Rüzgâr pansiyonu

Dünya bazıları için dört yanından rüzgâr alan bir ev. Açık ev ya da rüzgâr pansiyonu. Bazı şehirler de diğerlerine göre daha çok rüzgâr alır, sözgelimi İstanbul...

Dünya bazıları için dört yanından rüzgâr alan bir ev. Açık ev ya da rüzgâr pansiyonu. Bazı şehirler de diğerlerine göre daha çok rüzgâr alır, sözgelimi İstanbul, Ankara'dan daha rüzgârlıdır. Ankara'nın meşhur 'Rüzgârlı Sokağı' var ama, İstanbul bütünüyle rüzgâr üzerine kurulmuş...
Murat Koçak: Ankara'dan İstanbul'a kendi rüzgârıyla gelenlerden. Bir şiirinde bunu anlatıyor: "Belli yaştan sonra yakın olmalı denize/ gittiğim yerler/ soba kapı pencere/ anahtarsız döşeksiz/ imgeler balıksırtı/ karartın spotları/ kimse görmemeli yürek boşluklarına sığdırılmışlığımı." Murat'ı Ankara'dan tanıyorum, malum 80 öncesinden, rakı içtiğimiz Piknik'ten değil de, Sakarya'da bira içtiğimiz Ekspres'ten. Ahmet Erhan'la görmüştüm ilk, A. Erhan sevgisiyle gördüm hep sonraları da. Murat bu dönemi 'Büyük Ekspres Kuşağı' olarak adlandırıyor. Hepimizin 'genç', 'şair' olduğu yıllar. Akif Kurtuluş'tan Behçet Aysan'a, Adnan Satıcı'dan Hüseyin Ferhad'a, Azer Yaran'dan Adnan Azar'a Büyük Ekspres Kuşağı.
'Rüzgâr' seçkisini yıllar önce Eren Aysan'la birlikte çıkarmaya başlamıştı Murat, sonra rüzgâr'ıyla beraber İstanbul'a taşındı, daha doğrusu bir 'Rüzgâr Pansiyonu'na taşındı. Yakında altıncısını yayımlayacağı seçkideki bir yazısında bu 'pansiyon'u anlatıyor Murat: "Yıllardır sokaklardayım, nedenini kendim dışında kimselerle paylaşmadan. Hayatı tanımak, kendimi daha iyi algılayabilmek adına çıktım yollara... Korkusuzlaştım. Her şey olacağına varacaktı, üzerime düşense beni yanlışlardan koruyacak olan özen...Doğallığımın kazandırdığı edinimlerle hâlâ kıyıdayım ve 'arının uçuşu'nu algılamak adına arayışa devam edeceğim. Doğayı anlayamadığımızda kendimizi tanımaktan ürktüğümüz için anlamsızlaşıyoruz. Kimi davranışımla yanlış yaptım dediğimde, farkına varmadan yaşadığım yılların mutluluğunun bilincine varıyorum. Arı olmanın kattığı içtenlikle devam edeceğim yürümeye."
Şiire adanmış bir yaşam Murat'ınki, sokaklara ve elbette rüzgâra. Seçkisinin yanı sıra şiir kitapları da yayımlıyor. Murat'la karşılaşanınız olmuştur. Gazetelere de haber olmuştu. Son TÜYAP Kitap Fuarı'nda, kendisini bir kitap tezgahına dönüştüren ilginç giysisiyle 'İç İçe Odalar' adlı şiir kitabını hem sergilemiş, hem de satışa sunmuştu. 21 Mart Dünya Şiir Günü'nden başlayarak da İstiklal Caddesi'nde, Galatasaray Lisesi'nin önünde, Tünel'de, bir 'performans' olsun diye değil, şiirle yaşamın yakınlığı ya da iç içeliğinden hareketle, çeşitli şairlerden şiirler okuyor. Cumartesi günü Tünel'de karşılaştım, Ahmet Erhan'ın "Şehirde Bir Yılkı Atı" kitabından yüksek sesle şiirler okuyordu. Sonra bana bir mektup uzattı, 'Ankara ilkgençliğimizin o bozkırı bize o kadar çok şey kattı ki, şimdi sessiz bir kasaba gibi anılarımız içinde' diyordu mektubunda.
Murat'la her karşılaşmamızda Panait Istrati'nin 'Kodin' ('Arkadaş') romanını hatırlıyorum. Filmini de görmüştüm. Uzun boylu, iriyarı, hep gülümseyen ve yalnızca insan olmanın saflığını taşıyan yüzüyle o 'Arkadaş'a benzetirim Murat'ı. O, bir şiirindeki gibi 'Hiç Kimse Senfonisi'dir tek başına, 'vesikası elinden alınmışların adresi yoktur'. Onun da adresi yok, sokağı, yurdu, yatağı rüzgâr. Dünya rüzgâra ne kadar yorgan olabilirse, Murat da o kadar örtüyor üstünü işte. Bir yazısında değiniyor buna da: "Rüzgâr, çocukluğumun şiire dönüşmüş hali; şiiri, suçortağı ile paylaşan kocaadamın öte duyarlığı. Ev duygusunu küller arasında unutan, arkadaş evlerinde varolma savaşı veren Argos yazdıklarını küller arasına bıraktı."
25 yıldır sokaklarla iç içe bir rüzgâr Murat Koçak. Beyoğlu'nda karşılaşırsanız, bir kaç dakika Murat'ın o etkileyici sesiyle okuduğu şiirleri dinleyin, 'faşizmden değil/ mülkiyetimden korkuyorum' diyen bu
derviş-şairin sizin de ruhunuza fısıldayacağı bir şey vardır ola ki. 'Arınmak uğruna yurdunu kendinde arayan' bir yitik adam, 'Rüzgâr Pansiyonu'nda, tepeden tırnağa şiire dönüşmüş bir halde, sizi de sevgili konukları olarak ağırlamayı bekliyor.