Hepimiz Çingeneyiz!

Faşizmin kökünü DNA testleri kurutacak mı? "Müslümanlar ve zenciler geleneklerimizi bozuyor" diyen Avusturalyalı faşist siyasetçi Pauline Hanson'un genleri 'bozuk' çıktı! İngiliz ve İrlandalı kökeniyle övünen bu faşistin

Faşizmin kökünü DNA testleri kurutacak mı? "Müslümanlar ve zenciler geleneklerimizi bozuyor" diyen Avusturalyalı faşist siyasetçi Pauline Hanson'un genleri 'bozuk' çıktı! İngiliz ve İrlandalı kökeniyle övünen bu faşistin, DNA testiyle yüzde 9 Ortadoğulu, yüzde 32 İtalyan, Yunan ya da Türk ve yüzde 59 Kuzey Avrupalı olduğu ortaya çıktı. Yerli faşistlerin de DNA testleri yapılsa, kimbilir nerelerden akrabaları çıkar, herhalde Çingenelerle akraba çıksalar utançlarından ölürlerdi!
Hürriyet Pazar'daki haberde Anadolu Türklerinin genlerinin de Akdenizli olduğu belirtiliyordu. İspanyol bilim adamlarının Akdeniz toplumları ile Afrika'da Sahra Çölü'nün altındaki bölgelerde yaşayan toplumlar arasındaki genetik yakınlıkları incelemelerinden ilginç sonuçlar çıkıyor. Örneğin Kürtler ve Ermenilerin genetik yapıları da Türklere ve diğer Akdenizlilere çok yakın. Yani Kürtler ve Ermeniler aynı mahallede komşu olmamızın da ötesinde hısmımız sayılır. Yakınlık iyidir, birbirimizi anlamamızı da yakınlaştırır. Ermeni kadınları başörtüsünü annem gibi bağlıyorsa, Kürt
kadınlarının gözleri annem gibi bakıyorsa, işte her milletten ırkçıya kötü haber: Demek ki hiçbiriniz öyle övündüğünüz kadar 'safkan' değilsiniz! Hem 'safkan' olmak niye bir övünç vesilesi olsun, onu da anlamış değilim.
Flamenkoya bayılırım, görünüşte bir İspanyol ezgisidir, semahlara benzetirim, Anadolu bozkırının ezgilerine benzetirim, Neşet Ertaş'ın kahırlı sesi gezinir, Neşet'in 'Hacı emmi'si Hacı Taşan'ın bozlaklarından sanki bir çift turna yükselir, Ermenilerle birlikte kederini yudumladığımız 'Sarı Gelin' türküsü, Kürtçe yakılmış ağıtlar ve bir 'gece dili' olarak duyduğum Arapçanın genizden ve gönülden kopup gelen yakıcı aşk şarkıları da vardır içinde. Endülüs'te çıkmıştır. Sevilla, Cordoba, Granada flamenkonun Anadolusu'dur. Bir vakitler üç uygarlığın bir arada yaşadığı, Müslüman, Hırısiyan ve Musevilerin ortak yurdu olan Endülüs'te çıkmışsa flamenko, kökeninde de Arap, Yahudi, Berberi, Kuzey Afrika, İspanyol ve Çingene motifleri var demektir.
Türk, Kürt, Ermeni, Arap, Yahudi, sınırlarla, ülkelerle, bayraklarla birbirinden ayrılmış yeryüzü halkları. Bir arada yaşamamak için savaşan, dostluktan çok düşmanlığıyla övünen ve bu uğurda can veren insanlar. Savaş makinesi paslanmasın diye durmadan kamplara bölünen, cephelere sürülen kardeşlerim, aslında hepimizin Çingene olduğunu söylesem bana kızar mısınız?
Kızarsınız biliyorum. Çünkü yetmişikibuçuk insan vardır yeryüzünde, yetmişikisini bilemem ama, buçuğun Çingene olduğunu bilirim. Öyle öğretilmiştir hepimize. Buçuk, yani eksik, yarım insan. Yalnızca Türkiye'de mi, hayır, Avrupa'dan Balkanlar'a, Ortadoğu'ya dek büyük bir coğrafyada onlar kara tenli, karanlık insanlardır. Oysa Çingeneler, Bohemyalılar diye bilinir. Bohemya, kristaller, incelik... Ne var ki bu incelik hem Naziler tarafından yok edildi, hem de Doğu Avrupa'nın 'komünizm'le ilgisi olmayan 'bürokratik despotik' rejimleri tarafından. Oysa dünyanın yaşanabilir bir yer olduğunu Çingeneler hatırlatıyordu bize, şarkıları, dansları, gezgin ruhları, yurtsuzlukları, özgür yürüyüşleri, doğaya yakınlıklarıyla. Onlardan korktuk, ama korkumuzun altında önlenemez bir kıskançlık saklıydı. Kim Çingene olmak istemezdi oysa, sevgilisi, çoluk çocuğu, hayvanlarıyla konup göçmeyi, dünyayı vatan bilip, hiç kimsenin toprağında gözü olmadan, sınırsızca kendisine açılan bir yeryüzünde özgürce dolaşmayı kim istemezdi?
Bazı ruhları Çingene diye sevdik, bazen işten, evden, aileden Çingeneler gibi alıp başımızı gitmeyi özledik, Emir Kusturica'nın, Tony Gatlif'in filmlerini unutmadık. Belli ki ruhumuzda bir yakınlık bulduk Çingenelerle, ruhlarından bir avuç özgürlük dilendik. İkiyüzlülüğümüz bitti mi, hayır, sonra yine buçuk diye küçümsedik onları. İşte DNA testleriyle hepimizin geçmişimiz ve soyumuzla yüzleşeceğimiz günler geldi, hepimizin 'Buçuk' olduğumuzu öğrenmemiz de yakındır. 'Buçuk' olalım, soyağacımız Çingenelere kadar uzansın, belki ruhumuz da uyanır, havalanır, düşüncelerimiz de sınırtanımayan bir açıklığa kavuşur, aklımızın duvarları çatlar, ne 'buçuk' diye aşağılarız insanları ne de 'safkan' olmakla övünürüz. 'Hepimiz Çingeneyiz' demenin 'Hepimiz insanız' demek olduğunu da anlarız belki böylece.