İyi şeyler de oluyor...

İşler kötüye giderken, memleket topyekûn bir 'deliler teknesi'ne binmişken, biri çıkar ve yüreğimizi ferahlatmak için 'İyi şeyler de oluyor' der.

İşler kötüye giderken, memleket topyekûn bir 'deliler teknesi'ne binmişken, biri çıkar ve yüreğimizi ferahlatmak için 'İyi şeyler de oluyor' der. Bunun bir klişe olduğunu bilsem de duymaya ihtiyacım olduğu için sevinirim. Sanatçıların, özellikle de edebiyatçıların 'kaos'tan beslendikleri yolundaki tevatür, galiba bizim memlekette fazlasıyla doğrulanıyor. Bunalım dönemlerinde edebiyattan şiire, sinemadan müziğe yetkin yapıtlar üretiliyor. Ben de bu 'kaotik' ortamda yazıya biraz nefes aldırmak, onca kötülüğe rağmen hayatta iyi şeylerin de olduğuna öncelikle kendimi inandırmak için, son zamanlarda dinlediğim iyi müzikleri sizlerle paylaşmak istiyorum.
İlk albüm, genç yaşta yitirdiğimiz, 'şair ceketli kardeş'imiz Kazım Koyuncu'ya ait. Halkevleri tarafından derlenip yayımlanan 'Dünyada Bir Yerdeyim' albümünün kitapçığında Koyuncu'nun 'Teşekkürler Dünya' başlıklı bir 'veda' yazısı var: "Kötü şeyler gördük: Savaşlar, katliamlar, ölen, öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar ve topluluklar gördük. Yanan kentler, köyler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük... Ama her şeye rağmen bu dünyada şarkılar söyleyebildik. Teşekkürler dünya." Erken vedasına sebep olan bu dünyaya sitemini, böylesine bir zarafet içinde, teşekkür ederek dile getiriyor. Kazım'ın sözlerini Ali Elver'le birlikte yazdığı 'Dünyada' şarkısından: "Uzak yerler çeker beni/ isterim ki gemilerle gideyim/ bugün burda şarkılar söylerim/ ben kendime şarkılar söylerim/ ama yarın hiçbir yerdeyim."
Coşkuyla hüznün kaynaştığı bu albümü, Kazım'ın gitgide içimize daha fazla işleyen sesini unutmamak için dinleyin. Onun ayrılığı hükümsüz kılan tavrıyla, hiçbir yerde olmasa da, aramızda olduğunu hissedeceksiniz.
Sema'nın 'Efsane Hanımlar'ın şarkılarını söylediği 'Ekho' albümü, taş plaklarda kalan bu sesleri yankılandırıyor. Eski usul söyleyişiyle, 'en uygun sada' ile çalınmış şarkılarıyla, Bayan Fahriye'den Küçük Nezihe'ye, Makbule Hanım'dan Seyyan Hanım'a kıymetli 'muganniye'lerin hatırasına tam bir sadakat ve derin bir vefayı da ruhumuza taşıyor Sema. Kulaktan çok ruhla, gönülle dinlenecek bu şarkılarda hem 'hanım hanımcık' hem de 'çapkın' ve 'bitirim' bir eda var. Necip Celal'in ünlü tangosu 'Mazi Kalbimde Bir Yaradır'dan: "Ben de gönül çektim eskiden/ yandı hayatım bu sevgiden/ anladım ki bin aşka bedel/ gençliğimmiş elden giden." İlginç denemeleriyle, geçmişin seslerini, özgün hallerini bozmadan günümüze taşıyan Sema, bu albümüyle 'efsane hanımlar' arasına girdi bile. Yorumladığı klasiklerle o da bir klasik oldu. 'Ekho'yu dinlerken sanki cumhuriyetin ilk yıllarından bir 'muganniye'yi de dinler gibi oluyorsunuz.
Metin-Kemal Kahraman kardeşlerin Zazaca ve Türkçe şarkılar söylediği 'Çevere Hazaru' (Binler Kapısı) albümünün 100 sayfalık kitapçığında Dersim'deki Kızılbaş-Alevi inancı da tanıtılıyor. Kahraman kardeşlerin yörede yaptıkları kayıtlardan yola çıkarak hazırladıkları albümde geleneksel ezgiler yer alıyor. Bunlardan biri hak erenlerden Düzgın Baba üstüne söylenmiş bir ezgi: "Düzgın senden çıktı binler kapısı/ olmuşlarını kaybetme/izlerine toz atma/ taliplerini unutma." Kırklar Cemi'nden Semah Gülbengi'ne Alevi tasavvufunun bilinmeyen örnekleriyle dolu albüm, çokkültürlü bir Türkiye'nin zenginliğini duymayanlara da duyuracak bir çeşitliliği içeriyor. Açık Radyo'nun sloganındaki gibi 'Kainatın tüm seslerine, renklerine, titreşimlerine açık' olanlar, bu özel çalışmaya kalplerini açarlarsa, müziğin evrensel sesini de duyacaklardır. Yalnızca dinlenecek değil, okunacak bu değerli kaynakla Metin-Kemal Kahraman kardeşler 'Binler Kapısı'nın yolunu açanlardan olduklarını bir kez daha gösteriyorlar.