Neş'e dolmuyor insan!

Pazartesi günü tüm yurtta ve KKTC'de bazı çocuklar müsamerelere, bazıları alanlara çıkacak, okul avluları sevinç ve coşkuyla dolup taşacak, şarkılar, şiirler birbirine karışacak...

Pazartesi günü tüm yurtta ve KKTC'de bazı çocuklar müsamerelere, bazıları alanlara çıkacak, okul avluları sevinç ve coşkuyla dolup taşacak, şarkılar, şiirler birbirine karışacak...
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı törenlerle kutlanacak.
Kutlansın. Ama çocuklara kutlu olsun, büyüklere değil! O büyükler ki, çocukluktan nefret ettikleri için bir an önce büyüyüp büyük büyük mevkilere makamlara gelmişlerdir, ne kendi çocukluklarını ne de başka çocukları sevmişlerdir! O yüzden onların bayramını kutlamasam da olur, karşılıklı ikiyüzlülük yapmamış oluruz. Şimdi onlar, çocukları da kendilerine benzetmek için, bir günlüğüne koltuklarını çocuklara devrederler, vali, belediye başkanı, emniyet müdürü filan olur çocuklar! Aman ha, koltuklarınızı çocuklara filan vermeyin, onların saflığını iktidar, hırs, mevki, koltuk gibi pek bayıldığınız şeylerle bozmayın! Çocukları sevmiyorsunuz çünkü, onların varlığından bile haberiniz yok, gözünüzün de gördüğü yok zaten. Çok mühim başka işleriniz var, kiminiz vatanı milleti kurtarma peşindesiniz, kiminiz dergi basıp gençleri coplatma işindesiniz, kiminiz daha fazla rant elde etmek için şehirleri köstebek yuvasına çevirmedesiniz. Çocukları değil sevmeye, görmeye bile tahammülünüz yok sizin. Oysa o çocuklar sizin yüzünüzden ölüyorlar, siz onları sevmediğiniz için, onlara şu kadar değer vermediğiniz için
ölüyorlar. Suçlusunuz evet, onların küçücük elleri sizin yakalarınıza yapışıp sanık sandalyesine oturtamaz belki ama, siz bu kadar büyüdüğünüz, çocukluktan bu kadar uzaklaştığınız için vicdanlarda hep suçlu olacaksınız!
Bu kadar çabuk büyümeseydiniz, belki emrinizdekilerin kurşunları 12 yaşında bir çocuğun bedenini 'terörist' diye delik deşik etmeyecekti! İçinizde bir parça çocukluk kalsaydı, rögarlardan içeri peşpeşe çocukların düşüp ölmesine izin vermezdiniz! Bir an geçmişe dalıp çocukluk günlerinizi hatırlasaydınız, İzmir şehrinde 30 çocuk belki ikinci kez coşkuyla bayramlarını kutlayacaktı, törenlerde yorulacaktı,
acıkıp susayacaktı, kana kana su içecekti!
Siz bayramı kutlamayı hak etmediniz, ikiyüzlülük yapmayın, biraz utanın, gidin kendiniz için suç duyurusunda bulunun, sonra da yüreğiniz, vicdanınız el veriyorsa, bu kadar çocuğun kanı sizi rahatsız etmiyorsa, buyrun o rahat koltuklarınızda güle güle, izzet ve ikbal ile oturun! Buyrun devletlim, makam da sizin koltuk da!
Yıllar önce, bir Ramazan Bayramı öncesi, 'Şeker ile Tiner' diye bir yazı yazmıştım: "Beyoğlu'ndaki çocukların gözlerini unutamıyorum. Artık hiçbir yere bakmıyorlar, size de bakmıyorlar, vitrinlere de bakmıyorlar, bugüne, yarına hiç bakmıyorlar! Bir bakın gözlerine, o gözlerin çocuk gözleri olmadığını göreceksiniz! Çocuklar öyle bakar mı hiç, çocukların gözleri yerinde duramaz, sabırsızlıkla, merakla, cinlikle oynar durur... Televizyonda Emine'yi gördüm. Kar üstünde lastik pabuçlarıyla gezerek, elleri üşüyerek kağıt mendil satıyordu, yalnızca 4 yaşındaydı. Emine'nin gözleri bana ne yaptı bilmiyorum... Eski bakışları yok çocukların. Yine güzel gözleri var, yine kötülük yok bakışlarında, fakat gördüklerini anlatıyor onların gözleri, gördüklerinden dolayı yaşadıkları acıyı, umutsuzluğu, kırgınlığı anlatıyor. Çocuklar çocuk gibi bakmıyorsa ne arifenin tadı olur ne bayramın. Ah üzüm gözlü Emine, bütün kağıt mendillerini bana sat, bu bayram gönül dağına çok yağmur yağacak!"
Bu bayram çocuklar yine "Bugün 23 Nisan / Neş'e doluyor insan" diye sevinçli şarkılarını söyleyecekler, fakat siz büyük büyük makam sahipleri, sakınola onların şarkılarına katılmayın, bayramlarını kutlamaya kalkışmayın! O iğreti gülüşlerinizle, o yapmacık sevgilerinizle çocuklara yaklaşmayın, zira sizi görünce 'neş'e dolmuyor insan!'