Çamur at...

'Çamur at, izi kalsın' denir de, çamur atanlara karşı '... kervan yürür' denildiği nedense unutulur. Meramımı baştan söyleyeyim: Türk şiiri ve edebiyatının, kültür hayatının onuru olan Enis Batur'a yönelik saldırı, canımı çok sıktı.

'Çamur at, izi kalsın' denir de, çamur atanlara karşı '... kervan yürür' denildiği nedense unutulur. Meramımı baştan söyleyeyim: Türk şiiri ve edebiyatının, kültür hayatının onuru olan Enis Batur'a yönelik saldırı, canımı çok sıktı. Aymazlığın, kadirbilmezliğin, değersizleştirmenin az çok hangi çukurlar seviyesine indiğini tahmin edebiliyordum, ama kültür-sanat ve edebiyat alanındaki düzeyin de bu kadar dibe vurduğunu doğrusu bilmiyordum. 'P'Enis Roman' diye takdim edilen 'meşhur kitap'la ilk karşılaştığımda, bunun Enis Batur üzerinden spekülatif bir 'yayıncılık olayı'na tahvil edileceğini düşündüm ve üzüldüm. Birkaç gün sonra da tahminimde yanılmadığımı, maalesef, gördüm: Enis Batur bu kitabı takma adla yazmıştı!
Bunu haber yapanların da, edebiyat çevrelerinde soruşturma yapanların da, kitabın 'yazar'ıyla tam sayfa röportaj yapanların da dahil olduğu ortak bir suikast bu. Kitabın 'edebiyatçı' yayımcısının açıklamalarıysa tam bir pişkinlik örneği, diyor ki: "Kitabın adı P'Okan Roman olsaydı, o zaman da bunun yazarının Okan Bayülgen olduğu söylenecekti!" Vasatın, küçük kurnazlıkların büyük edebi buluşlar ve yaratıcılıkmış gibi sunulduğu bu kısır edebiyat âleminde, gazetecisinin de, edebiyatçısının da, yayımcısının da düzeyini gösteren bir yanıt. Yani bunca haberi, röportajı, açıklamayı yapmadan, Enis Batur'un muhtelif takma adlarla yazılar, şiirler yazsa da, böyle bir kitaba takma adla bile imza atmayacağını, onun yazarlık kumaşının böyle bir şeye izin vermeyeceğini hiç mi aklınıza getirmediniz? Onca kitap yazdığı halde, kitaplarının hiçbirinin çoksatanlar listesine girmemesine fena bozulan Enis Batur diyesiymiş ki: 'Bir gün öyle popüler bir roman yazacağım ki yer yerinden oynayacak!'
Ben, Enis Batur'un 30 yıllık okuruyum, onun yazarlık anlayışında böyle bir cümleye yer olmadığını iyi bilirim. Batur'un 2-3 kitabını ya da birkaç söyleşisini okuyan biri bile, çok satmak, popüler olmak gibi kaygıları olmadığını bilir. Ama ne önemi var? Maksat, Enis Batur gibi değerli bir şair ve yazarı bile, popüler kültürün günlük fast food mönüsüne dahil etmek. Üç gün sonra unutulur nasılsa! Doğrudur, okuru da yazarı da basını da bu kadar belleksiz olan bir ülkede, elbette 'çamur at, izi kalsın' anlayışı her dönemde geçerli olacaktır. Allah'tan, edebiyatçı dernekleri, yazarlar sendikası bu çamura karşı gereken cevabı gecikmeden verdiler. Sevgili Enis Batur'a geçmiş olsun diyelim, '... kervan yürür' denildiğini de unutmayalım.
***
Bu olay, beni de beş yıl öncesine götürdü. 2002 Dünya Futbol
Şampiyonası nedeniyle, Güney Kore'nin başkenti Seul'de bir edebiyat etkinliği düzenlenmiş. Türkolog Nan A Lee de romanları Korecede yayımlanan Orhan Pamuk, Ahmet Altan ve Zülfü Livaneli'yi davet etmiş. Fakat üç yazarımız da gelemeyeceklerini bildirmişler. Nan A Lee de önceden tanıdığı şair ve gazeteci arkadaşımız Sefa Kaplan'dan kendisiyle beraber iki edebiyatçı daha seçmesini rica etmiş. Sefa da o günlerde romanı Koreceye çevrilmekte olan Latife Tekin'i ve beni önermiş. Üçümüz birlikte gittik, Türkiye-Çin milli futbol maçını izledik, üç Çinli yazarla birlikte çeşitli etkinliklere katıldık, bir hafta sonra da Türkiye'ye döndük.
Dönünce, Radikal'in Cumartesi ekinde o günlerde 'Kent Fısıltıları' köşesini yazan 'dedikoducu'nun sütununda adımı gördüm. Bu daveti şöyle aktarıyordu: Ünlü romancımız Latife Tekin, Kore hükümetinin davetlisi olarak Seul'e çağrılmış. Onun yanı sıra 'Radikal'deki köşe yazılarından tanıdığımız' Haydar Ergülen de bu geziye katılmış. Ama sıkı durun, kimin yerine: Zülfü Livaneli'nin! Entelektüeller arasında Zülfü Livaneli'yi küçümseme modası vardır ama, çoğunun da Zülfü'nün pek çok şarkısını ayıla bayıla dinlediğine eminim! Bir kaç yıl önce Radikal'den kovulan ve şimdilerde popstar tarzı yarışmalarda jüri üyeliği yapıp, 'kariyer' yarıştıran bu 'dedikoducu' aklınca hem Zülfü'yü hem de beni aşağılıyordu!
***
'Burası Türkiye, böyle şeylere alışık olmalıyız' mı dediniz? İyi de edebiyatçılar, kültür insanları, gazeteciler de buna alet olacaksa, o zaman şiddet, linç filan diye kimi eleştirme hakkımız olur ki? Yoksa 'bu kadar cehalet ancak tahsille mi mümkündür?'