Üzgün kediler gazeli

'29 Ekim 1998'de, Cumhuriyet'in 75. Yılı şerefine, İdil elinde bir kutuyla çıkageldi: 75. Yıl armağanı küçücük bir kedicik! Ankara ve Tekir kırması üç aylık bir yavru.

'29 Ekim 1998'de, Cumhuriyet'in 75. Yılı şerefine, İdil elinde bir kutuyla çıkageldi: 75. Yıl armağanı küçücük bir kedicik! Ankara ve Tekir kırması üç aylık bir yavru. O yaptığı yolculuktan ve korkudan miyavlamıyor, bense onunkinden de beter bir korkuyla ağzımı bile açamıyordum. İlk gün, adı üç gün sonra Mısır olacak yavru arka odada, ben de salonda durduk. Kedi ve merak, bilirsiniz, ertesi gün Mısır yeni yuvasını keşfe çıkmıştı bile. Küçük adımlarıyla salonun kapısında belirdiğini gördüm, bir an durdu ve o güzelim sürmeli gözleriyle, 'Hak'tan sürmeli' gözleriyle bana öyle bir baktı ki, ancak âşıkken böyle güzel bakılır ya da böyle güzel bir bakışa ancak âşık olunur. Öyle de oldu. 'Hoşgeldin evine' dedim. Şimdi İdil ve ben, Mısır'la Kiraz'ın, yani kızlarımızın evinde oturuyoruz!' Bu yazıyı geçen yıl yazmıştım, Mısır 8, İran kırması kızı Kiraz'sa 7 yaşındaydı.
***
Mısır 1 yaşındayken trenle bir Eskişehir yolculuğu yapmıştık. Bu hikâye de o yolculuğun anısınadır: "Meselleri, hikâyeleri çoktu babaannemin. Çok kardeştik, o meselleri dinleye dinleye büyüyemedik bir türlü. Hep çocuk kalmak istedik. Büyüdükten sonra yeniden dinledim onları babaannemden. Belki de beni en çok etkileyeni en son meseli oldu, daha önce hiç anlatmadığı bir mesel. Babaannem, Mısır'ı görünce gülmüş, sonra da yalnız kaldığımız bir vakit, 'Dur sana bir mesel vereyim' deyip, kediyi niye sevmek gerektiğine dair etkileyici bir mesel anlatmıştı: 'Muaviye'nin
adamları, Hazreti Ali'yi camiye girerken sırtından hançerlemişler. Ali dönmüş, kendisini hançerleyen yezide bakmış, 'Sen sonsuza kadar fare ol!' demiş, elindeki mendili de yere bırakmış, 'Sen de kedi ol, bunun peşini sonsuza kadar bırakma!' demiş. Nazlı Babaannem 'İşte böyle yavrum' demişti, 'Kedi, Ali'nin mendilidir, bizim kedi sevgimiz Ali'den gelir.' Pek hoşuma gitmişti bu mesel de, 'Bizimkiler oyuncak fareyle bile oynamıyorlar babaannecim' deyince pek gülmüştü 'Kürt kızı'.
Kiraz doğduğunda Mısır'ın yarasını çocukluk mendilimle sarmıştık.
'Gencölen' dayıma kız istemeye götürmüşlerdi beni de, en küçük 'görücü' olarak. Mendilim o gün kendini bir 'büyük adam' gibi hisseden o çocuktan kaldı bana."
***
Geçen yıl sokakta baktığım kedilerden Kılçık, kışın kaybolup da bir daha gelmeyince 'Kayıp Rüya' diye bir yazı yazmıştım. Şair arkadaşım Fergun Özelli de dokunaklı bir şiirle taziyede bulunmuştu bana: "Kediler, aşklar, kelimeler/ürperen ve ürperten notalarla/büyütürler şairi/.../-ya kayıp kediler !/evet, onlar da/gitmeden suretlerini bırakırlar/düşlere, şiir evin köşesine usulca". Mısır, Mayıs'ın son günü o 'sonsuz turne'ye çıkınca öyle dedim İdil'e: 'Biz de büyüdük artık, büyümek buysa! Acıları büyütüyor insanı, kaybettikleri de...' Hem yalnızca suretlerini bırakmıyorlar, ruhlarını bırakıyorlar bir de. Sanki yalnızca ruhtan ibaret gibiler, ama ruhun da canı acır. Acıtır. İsmet Özel'in "Kuş öldü/ küçücük bir yorgunluktu ölmeden önce" dizeleri iki gündür değiştirdiğim haliyle dilimde geziniyor: "Kedi öldü/küçücük bir kuştu ölmeden önce." Kedinin içinde de bir kuş var çünkü, kedilerin yüreği kuşüzümü kadar. Bir kediyi elinize aldığınızda, yalnızca onun kuşuzümü yüreğini değil, ruhunu da hissedersiniz.
***
Yakınlarda bir şiir kitabım yayımlandı, adı da, en güzel şiiri de şair kardeşim Engin Turgut'a ait. Bir edebiyat dergisi ısrarla şiir istiyordu Engin aracılığıyla, hiç şiirim yoktu, ona 'Benim yerime bir şiir yazar mısın?' dedim, sağolsun, 'Üzgün Kediler Gazeli'ni yerime yazdı: "Hayallerimin toprağını eşele, ahşap kalbimi tırmala, kımıldasın her şey/Çünkü bir kedi kadar gövdesi var kırılmış ve yorgun heveslerin/.../ Evler kedisiz yetim, sokaklar kedisiz üvey sayılır, ben budalasıyım aşkın/Beni de boynu ıssız kedilerden sayın, nasılsa ağzım var dilim yok/.../Kedilerimin kardeşiyim, inceliği ve mahcubiyeti onlardan öğrendim/Beni turnasız türkülerin beni solgun bir kedinin kalbinde unuttular." Beni de.
Mısır, iki uzun yolculuğa çıkmıştı, biri trenle Eskişehir'e, biri de uçakla İzmir'e. Şimdi üçüncü ve en uzun yolculuğuna çıktı. 'Üzgün Kediler Gazeli'ne bıraktı bizi, evimizi, kızı Kiraz'ı. O şimdi sürmeli gözleriyle en derin uykusunda, kuşüzümü ruhu ise evde, odalarda, aramızda.