'Karşınızda eylülün sesi'

O güne kadar ayların yalnızca rengi var sanıyorduk, kış geldi kara hüzün, yaz geldi mavi hüzün. Kolaydı da aylara hüznün renklerini yakıştırmak. Ayların bir de sesi olduğunu eylülle anladık, hep bir solgunluğa...

O güne kadar ayların yalnızca rengi var sanıyorduk, kış geldi kara hüzün, yaz geldi mavi hüzün. Kolaydı da aylara hüznün renklerini yakıştırmak. Ayların bir de sesi olduğunu eylülle anladık, hep bir solgunluğa yakıştırdığımız eylüle, 'kara eylül' demeye başladığımız günlerde. Edip Cansever işte o zaman 'Eylülün Sesiyle' uyardı hepimizi, dedi ki:"Baylar !/ Bin dokuz yüz seksen birdeyiz/Karşınızda eylülün sesi/ Ağustos çekildi, eylülün sesi/birazdan konuşacak/"Bu dünyada yaşamak can sıkıcı bir şeydir baylar".
Edip Bey bunu dedi, beş yıl sonra, 28 Mayıs 1986'da da, bizi 'eylülün sesi'ne terkederek, bu dünyadan çekip gitti. O eylülden 10 yıl önce de başka bir şiiriyle 'ses' vermişti Edip Bey, 'Mendilimde Kan Sesleri'yle:"Gülemiyorsun ya, gülmek/bir halk gülüyorsa gülmektir/Ne kadar benziyoruz Türkiye'ye Ahmet abi/Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden/Dirseğin iskemleye dayalı/-Bir vakitler gökyüzüne dayalı derdim ben-".
Sonrası yine Edip Bey'in bir şirinde dediği gibidir:"Ah, neresinden baksam sessizlik yine". 12 Mart'ın 'kan' sesi de, 12 Eylül'ün sesi de dilsiz bıraktı bizi, sessizliğin tam ortasına bıraktı. O sessizliklerde, "Boynu bükük duruyorsam eğer/ içimden böyle geldiği için değil/ama hiç değil/Ah güzel Ahmet abim benim/ İnsan yaşadığı yere benzer/o yerin suyuna, o yerin toprağına benzer" dediği gibi iyice benzedik yaşadığımız yere, iyice alıştık ıssızlığımıza.
Bazen insan şairler kadar bilmek istiyor, hele de 'hiçbir şey bilmiyorum' üzüntüsüne derin derin daldığı bugünlerde. O yüzden de büyük şairlere, onların sezgiyle kurdukları büyük şiirlere sığınmak istiyor. Benim 'hal-i pür melal'im de böyle. Sözün tükendiğini, söylenecek hiçbir şeyin kalmadığını hissettiğim günler geldi çattı yine. Karacaoğlan'ın bir dörtlüğünü hatırlıyorum:"Karacoğlan der ki:Bu bize n'oldu/ Koynumuz köpüklü kan ile doldu/saatim ay oldu, günüm yıl oldu/Gelip geçmez kara günden usandım". Şu gelip geçmez 'kara eylül'den usandım ben de. Tarih tekerrürden mi ibaret, iyi de bu kara eylül hiçbir yere gitmedi ki! Gitmediği gibi, her şeyiyle artarak, ağırlaşarak hükmünü sürdürüyor. Bir zaman 'galiba bir parça özgürlük rüzgarı esiyor' diye bir vehme kapılmıştık, kendimizi inandırmaya çalışmıştık. Biraz karadan koptuğumuzda, kıyıdan açılır gibi olduğumuzda eylülün sesi, bizi yeniden kendimize getirdi. O sesin durduruculuğuna koşullanmış gibi yine kalakaldık olduğumuz yerde: "Her şey o kadar dokunaklı ki/Eylülsem, istemeden kırılıyorsam bazen/Dağınık, renksiz bir mozayık gibiysem/Üstelik yalnızsam bir de-telefonda kuş sesleri-/ Aynalardan duvarlara bir üzünç akıntısı/Bu dünyada çekingen olmak çok iyi bir şeydir baylar".
Hiçbir şey bilmiyorum... Darbe istememek, 'muhtıra'ya karşı çıkmak, niye AKP yandaşı olmak, niye 'Sorosçu' olmak sayılıyor, bilmiyorum. Bir halkın en yoksul insanlarını bir çarşıda katletmek, bu vahşet, bir başka halkı nasıl özgürleştirir, kimi özgürleştirir, bunu hiç bilmiyorum. Barış dilinin neden bir türlü kan dilinin yerini alamadığını da bilmiyorum. Şiddetin, terörün, evet 'kimden ve nereden gelirse gelsin', hiçbir siyasal amaca hizmet etmeyeceği bu denli açıkken, bunca bilinirken, neden hala şiddetten medet umulduğunu da bilmiyorum. Alevilerin gericilere, ırkçılara, milliyetçilere bu kadar yakınlaşmasının, Çorum'dan Maraş'a, Sıvas'a katledilen yüzlerce Alevinin kemiklerini sızlatacağını ise biliyorum da, bilmiyorum. Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti, cumhuriyetin özünü ve anlamını oluştururken, cumhuriyetle demokrasi neden birbirlerine düşmanmış gibi gösterilir, bilmiyorum. Bilmediğim bunca şeyi bu yaştan sonra öğrenebilir miyim, onu da bilmiyorum.
Bildiğim, 'Eylülün Sesiyle', bu dünyada, bu ortamda yaşamanın iyice can sıkıcı olduğudur. Şiirimizin büyük ustası Edip Cansever'i ölümünün 21. yılında saygı ve özlemle anarken, onun şiirini okumak dışında başka ne yazılabilir, hiç bilmiyorum.