Hrant için turnalar semahı

Canım Hrant, bu mavi gökyüzünde hepimiz kadar senin de hissen vardı. Uçardık, uçarıydık, akışlıydık, kimimiz turna dansına, kimimiz turnalar semahına kanatlanırdık. Birbirimizden değil, avcılardan korkardık.

Canım Hrant, bu mavi gökyüzünde hepimiz kadar senin de hissen vardı. Uçardık, uçarıydık, akışlıydık, kimimiz turna dansına, kimimiz turnalar semahına kanatlanırdık. Birbirimizden değil, avcılardan korkardık.
Faşist H'itler güruhunun saçmaları tüyümüzü, teleğimizi kana beler diye korkardık. Dökülen kanımız bu bereketli toprakları zehirlemesin, nehirlerimizi kirletmesin diye, hepimiz kendi Tanrımıza, kendi peygamberimize, çoğunlukla da birbirimize yalvarırdık. Bütün kuşları sever ama en çok ikisine inanırdık, biri turnaydı, biri güvercin. Bu yüzden hem turna gibi korkak, hem güvercin gibi tedirgin olacaktık.
Oysa bu toprakları, bu göğü hepimize miras bırakan uluların, canların, velilerin bir bildiği, sezdiği vardı. Turnayı ve güvercini boş yere kılavuz göndermemişlerdi yolculuğumuza. İkisi de haberci kuştur, postacıdır, selam getirir, selam götürürlerdi. "Dosttan bir elma geldi/ elma ne güzel elma" tadında, tazeliğinde bir selam. Sonra duyduk ki bu toprakların yok edilen kadim kültürleri, halkları gibi, atlas bir yorgan düşüyle geceleri üstümüze çektiğimiz gökyüzünde de çok kırımlar olmuş meğer. Göç yolları kesilmiş, turnalar avcıların hışmına uğramış, kala kala 11 telliturna kalmış göğümüzde. O günden beri yıldızlar da sönmüş, gecemiz bir kuyu gibi karanlığa boğulmuş, ekmeğimiz bozulmuş, suyumuz azalmış. Güzel sözlerimizin, şarkılarımızın yerini salyalı ağızlardan akan intikam haykırışları almış. Avcılar yalnızca turnaların, güvercinlerin kanatlarına kan düşürmekle kalmamış, çocukların da kanına girmişler. Ellerine silah vermişler, akıllarına ölüm, yüreklerine zalimlik düşürmüşler, onları 'Kahraman olacaksınız' koçaklamasıyla kandırmışlar. Taşları bağlayıp, itleri salmışlar, her zaman yaptıkları gibi.Bu kardeşlik bahçesinin nadir ve nadide çiçeklerine bile katlanamamışlar, onu çokrenkli bir bahçeye çevirmek isteyenleri düşman ve hain bellemişler, 'Ne çiçeği, bu bahçede yalnızca diken yetişecek!' diye bir çöle çevirmişler eski bahçemizi. Kutsal davaları için kutsal olana kıymaktan da çekinmemişler. Üstelik turnanın da, güvercinin de kutsal olduğunu bilerek. Turna, bizim inancımıza göre Hz. Ali'yi ve 12 İmam'ı, güvercinse pirimiz, hünkârımız Hacı Bektaşı Veli'yi temsil eder. İyiliği, dürüstlüğü, saflığı, temizliği, vefayı, sadakatı, sabrı, sevgiyi, onuru, barışı ve özgürlüğü temsil eder. Sen doğrusunu biliyordun elbette, bu ülkenin en has evlatlarından biri olarak 'Bu topraklarda güvercinlere dokunmazlar' derken haklıydın, öyleydi de. İnancımıza göre insanlar güvercinlere de, turnalara da dokunmazdı, yuvalarını bozmaz, kanlarını dökmezdi. Dokunurlarsa başlarına bir felaket geleceğine inanırlardı. Ne yazık ki ustamız Yaşar Kemal'in dediği gibi 'o güzel insanlar o güzel atlara binip gitmiş'ler. Geriye insanlıktan nasipsiz bir avcı çetesi kalmış, bize de senin ardından 'Turnalar Semahı'nı mırıldanmak: "Yine dertli dertli iniliyorsun/ sarı turnam sinen yarelendi mi/ hiç el değmeden de iniliyorsun/ yoksa ciğerlerin parelendi mi/ yoksa sana yâd düzen mi düzdüler/ perdelerin tel tel edip üzdüler/ tellerini sırmadan mı süzdüler..."
Yakında ne güvercin bırakacaklar göğümüzde barışın simgesi diye, ne de özgürlüğe kanatlanan telli turnaları. Oysa uğurdur turna, berekettir, zenginliktir. Turna, bir ayağı üstünde yürür, diğerini kıvırarak havada tutar, yürürken de narindir, yalpalayarak yürümesi avcıları şaşırtmak için değildir, ayağını sertçe basarsa yerin yarılacağından korkar. Turnalar, insanların (insan mı denir şimdi onlara?) yeryüzünde yapacakları fenalıklardan, akıtacakları kanlardan elem duyarlar, bu yüzden zaman zaman yollarını da şaşırırlar. Alevi-Bektaşi inancımıza göre, turnanın yolunu şaşırtmak ve onu uzun süre havada tutmak en büyük günahlardandır. Biz,
cem ayinlerimizde turnalar semahını dönerken, onun uçuşunu taklitle kollarımızı açar, böylece yükselerek Hakk'a kavuşacağımıza inanırız.
Kardeşim, yoldaşım, hemşehrim Hrant, bu 'cem'e (toplanma) bir kez daha lanet yezidi uğrattılar. Şu kutsal Muharrem ayına girerken, İmam Hüseyin ve masum-u pak'ları Kerbela'da şehit ettikleri günden beri hiç ara vermedikleri kanlı zalimliklerine bir yenisini daha eklediler. Seni o kutlu 'cem'imizden 'turnalar semahı'yla gökyüzüne uğurlarken bilmeni isterim ki, bu topraklarda az da olsa sesini sesine katanlar ve 'turna ben masumum avcı değilim' figanıyla gözyaşı dökenler var. Sen şimdi 'havanın yüzünde semah dönerken', gökyüzü de 12. turnasına kavuşmuş olarak seni bağrına basıyor.