuruldu. Bu çözüm demokratik mi? Bence değil ama her iki ülkenin geçmişinde, sıkışınca [eski] merkez bankası başkanlarının başbakanlık görevini üstlendiği ‘teknokrat’ hükümet oluşturma uygulaması var (Yunanistan 1989-90, İtalya 1993-94). Demek ki Akdeniz bölgesi demokrasilerinde olabiliyormuş. 

Borç yeni değil
Bu süreçte bir ilginç nokta daha var. Bu ülkelerin kamu borç stoku bir anda yükselmedi ki! İtalya’da 1992, Yunanistan’da ise 1993’te kamu borç stoku ülkelerin GSYH’lerini aşmıştı. Daha sonraki yıllarda ‘kamu borç stoku/GSYH’ oranı Yunanistan’da % 96’nın altına hiç düşmedi, 2005’ten bu yana da % 100’ün üzerinde ve artan bir seyir izledi. İtalya’da ise hep % 100’den fazlaydı. Piyasa oyuncuları (ve değerlendirme kuruluşları) bunca yıldır bu durumun farkında değiller miydi? Farkındaysalar piyasalar niçin bu durumu yansıtmadı da bu ülkeler çok düşük faizle borçlanmalarını sürdürebildiler? Öyle ya, ‘akılcı bekleyişler/etkin piyasa’ yaklaşımına göre faizlerin mevcut tüm bilgiyi yansıtıyor olması gerekmiyor muydu?
Kendimce bir açıklama yapmaya çalışayım: Bu ülkelere borç verenler dünyadan habersiz değiller. Ancak bu ülkelerin kamu borç stokunun yüksek olduğuna ilişkin bilgileri kendi amaçları açısından ‘ihmal edilebilir’ olarak görmüşler, bunun bir sorun doğurmayacağı varsayımı altında borç vermeye devam etmişlerdi. 2007’den itibaren küresel ekonomide bir tedirginlik başladı. Kabaca piyasa oyuncuları ‘iyimser’ olmaktan çıkıp ‘kötümser’ olmaya başladılar. Ellerindeki bilgilere verdikleri ağırlık değişti, ihmal ettikleri bazı olumsuz bilgilerin onlar gözünde ağırlığı artmaya başladı. Onları hesaba katıp diğer bazı olumlu bilgileri ‘ihmal etme’ yoluna gittiler. “Üzüm üzüme baka baka kararır” derler ya, ona uygun olarak bu tür olumsuz bilgilere dayanarak davranışlarını değiştirme uygulaması piyasa oyuncuları arasında yaygınlaştı. Böylece piyasa oyuncuları bu ülkelere borç vermekten kaçınır hale geldiler. Tabii bu da söz konusu ülkelerin durumunu bozucu etki yaptı. Yunanistan krize düştü, İtalya krizin eşiğinde. 

Tüm bilgiler kullanılmaz
Bu yorumda iki önemli nokta var. Bunlardan ilki, piyasa oyuncularının tüm bilgileri kullanmamış olmaları. Bu onlara özgü bir eksiklik değil. Aslında hiç kimse karar alabilmek için var olan tüm bilgileri kullanamaz. Buna ne karar alıcıların bilgi edinme kanallarının ne de bilgi işleme olanaklarının kapasiteleri yeter. Bu nedenle karar alıcılar, mevcut bilgilerden bazılarını seçer, bazılarını ise ihmal ederler [C. Sims’in ‘Akılcı Dikkatsizlik’ (Rational Inattention) Kuramı]. Bir piyasa oyuncusunun hangi bilgileri kullanmaya önem vereceği ise içinde bulunduğu ortama ve diğer oyuncuların hangi bilgileri hesaba kattığına bağlıdır. Dolayısıyla piyasa oyuncuları birbirlerini kollayarak bilgi kümelerini seçer ve karar alırlar (Keynes-Nash dengesi).
İkinci nokta ise, bir ‘durumun’ değerlendirilmesinin onu gözleyenlerin algılama biçimlerinden bağımsız olmaması. Aynı veriler belli bir algılama biçiminde ‘olumlu’ değerlendirilirken algılama biçimi başka bir nedenle değiştiğinde ‘olumsuz’ değerlendirilebilir. Buna bağlı olarak da alınan kararlar tamamen farklı olabilir. Üstelik oyuncular piyasa içinde yeterli güce ulaştıklarında, bu yeni kehanetlerinin gerçekleşmesini de sağlayabilirler [G. Soros, ‘Yansımalılık’ Kuramı]. Türkiye’nin durumunu ‘iyi’ olarak değerlendirenlerin davranışlarını değiştirebilecekleri ve bunun Türkiye açısından olumsuz sonuçlar doğurabileceğini gözden uzak tutmamak gerekiyor. Geçmişteki uygulamaların devamı, değişen koşullarda piyasanın aynı değerlendirmeyi yapacağını garantilemez. Türkiye’nin cari açığı, bu bağlamda, akla gelen ilk sorun; ama tek değil...