Beni sakın hoş görmeyin

Hoşgörü: Egemenlerin yurttaşları eşit görmediğinin en açık itirafı. Hor görmenin tersinden söylenişi. Baskının, zulmün jelatinli ambalajı.

Hoşgörü: Egemenlerin yurttaşları eşit görmediğinin en açık itirafı. Hor görmenin tersinden söylenişi. Baskının, zulmün jelatinli ambalajı. Yalanın en koyusu, en katmerlisi. Kan ve ölüm kültürüyle ağırlaşan iklimin politikacıları, bazen kendileri için kurban edilecek koyunları bağışlarlar da alkış alırlar ya hani, işte hoş görü sözcüğü de onu çağrıştırıyor bana: Bu bayram bağışlıyorum, gelecek bayram alırsınız canını! Ben, hayatımın muktedirlerin iki dudağının arasında olduğu, hoş görülerek yaşadığım bir toplum istemiyorum! Hem ben onları hoşgörmüyorum ki, onların da beni hoş görmesini isteyeyim!
Hoşgörü, ancak eşit oldukları kabul edilmiş insanlar arasında anlamlı olabilecek bir kavramdır. Hangi dinden, hangi inanç, mezhep ve inançsızlıktan, hangi dünya görüşünden, hangi etnik kimlikten ve hangi milliyetten olursa olsun, bir ülkenin nüfus kâğıdını taşıyan herkes, eşit yurttaş sayılır, eşit haklara sahiptir, din ve vicdan özgürlükleri de eşittir, azınlık olmaları çoğunluğun karşısında onların aleyhine bir eşitsizlik oluşturamaz. Hoş görü, eşitsizlik demektir.
Faşizm dilde başlar, muktedirin dili faşizmi örgütlemek üzere kurulmuştur. Bir suçlu aranıyorsa, önce dilden başlanmalıdır, egemenlerin hoş görüyü de şarta bağladığı buyruk dilinden. Kendisine benzemeyen herkes için hoşgörü kavramını bir tehdit gibi kullanan muktedir, aslında hepimize gözdağı vermektedir. Hrant'ın katilini kışkırtanlardan birinin Orhan Pamuk için söylediği, sonra da destekçisi faşistlerin pek sevip yaygınlaştırdıkları 'akıllı ol' sözü, aslında 'hoşgörü'den kastın ne olduğunu da göstermiştir. Hoşgörü söyleminin, artık o pek gizlemeye gerek görmedikleri arkaplanında tastamam bu uyarı yatıyor: Ey azınlıklar, ey solcular, ey bizden olmayanlar, ey aykırılar, aklınızı başınıza toplayın, ayağınızı denk alın! Hoşgörü dedikleri bu tehditlerden başka nedir?
Hoşgörülerinin de bir sınırı olduğunu her olayla, her katliamla bir kez daha gösteriyorlar işte! Daha açık bir toplum, daha çok demokrasi, özgürlük isteyenlerin tepesinde 'hoşgörü kılıcı' sallanıyor. O kadar da değil diyorlar, siz nerede yaşadığınızı biliyor musunuz diyorlar, siz kim olduğunuzu sanıyorsunuz diyorlar. Bu yıl acıyla 30. yılını 'idrak' edeceğimiz 1 Mayıs 1977 katliamını hatırlayın; Çorum, Kahramanmaraş, Sivas, Gazi Mahallesi katliamlarını; Abdi İpekçi'den Uğur Mumcu'ya, Ahmet Taner Kışlalı'dan Musa Anter'e, Hrant Dink'e suikastleri, son olarak da Malatya'da üç Hıristiyan'ın öldürülmelerini hatırlayın, onların hoş görüsünün ne menem bir şey olduğunu anlarsınız.
Benim onların hoşgörüsüne filan ihtiyacım yok! Eğer bu devlet, sosyal, laik bir hukuk devletiyse zaten hoşgörü kavramına da ihtiyaç yok! Birileri kendilerini bu devletin, bu ülkenin, bu toprakların 'asıl sahibi', beni de 'kiracı' olarak gördükçe, hoşgörü yalanını da sürdürecekler demektir. Bu toplumu bölen, insanları birbirine düşman eden, neredeyse 'beyazlar' ve 'siyahlar' gibi ikiye ayıran, varolan toplumsal, bölgesel, sınıfsal ve ekonomik eşitsizliği bir de inanç, dünyagörüşü ve kimlik üzerinden derinleştirenler, bizi 'hoşgörerek' yok etmek isteyenlerdir. Gericilik ve milliyetçilik, faşizmin iki yardakçısı olarak, 'öteki'nin üzerindeki tehdidi artırmak için hoşgörü yalanını tekrarladıkça, bu ülkenin toprağı da, suyu da, geleceği de kanlanıyor. Hoşgörü, artık şiddetin kod adı gibi.
Türkiye Cumhuriyeti'nde kimsenin kimseyi hoşgörmeye de, horgörmeye de hakkı ve yetkisi olamaz. "Yaradılanı hoş gördük Yaratandan ötürü" dizesini Yunus Emre, muktedirlerin kibrine alet olsun diye söylememiştir. Kafasına üç kurşun sıkılanların, boğazı kesilenlerin ardından hoşgörü lafları edildikçe, sıra hangimizde diye soruyoruz birbirimize. Gerçek hoşgörünün katillere gösterildiğiniyse biliyoruz. Trabzon'da TAYAD üyesi gençlere saldırıldığında bütün muktedirler 'halkımızın milli refleksi' diye sözbirliği etmekte gecikmemişlerdi, umarım şimdi de 'halkımızın dini refleksi'nden bahsetmezler.
Hoşgörünüz de sizin olsun, refleksleriniz de, ne hoşgörünüzü istiyoruz ne de reflekslerinizi! Muktedirseniz, gücünüz yetiyorsa bu katil sürüsünün ardındaki gücü ortaya çıkartın, ölünün arkasından konuşmayın!