Finansın önemine örnek: AB'nin İran önlemleri

AB (ABD ile birlikte) dünyada, finansta neredeyse tekelci konumda. İran'ı asıl vuracak olan da bu kanal.

Petrol fiyatlarının artması yine gündemde. Bu, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehdidi ile başladı. Arkasından Avrupa Birliği’nin (AB) İran’a karşı aldığı önlemler gündeme geldi. IMF, İran’a karşı alınan önlemlerin bu ülkenin petrol ihracatını olumsuz etkilemesi durumunda petrol fiyatlarının yüzde 20-30 arasında artabileceği uyarısını yaptı. Doğal olarak buna bir de İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması eklenirse petrol fiyatlarının daha fazla artacağının da altını çizdi. Ama İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması olasılığı düşük görünüyor. İran’ın tehditlerinden sonra 22 Ocak 2012’de ABD donanmasının 5. Filosu’na bağlı USS Abraham Lincoln uçak gemisi beraberinde üç Amerikan, bir İngiliz ve bir de Fransız savaş gemisi ile birlikte Hürmüz Boğazı’ndan geçip Basra Körfezi’ne girdi. İran hiçbir engelleme girişiminde bulun[a]madı. Konu böylece gündemin ön sıralarından düştü. 

En büyük müşteri Çin
Geriye AB’nin aldığı önlemler ve bunların 1 Temmuz 2012’de yürürlüğe girmesini beklemeden İran’ın bu ülkelere petrol satışını kesmesinin petrol fiyatları üzerindeki olası etkisi kaldı. AB’nin, İran’ın petrol ihracatı içindeki payı yüzde 20 dolaylarında. İran’ın en büyük müşterisi Çin (payı yüzde 22). Diğer önemli müşteriler ise Japonya, Hindistan ve Güney Kore. Konu bizi de yakından ilgilendiriyor. Çünkü Türkiye’nin petrol ithalatının yüzde 30’u İran’dan.
İran’ın AB’ye petrol satamamasının dünya petrol fiyatlarını arttırması için küresel ölçekte arz-talep dengesinin bozulması gerekir. Bunun için de iki koşulun birden sağlanması zorunlu: i) İran’ın petrol ihracatının düşmesi. ii) Başka ülkelerin petrol ihracatlarının artmaması. İran’ın AB’ye petrol ihracatının düşmesinin bu iki koşulun birden sağlanmasına yol açması olasılığı epeyce düşük. İran biraz fiyat düşürerek Çin’e (ve diğer bazı ülkelere) ihracatını pekâlâ arttırabilir. Dolayısıyla dünya petrol arzı fazla etkilenmeyebilir. OPEC’in atıl petrol üretim kapasitesi İran’ın toplam üretiminin yüzde 80’i dolayında. Aslında bu atıl kapasitenin tamamı Suudi Arabistan’da. Bu ülke de üretimini arttıracağını açıkladı. Buna Irak’ın 25 gün içinde devreye girecek dolum tesisi nedeniyle artacak ihracat kapasitesi ve Libya da eklenebilir.
Suudi Arabistan niçin petrol rezervlerinin bu amaçla kullanılmasına razı oldu? Burada temel neden ticari değil. İran’a karşı alınan önlemleri desteklemek için bunu yapıyor. O zaman, Suudi Arabistan’ın işine gelen strateji, bu nedenle dünya petrol fiyatlarının artmamasını sağlamak. Çünkü petrol fiyatı artarsa, İran, aynı petrol gelirini, kendisinden petrol almaya devam eden ülkelerden sağlayabilir. Bu durumda AB’nin İran’a ilişkin önlemlerinin petrol fiyatlarında büyük bir sıçramaya yol açması olasılığı düşük.
Geriye bir başka soru kalıyor. AB ülkelerinin aldıkları önlemlerin etkili olacağını düşünmelerinin arkasında ne yatıyor? Herhalde bir piyasada yüzde 20’lik payla ikinci en büyük durumunda olan bir oyuncunun tekelci rolü oynayamayacağını çok iyi biliyorlar. Ama başka bir alanda AB (ABD ile birlikte) dünyada, neredeyse, tekelci konumda; o da finans! İran’ı asıl vuracak olan da bu kanal. Petrole ilişkin olarak da bu kanal sigorta üzerinden çalışıyor. Petrol taşıyan tankerlerin yüzde 95’i International Group of P&I Clubs tarafından, Avrupa hukukuna göre sigorta ediliyor. Bu kuruluş, AB’nin aldığı önlemlerin, sigortalama işleminin İran’la ilişkili petrol taşımacılığına uygulanamaması anlamına geldiğini açıkladı. Bu durumda dünya tanker filosunun büyük çoğunluğu İran hattında çalışmaktan çekinecek. İran’ın petrol gelirini asıl etkileyecek olan da bu. Gerçi Çin ve Japonya’nın (bu ülke zaten İran’dan petrol ithalatını azaltacağını açıklamış durumda) ayrı sigorta örgütleri var. Ama Çin’in petrol ithalatının çok büyük bir kısmı (2010’da yüzde 90 dolayında) yabancı bandıralı tankerlerle yapılıyor. Bu önlemin yürürlüğe girme tarihini ise İran değil AB belirlemiş durumda. O da Temmuz 2012. Öyle görünüyor ki İran’ın istediği değil AB’nin öngördüğü olacak.