Gönlümün doğusu

Hayatımızı uzmanlara teslim ettiğimizden beri, şükür, hiçbir kötülükle </br>karşılaşmıyoruz. Sağolsun uzmanlar bizim için en iyisini seçiyorlar. Biz de onları dinleyip, 'en iyi' kitapları satın alıyoruz, 'en güzel' filmlere gidiyoruz.

Hayatımızı uzmanlara teslim ettiğimizden beri, şükür, hiçbir kötülükle
karşılaşmıyoruz. Sağolsun uzmanlar bizim için en iyisini seçiyorlar. Biz de onları dinleyip, 'en iyi' kitapları satın alıyoruz, 'en güzel' filmlere gidiyoruz. Bundan iyisi? Bundan iyisi ne olabilir bilmiyorum. Fakat ilk kez bu film festivalinde bundan sıkıldığımı ve 'en güzel' filmleri görmek istemediğimi hissettim. Ve saygıdeğer film eleştirmenlerimizin tavsiyelerine uymamaya karar verdim.
Yanlış anlaşılmasın, elbette yaptıkları işe saygım var, gittikleri çeşitli festivallerde gördükleri iyi filmleri bizim de görmemizi istiyorlar, dahası 'eleştirmenlik' denen işin doğası da iyiyi kötüden ayırmayı gerektiriyor zaten. Onlar da özellikle İstanbul Film Festivali yaklaşınca, çoğu kere de bizim ısrarlarımıza dayanamayarak, eski-yeni iyi filmlerden bir seçme yapıyorlar. Biz de sinema bilgilerine, deneyimlerine güvenerek bu filmleri görmeye gidiyoruz. Kötü mü ediyoruz, hayır.
Çoğunlukla da gerçekten tadı damağımızda kalan, unutulmaz filmler izleyip kendilerine teşekkür ediyoruz. Demem o değil. Onları suçladığım filan yok, nankörlük etttiğim de sanılmasın, fakat ben biraz kabahati kendisinde arayanlardan olduğum için, bu hususta da kendimi suçlamaktan yanayım. 'Canım, sana iyi bir film önerilmiş, sen de izleyip memnun kalmışsın, suç bunun neresinde?' diye, haklı olarak çıkışabilirsiniz bana.
Öyleyse derdimi bir de şöyle anlatmayı deneyeyim:
Ben de Radikal Kitap'ta ve şiir dergilerinde şiir kitapları üstüne yazılar yazıyorum. Kendimi 'eleştirmen' saydığımdan değil, 'sevdiğim' bazı şiir kitaplarına sevgimi göstermek ve yazılarımı okuyan beş-on kişinin de dikkatlerini bu kitaplara çekmek istediğimden yapıyorum bunu. Sevmeye çok teşne olsanız bile, nihayet söz konusu edebileceğiniz kitapların sayısı da yazdığınız yerin sayfalarıyla sınırlıdır, pek çoğunu yazamadan yeni şiir kitapları çıkargelir. İşte o zaman da alır beni bir düşünce: Acaba 'sevdiğim' halde, üzerine yazamadığım diğer kitaplara haksızlık mı ediyorum? Sevdiğini söylemek iyidir ama ya sevdiklerin hayli fazlaysa...
O yüzden bu festival için film seçerken, iyisiyle kötüsüyle bir macera yaşamaya karar verdim ve dünyanın doğusuna doğru bir yolculuğa çıktım.
Fakat benim doğum yalnızca coğrafyaya dayanmıyor, daha çok gönlümün doğusuna gidiyorum. Avrupa, ABD ve İngiltere dışında kalan, onlar batı, nerdeyse hemen her yere doğu diye bakıyorum: Türkiye, Balkanlar, Arap ülkeleri, Afrika, Asya, Rusya, Latin Amerika... Filmlerimi de oralardan seçtim, Fas, Çin, Irak, İran, Kore, Rusya, Bosna, Hırvatistan, Makedonya, Mali. Eh doğrusunu isterseniz, biraz da son yılların İskandinav filmlerindeki gençlik bunalımlarından bunalmıştım, mutsuzlukları lüks gelmeye başlamıştı, Amerikalıların 'liseli' filmlerinden de gına gelmişti, yaşlandıkça bir nev'i 'röntgenci'ye dönüşen Fransız yönetmenlerin derdi belli olmayan, belki bir derdi de olmayan filmlerini de mutsuzluğuma ekleyebilirsiniz.
Hem sinema da bir keşif değil midir? Öyle denir ya. Ben de keşfe çıktım, artık iyisiyle kötüsüyle bu yılki festival maceramdan tümüyle ben sorumluyum. Değerli eleştirmenlere duyururum. Eleştirmen demişken ben de yıl içinde görüp sevdiğim iki yerli filmin festivalde de gösterildiğini hatırlatayım. Biri Derviş Zaim'in 'Cenneti Beklerken'i. Özellikle ilk filmi 'Tabutta Rövaşata'yla gönlümüzde taht kuran Zaim'in bu filmini de nefis bir roman gibi izlemiştim. Genellikle romanların sinema uyarlamalarından pek tad alamayız, fakat ben 'Cenneti Beklerken'de öncelikle iyi bir film, ama aynı zamanda da harikulade bir roman tadı buldum. Zaim'in ustalığını iyice kanıtladığı bir film bu. Diğeriyse Onur Ünlü'nün ilk filmi olan 'Polis'. Şiirleriyle şaşkınlığa uğradığım (Ah Muhsin Ünlü adıyla yazıyor) Onur Ünlü'nün filmiyle de tam bir sürpriz yaşattığını söylemeliyim. Haluk Bilginer'in oyunculuğunun zirvesine vardığı 'Polis', bende bir 'Yeni Yeşilçam' duygusu da uyandırdı, yeni ve gerçekten adına yakışan bir Yeşilçam'ın öncüsü olabilecek bir film olarak
izledim 'Polis'i... Ne derler, benden hatırlatması...